11.8 C
Kocaeli
Cuma, Ekim 9, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkMadde Asıl Değil

Madde Asıl Değil

Tecrübe ile sabittir ki, madde asıl değil.

Varlık ona dayandırılamaz ve ona tabi kılınamaz.

Belki madde, bir mânâ ile kaim olup ayakta durur.

O mânâ ise hayattır, ruhtur.

Çünkü her şeyde mânâ asıl ve önceliklidir.

Madde, mânânın tecessüm, tekevvün teşekkül etmiş,

Kısaca müşahhas / görünür hâl almış şeklidir.

Mânâsı olmadıkça,

Yani var oluşdan, bir gaye ve amaç güdülmedikçe,

Madde ortaya çıkmaz, varlık âleminde yerini almaz.

Hem, görüldüğü gibi madde; kendisine hizmet edilen değil ki,

Her şey ona yönelik olsun. Belki hizmet edendir.

Bir hakikatin mükemmelleşme ve olgunlaşmasına hizmet eder.

İşte o hakikat hayattır. O hakikatin esası ve temeli de, ruhtur.

Apaçık şekilde anlaşılıyor ki, madde hükmeden değil.

Öyle ise niye ona başvurulsun? Kemalât ondan istenilsin?

Belki hükmolunandır ki, bir esasın hükmüne bakar.

Onun gösterdiği yollarla hareket eder.

İşte o esas hayattır, ruhtur ve şuurdur.

Evet madde öz, esas ve sabit değildir ki, işler ona bina edilsin.

Belki yarılmaya, erimeye ve yırtılmaya hazır bir kabuk,

Bir köpük ve bir surettir. Nitekim,

Gözle görülemeyecek kadar küçük bir hayvanın,

Öyle keskin duyguları vardır ki,

Arkadaşının sesini işitir, rızkını görür.

Üstelik, gayet hassas, keskin hisleri vardır.

Bu hâl gösteriyor ki,

Maddenin küçülüp inceleşmesi nispetinde

Hayat emare ve işaretleri artıyor.

Ruhun nuru ve aydınlığı şiddetleniyor.

Sanki madde inceleştikçe,

Bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça,

Ruh, hayat ve şuur âlemine yaklaşıyor gibi,

Ruhun hareketlenmesi ve hayat nuru,

Daha şiddetli bir şekilde kendini gösteriyor.

Bu madde perdesinde bu kadar;

Hayat, şuur ve ruh sızıntıları bulunsun da;

O perde altındaki, görünmeyen iç âlem;

Ruh ve şuur sahipleri ile dolu olmasın?

Şu maddiyat / görünür âlemdeki mânâ, ruh ve hayatın

Ve hakikatin sınırsız izleri,

Parıltıları ve neticelerinin kaynakları;

Yalnız maddeye ve maddenin hareketine

Dayandırılarak izah edilsin?

Bu sayısız iz, sızıntı ve parıltılar gösteriyor ki,

Bu maddî ve görülen âlem;

Ruh ve melekler âlemi üstünde

Serpilmiş tenteneli bir perdedir.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img