Anne babaların çocuklarına gösterdiği aşırı sevgi nasıl zararlıysa, sevgi yoksunluğu da o kadar zararlıdır.
Çocuğa ölçülü sevgi verilmelidir. Bazı ana-babalar çocuğun ruhunun ihtiyacı olduğu sevgiyi onlardan esirgerler. Çocuklarını öpmeleri ve kucaklamaları soğuktur. Bazen de bunu dayak ve şiddet takip eder.
Sevilmediğini hisseden çocukların içi buruk ve eziktir. Kendilerini devamlı yalnız ve itilmiş görürler. Bu durum çocuğu hayata küstürür. Hayatta hep başarısız olurlar.
Sevgisiz veya şiddet içinde yetişen bu çocukların kendilerinde bulunan yetenek ve beceriler ortaya çıkmaz, israf edilmiş olur. Kavgalı, huzursuz, bölünmüş veya ikinci evlilik yapmış ailelerin çocuklarında bu durum daha fazla görülür.
Çocuğuna soğuk davranan ana-babalar, çocuklarının hiçbir yaramazlığını hoş görmezler. Cezalandırmak için bahaneler ararlar. En ufak bir yanlışlıklarını görseler onlara hakaret eder ve aşağılarlar. Ya da çeşitli yöntemlerle cezalandırırlar. Başarılarını ise görmezlikten gelerek ödüllendirmezler.
Ailede sevgiyi bulamayan bu çocuklar, çareyi evden kaçmakta bulur. Eğer dışarıda bir suç işlemişlerse, evde en büyük cezanın kendilerini beklediğini bildiklerinden, eve dönmek istemezler. Evde bulamadıkları sevgi ve ilgiyi başka yerlerde ararlar. Bu masum istekleri de kötü kişilerce istismar edilir.
Ailede verilmesi gereken sevgi ve ilgiyi bulamayan çocuklar ailelerine ve içinde yaşadıkları topluma küskündürler. İhtiyaçlarını karşılamak için suç işlemek durumuna düşerler.
Yeterli sevgi, çocuğu ailesine ve topluma bağlar; sevgi yetersizliği ise onu aile ve toplumundan dışlayarak yalnızlığa iter. İçi buruk, boynu bükük ve hayata küskündürler.
Bazı anne babalar çocuklarına sevecenlik gösterdikleri zaman bile, hallerinde bir zorlama ve yapmacıklık göze çarpar. Çocuk bakımı anneye ağır bir yük gibi gelir. Çocukların kendisini eve bağladığından, gezmesine, çalışmasına engel olduğundan yakınırlar.
Böyle anne babalar çocuklarının yanlarına sokulmalarını istemezler. Öpüşleri, kucaklayışları soğuktur. Çocuğu, ya nineye ya da çocuksuz bir teyzeye baktırma yolunu seçerler.
Anne babadaki soğuk tutumu sezen çocuk, onların ilgisini çekmek için, abartılı şekilde gözlerine batacak davranışlara girişir, ayaklarına dolaşır. Bu da anne babanın daha itici olmasına yol açar.
Bazı anneler çocuğun olumlu niteliklerini görmez, kusurlarını ise hiç kaçırmaz. Bu tutumunu haklı göstermek istercesine, “Çocuk dediğin ana babadan korkmalı, çekinmeli. Çocukları şımartmaya gelmez. Ben onların hiç bir şeylerini eksik etmem ama yüz göz olmam” gibi mantık yürütür.
Böyle anneler çocuğun hiç bir yaramazlığını bağışlamaz. Her şeyi görür, abartır ve başına kakar. Onu başkasıyla karşılaştırır ve eleştirir. Olumlu davranışlarını ise görmezden gelir, böylece çocuğa doğuştan kötüymüş duygusu aşılar.
Kimi anneler de hiçbir çocuğunu bağrına basamaz, kanı kaynayarak sevemez. Bu annelerin geldikleri aileler incelendiğinde, kendilerinin- yeterli sevgi görmedikleri ya da annesiz büyüdükleri anlaşılır. Ruhsal dengesi çok bozuk olan annelerin de, çocuklarına yeterli ya da sürekli sevgi vermeleri çok güçtür.
Sevgi ve şefkatin; yerinde, zamanında, ölçülü olarak kullanılmaması halinde ortaya büyük sorunlar çıkar. Çocukta özgüven ve kendisini değerli hissetme duygusu gelişmez. Çocuk kendini dışlanmış, atılmış olarak düşünür ve çocukta güvensizlik duygusu gelişir.
Ekseri böyle ailelerde diyalog yerine monolog hâkimdir. Anne baba konuşur, nasihat eder, çocuk dinler. Çocuğun itiraz etme, “hayır” deme hakkı yoktur.
Sevgi ve şefkat duygusundan mahrum yetişen, kendine güveni olmayan bir çocuğa sevgiyi öğretmek, insanlara güvenmesini sağlamak çok zordur. Çünkü bu duygular ancak ailede yaşanarak kazanılır. Hiçbir işimiz anne ve babalık sorumluluğundan daha önemli olamaz, İşler bekleyebilir, fakat çocuk eğitimi beklemez.
Bir çocuk dünyaya gözlerini açtığında, sevgiyi yeterince tatmak ister. Sarılıp sarmalanmak, sıcak bir dokunuşla serpilip büyümek ister. Oysa bazı çocuklar, bu şefkatten mahrum kalır. Yalnızlığın hoyrat rüzgârları ruhlarını hırpalar, kalpleri kırgın, gözleri hep ıslaktır.
Bir çocuk sevgisiz büyüdüğünde, içindeki renkler solmaya başlar, umutları kararır. Hayatta bazı şeylerin vakti geçmez, yanlış yapıldığı fark edildiğinde, bazı şeyleri telâfi imkânı vardır. Fakat çocuk eğitimi böyle değildir. Bilhassa çocuğun sevgiye ihtiyaç duyduğu, karakterinin şekillendiği dönemler geçtikten sonra; geriye dönüp buradaki hataları değiştirmek mümkün değildir.
Atalarımızın dediği gibi: “Doğurmakla bitmiyor, yoğurmak gerek onu… Gayrıya bırakma da sen eğit çocuğunu…”
Çocuk, kıvamında sevildiğinde şımarmaz. Sevgi ve şefkat gizlenmemelidir. Çocuğumuzu içimizden geldiği gibi sevmeliyiz. Belki buna bir daha vaktimiz olmayabilir. Çocuğa zaman ayırma; şimdilerde onunla haftada bir gün parka veya sinemaya gitme şekline dönüştü. Bu yetmiyor maalesef.
Sevgiyle yoğrulmayan bir yürek, kuru bir yaprak gibi savrulur. Eksik kalan her sarılma, her güzel söz, onun kendine duyduğu sevgiyi de eksiltir. Mutluluk kahkahalarıyla dolması gereken evler, sessizliğin hüznüyle ıssızlaşır.
Sevgi görmeyen, sevgisiz büyüyen çocuklar, mutsuzluk içinde büyürler. Kendilerine inançları azalır, dünyaya güvenleri sarsılır. İnsanlarla bağ kuramaz, kalplerine bir duvar örerler. Empati kurmakta, sevilmeye layık olduklarını hissetmekte zorlanırlar.
Sevginin yokluğu, bazen sessiz bir çığlığa dönüşür, bazen de fırtınalar koparır çocuğun içinde. Kimisi bu eksikliği içine gömüp susar, kimisi öfkeye sarılır, hayata karşı bir başkaldırı başlatır. İçlerindeki boşluğu doldurmak için kimi zaman karanlık dehlizlere sürüklenirler.
Çocukların çiçekler gibi serpilip büyümesini sağlayan şey, bir gülümseme, içten bir ilgi, samimi bir dokunuştur. Ebeveynler, bu sevgilerini göstermekten çekinmemeli, çocuklarının yüreklerini şefkatle ısıtmalıdırlar. Bir çocuğun gözlerine sevgiyle bakmak, ona “sen değerlisin” duygunu vermek çok çok önemlidir.
Okullar ve aileler, çocuklar için bir sevgi limanı olmalı, anne babalar, öğretmenler minik kalplere birer umut ışığı yakmalıdır.
Dünyanın en mükemmel melodisi, sevgiyle büyüyen bir çocuğun gülümsemesidir. Bir çocuk sevildiğini hissettiğinde, dünya onun için daha anlamlı hale gelir.
Zamanında eksik kalan sevgiyi telafi etmek zor olsa da imkânsız değildir. Yüreklere şefkat ekildiğinde, geçmişin yaraları iyileşir, çocuklar yeniden umut dolu bir dünyaya adım atarlar. Sevgi, bir çocuğun en doğal hakkıdır. Bu hakkı onlara sunmak, insanlığın en önemli görevlerinden biridir.
Sevgiyle kalın…


