Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, belediyelerin SGK borçlarına yönelik verdiği “silkeleyin” talimatının üzerinden 22 ay geçti. Silkeleme talimatının çok boyutlu olduğu bu süre içinde CHP’li belediyelerin başına gelenlerden belli oluyor.
Bu süre içinde onlarca belediye başkanı ya hapis veya AKP’ye katılma seçeneği ile silkelendiler. Bir yandan transferlerle AKP’lileştirilen belediyeler; diğer yandan hapse atılanların yerine kendi belediye başkanlarını seçmek için yapılanlar utanç verici. AKP’li adaya yeter sayıda oy çıkarmak için muhalif Meclis üyelerinden tutuklamalar, yetmezse diğer üyelerden bazılarının “ikna edilmesi” suretiyle AKP’li adayın seçilmesi sağlanıyor.
En çarpıcı örneği Adalar belediyesinde CHP’den seçilmiş 10 üye varken, 2 üyeye sahip AKP’nin adayı belediye başkanı oluverdi.
Bunun gibi örnekler çoğalırken, büyük hedefin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının AKP’lileştirilmesi olduğu söyleniyor. Ekrem İmamoğlu’nun “ahmak” davasının Yargıtay’da onanması halinde İstanbul Belediye Başkanlığı boşalmış olacak. Bu durumda Belediye meclisinden sadece 6 kişi ikna edilip, AKP adayına oy verdirilebilirse, AKP’li aday seçilebilecek. Böylece AKP İstanbul’u yeniden kazanmış olacak.
CB Erdoğan “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” özdeyişini dilimize kazandırmıştı.
Peki, devlet gücünü kullanarak, millet iradesine aykırı bir şekilde “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır mı?”
Yetmezse, silkeleme devam edecek mi?
İzmir BŞB Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye transferi ile AKP uzun yıllar sonra İzmir’i “kazanmış” oldu (mu?)
Milli iradeye tamamen aykırı bu tür transferler AKP’nin Türkiye’yi kazanmasına katkı sağlar mı?
******************************
Milli İradeyi Silkeleme
Son genel ve yerel seçimlerin ardından, muhalefet partilerinden (veya bağımsızlardan) AK Parti’ye katılan milletvekili sayısı 14’e ulaştı. (Bu milletvekillerinin 11’i İYİ Parti’den seçilmişti.)
Belediyelerde ise, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile birlikte, AK Parti’ye geçen belediye başkanı sayısı toplamda 45’e ulaştı. Transferlerde CHP, Yeniden Refah Partisi, DEM Parti ve bağımsız kökenli pek çok il, ilçe ve büyükşehir ismi yer almakta. Bunlar arasında dikkat çekici isimler şunlar: Cemil Tugay (İzmir Büyükşehir), Özlem Çerçioğlu (Aydın Büyükşehir), Burcu Köksal (Afyonkarahisar), Mesut Özarslan (Ankara Keçiören).
Milletvekili transferlerinin ilk amacı, gerekirse Anayasa değişikliği ile, Cumhurbaşkanının yeniden aday olmasının yolunun açılması olabilir. İkinci amaç ise “Çerçeve Yasa” sonrası beklenen yasal ve anayasal değişikliklerle Türkiye’nin üniter-milli devlet yapısının değiştirilmesi olabilir.
Peki, Belediyelerin “ele geçirilmesi” için silkeleme operasyonlarının amacı ne olabilir?
AKP’nin uzun yıllar en büyük meşruiyet kaynağı ve elde ettiği siyasi gücü, seçilerek gelmiş olmaktan kaynaklanıyordu. Şimdi seçilerek gelenlerin silkelenerek düşürülmesi veya devşirilmesi “milli iradeye saygı” devrinin kapandığını gösteriyor.
Silkeleme sonucu transfer olanların iktidar partisine katılması utanç vericidir. Çünkü onları halk mevcut iktidarı seçim yoluyla devirip kendi siyasi görüşüne göre yönetsinler diye seçti. Transferler bu yüzden hem ahlaki değil ve hem de kendisini seçen halkın iradesine saygısızlıktır.
Ama bu transferleri yapanların, halk iradesini çiğneyerek yaptıkları silkeleme ve transferler aynı derecede utanç vericidir.
Halkı “biz kimi seçersek seçelim anlamı yok” bezginliğine sevk eden bu davranışlar milletimize yapılan çok büyük kötülüklerdir.
******************************
AKP’lilerin Birbirini Silkelemesi
FON SOYGUNU (Fon Dolandırıcılığı) ile yaşadığımız olaylar silkeleme talimatı üzerinden kendilerine vazife çıkaranlar ve çok geniş yorumlayanlar olduğunu gösteriyor.
Meğer, siyasetin görünmeyen kısmında milletin cebini silkeleme operasyonları tam gaz devam ediyormuş.
Yapılan operasyonlar ile 455 bin vatandaşımızın cepleri silkelenmiş. Fonların kurucu ve yöneticilerinin tamamının AKP’li olduğu ifade ediliyor. Bunlardan bir kısmı AKP’nin çok önemli isimlerinin çocukları. Zaten bu ikinci neslin hepsi, zengin olmanın sırlarına vakıf çok yetenekli gençler.
Yatırımcıların çoğunluğu da AKP seçmeni. Yatırımcılar arasında iktidar partisinin üç Genel Başkan Yardımcısı da var. Fon yetkililerinin devlet büyükleriyle içli dışlı olduğunu gösteren resim ve belgeler sosyal medyada uçuşuyor.
Bu yüzden yapılan soygunun “aile içinde” olduğu yani “AKP’li seçkinlerin orta direk AKP’lileri soyduğu” yorumlarına yol açıyor. Ancak skandalın ortaya çıkmasıyla ekonomiye verilen zarar tüm vatandaşlarımızı ilgilendiriyor.
****
ZARARIN BOYUTU: Manipülasyon yapılan fonlar 25 milyar dolarlık batık bırakmış. Skandalın ekonomiye verdiği zarar 100 Milyar dolara yakınmış.
Fatih Altaylı’nın hesabına göre; 25 Milyar dolarlık zarar İş Bankası, Garanti Bankası ve Akbank’ın toplam değeri kadar.
25 milyar dolar ile tam tamına 416 adet F-16 uçağı alabiliriz. Şu anda Türkiye’nin envanterinde olanın iki katı. İsrail’in toplam savaş uçağı sayısının 2,5 katı.
Başka kıyaslamalar yapılırsa, 25 milyar dolar demek, 227 F-35, 100 şehir hastanesi, 10 Çanakkale, 16 Osmangazi, 31 Yavuz Sultan Selim Köprüsü demek.
Ekonomideki 100 milyar dolarlık toplam kayıp ise K. Maraş merkezli asrın en büyük deprem felaketinin maliyetine eşit.
****
Yaklaşık bir yıldır bilinen bu dolandırıcılık olaylarında devletin gözetim ve denetim kurullarının görevlerini yapmadığı, felaketin göz göre geldiği anlaşılıyor.
İktidara yakın gazeteci Abdülkadir Selvi yazdı: İstanbul Borsası 2025 yılında ilgili birimleri 130 kez uyarmış. Bu uyarılara rağmen işlem yapılmamış.
Selvi’nın yazdığına göre, Tera’nın borsaya açılma talebine iki SPK üyesi “yeterli şartları taşımıyor” diye red oyu veriyor. Bu iki üye 30 Ekim 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı imzasıyla görevden alınıyorlar. 2 ay sonra yani 2022 yılının aralık ayında Tera borsaya açılıyor.
Bu kişiler görevden alınmasa veya bunların uyarısı dikkate alınsa idi, Tera zararı ya hiç olmayacak veya bu boyutta olmayacaktı deniyor.
O halde bu kişiler neden görevden alındı ve Tera’ya ve diğerlerine yol açıldı?


