Tecrübe ile sabittir ki, madde asıl değil.
Varlık ona dayandırılamaz ve ona tabi kılınamaz.
Belki madde, bir mânâ ile kaim olup ayakta durur.
O mânâ ise hayattır, ruhtur.
Çünkü her şeyde mânâ asıl ve önceliklidir.
Madde, mânânın tecessüm, tekevvün teşekkül etmiş,
Kısaca müşahhas / görünür hâl almış şeklidir.
Mânâsı olmadıkça,
Yani var oluşdan, bir gaye ve amaç güdülmedikçe,
Madde ortaya çıkmaz, varlık âleminde yerini almaz.
Hem, görüldüğü gibi madde; kendisine hizmet edilen değil ki,
Her şey ona yönelik olsun. Belki hizmet edendir.
Bir hakikatin mükemmelleşme ve olgunlaşmasına hizmet eder.
İşte o hakikat hayattır. O hakikatin esası ve temeli de, ruhtur.
Apaçık şekilde anlaşılıyor ki, madde hükmeden değil.
Öyle ise niye ona başvurulsun? Kemalât ondan istenilsin?
Belki hükmolunandır ki, bir esasın hükmüne bakar.
Onun gösterdiği yollarla hareket eder.
İşte o esas hayattır, ruhtur ve şuurdur.
Evet madde öz, esas ve sabit değildir ki, işler ona bina edilsin.
Belki yarılmaya, erimeye ve yırtılmaya hazır bir kabuk,
Bir köpük ve bir surettir. Nitekim,
Gözle görülemeyecek kadar küçük bir hayvanın,
Öyle keskin duyguları vardır ki,
Arkadaşının sesini işitir, rızkını görür.
Üstelik, gayet hassas, keskin hisleri vardır.
Bu hâl gösteriyor ki,
Maddenin küçülüp inceleşmesi nispetinde
Hayat emare ve işaretleri artıyor.
Ruhun nuru ve aydınlığı şiddetleniyor.
Sanki madde inceleştikçe,
Bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça,
Ruh, hayat ve şuur âlemine yaklaşıyor gibi,
Ruhun hareketlenmesi ve hayat nuru,
Daha şiddetli bir şekilde kendini gösteriyor.
Bu madde perdesinde bu kadar;
Hayat, şuur ve ruh sızıntıları bulunsun da;
O perde altındaki, görünmeyen iç âlem;
Ruh ve şuur sahipleri ile dolu olmasın?
Şu maddiyat / görünür âlemdeki mânâ, ruh ve hayatın
Ve hakikatin sınırsız izleri,
Parıltıları ve neticelerinin kaynakları;
Yalnız maddeye ve maddenin hareketine
Dayandırılarak izah edilsin?
Bu sayısız iz, sızıntı ve parıltılar gösteriyor ki,
Bu maddî ve görülen âlem;
Ruh ve melekler âlemi üstünde
Serpilmiş tenteneli bir perdedir.


