Prof. Dr. ORHAN PROF. TÜRKDOĞAN Hocamızla 25 Nisan 2009 târihinde yaptığım röportajı, aziz hâtırâsını tâzim maksadıyla sunuyorum. 

105

ŞİÎ-ALEVÎ-BEKTAŞÎ KAVRAMLARI

Ve Ayrışmaları Sona Erdirecek Akılcı Formüller.

Oğuz Çetinoğlu: İnsanlarımızın büyük çoğunluğu; Şiîlik, Alevilik ve Bektaşilik arasındaki bağlar konusunda net ve doğru bilgilere sâhip değil. Konuya buradan girebilir miyiz Hocam? Gerçekten aralarındaki çizgiler belirsiz mi?

Prof. Dr. Orhan Prof. Türkdoğan: Şiilik, deyim olarak, İslâm dînî sisteminden ayrılık anlamında kullanılır. ‘Şia’ ayrılık demektir. Günümüzde İran’ın inanç sistemi Şiilik’tir. Alevilik ise, genel anlamda Türk İslâm kültür kodu içinde milletimize özgü bir deyimdir. Çoğu defa batılı standartlara uyarak bizler de Alevilik deyimi yerine Şia terminolojisini kullanmaktayız. Açıkça gözleneceği üzere, İran Şiası ile Türk Aleviliği arasında bir ayrışım yapmaktayız. Türk Alevilik inanç sistemi; Türk toplum değerleri, inanç ve normlarının oluşturduğu kendine özgü bir yapılaşmadır. Bu sebeple, İran şiasından önemli açıdan bir farklılaşmayı ortaya koyar.

Uzun yıllar boyunca Alevî aydınları, din adamları yetişmemiş ve Alevilik gelenekli dedelerin elinde kalmış ve dogmatik bir kimliğe dönüşmüştür.

16. yüzyıldan başlayan bu eğilimler 20. yüz yıla kadar kapalılık kimliğini sürdürmüştür. Bu uzun süre içinde, Türk Aleviliği kanın tazelenmesi anlamında bir atılım yapamamış,  ilkel bir düzeyde kalmıştır. Günümüzdeki Aleviliğin anladığım kadarıyla bir kültürel yenilenmeye, bir arınmaya ihtiyacı vardır.

Çünkü yüzlerce yıl esir konumunda tutulmuş bir inanç sistemi kuşaktan kuşağa Sünni kültür kodlarına karşı bir tepkiye dönüşmüştür. Günümüzde Türk Aleviliği Cami’ye gitmeyi, orucu-namazı dışlamıştır. âdetâ, İslâm kültür koduna Türk Aleviliği,  bir tepki unsuru olarak yüceltilmiştir.  

Bektaşilik; Osmanlı’nın esir konumunda tuttuğu Alevilik inanç sisteminde -çağın gereğine uygun olarak- yeni bir norm ve biçim kazanmıştır. Artık, Bektaşî inanç sisteminde Alevilik dogmatizm kalıplarından kurtulmaya ve bir esneklik kazanmaya başlamıştır. Bektaşilik, akılcı ve dar kalıplara karşı bir açık zihniyet ve davranış kalıplarının yansımasıdır. Hacıbektaş Veli şöyle sesleniyordu:

                              Hararet nardadır, sacda değildir,

                              Akıllar baştadır taçta değildir.

                              Allah’ ı ararsan kalbinde ara,

                              Kudüs’te, Mekke’ de Hac’da değildir.

Bilindiği üzere, Alevilik, İbrani anlayışı gibi doğuştandır. Ancak Alevî anne-babadan doğanlar  Alevî kabul edilir. Oysa, Bektaşilik bu tür katı nastan uzaktır, sonradandır. Bu sebeplele, Bektaşilik daha demokratik bir niteliğe sâhiptir. Alevilik, günümüz antropolojik deyimi ile kapalı bir sistem olduğu halde, Bektaşilik tamamen açık sistemdir.

Çetinoğlu: Alevî fraksiyonları; Hz. Ali’ye Allahlık izâfe etmekten Câferilerde olduğu gibi Sünni akidelere iyice yaklaşanlara kadar geniş bir yelpâzeye yayılıyor. Bu durumda,  ‘Hangi Alevilik’ diye soranlar haklı mı?

Prof. Türkdoğan: Alevilik olgusu, târihî süreç içinde gizliliğini devam ettirirken, temsil edildikleri toplumların sert ve yumuşak karakterlerine göre, kimlik değişimine uğramıştır. Bu sebeple, günümüzde Türk Aleviliği-‘Caferilik’ oyarak adlandırılan İran Şiasına ve Nusayrilik türü yapılaşmalara varıncaya kadar kimlik değişimlere uğramıştır. Şu anda, Safevî Şiası olarak da adlandırılan Türk Aleviliğine tepki olarak da İran Şiası / Ali Şiası önemli oranda ilerlemektedir.

Türk Alevilik sistemi, gelenekli İslâm öncesi Şaman karizmasına yönelik kültür kodlarını temsil ederken, İran Şiası da önemli atılımlar içindedir. İran Şiası Camiye, Namaz-Oruç ve benzeri İslâm norm ve değerlerine saygılıdır. Ancak, saflarına aldığı bütün etnik grupları asimile etmek suretiyle, bir kültürel özdeşleşmenin de içindedir. Türk Aleviliğini Safevi Şiası, kendi Alevilik anlayışını da Ali Şiası olarak kabul eden bu anlayış bir anlamda ‘benzeme, benzet’ ilkesini temsil etmektedir. Bu da kimlik yitirilmesine yol açmaktadır.

Türk Aleviliği, târihî süreçten ötürü esnekliğini yitirmiş, âdetâ cihanşümul bir din olan İslâm karşıtı bir kutuplaşmanın içine itilmiştir. Bu sebeple Alevilik sistemimizin yeniden düzenlenmesine, teşkilatlanmasına ihtiyaç vardır. Bu da Dede, Baba, Pir veya Dede-Baba gibi Alevî sektizmini temsil eden dînî liderlerin demokratikleşmesine bağlıdır. Yakın dönemimizde Âşık Veysel bu tür bir yaklaşımı gündeme getiren cihanşümul kişilerden biridir. Şöyle diyordu:

                                                Yezit nedir, ne Kızılbaş,

                                                 Değil miyiz hep bir kardaş.

                                                 Bizi yakar bizim ataş,

                                                 Söndürmektir tek çaremiz.

Çetinoğlu:  Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Alevilerle ilgili bir bölüm ihdas edilirse hangi Alevilere yönelik olacak?

Prof. Türkdoğan: Sünni İslâm inanç sistemini temsil eden Diyanet, günümüz Aleviliğinin değişik anlayışlarına dayalı bir yapılaşmaya yönelemez. Allah-Peygamber ve Kur’ an akidelerine saygılı  ‘Ali’ profilini temsil eden bir Alevililik inanç sisteminin yeniden  iyileştirilmesine-yüceltilmesine ihtiyaç vardır.

Günümüz Alevilik-Bektaşilik kültür kalıplarının, her türlü dogmatik düşünceye karşı, akılcı ve aydınlanmacı girişimleri gündeme getirerek, İslâmî bir Rönesans hareketini başlatmaları gerekmektedir. Artık, Diyânet ve Alevilik çatışmaları bir son bulmalıdır…

Çetinoğlu: İran Hükümdârı Nâdir Şah, Osmanlı Pâdişâhı Sultan Birinci Abdülhâmid Han’a; Câferî Mezhebi’nin Osmanlılar tarafından dört hak mezhebe, beşinci olarak eklenmesi ve Kâbe’de bulunan dört mezhep rüknünden birinin Câferîliğe tahsis edilmesini talep etmişti. Osmanlı ulemâları bu talebi kabule şâyan bulmadılar. Şâyet kabul edilseydi, sağlanacak gelişmeler  konusunda bir tahmin yürütmek mümkün mü?

Prof. Türkdoğan: 1730’ da Nâdir Şah’ın bu teşebbüsü İslâm inanç sisteminde ileriye dönük bir enkarnasyon hareketidir. İsâbetli olmuştur. Böylece,  İslâm ülkelerinin kendilerine özgü gelenekli dînî değerleri ve kültür kalıplarıyla İslâm inanç sisteminin uyum sağlama yaklaşımları gerçekleştirilmiş ve sosyal çatışmalar önlenmeye çalışılmıştır. Osmanlı bu toplantıya katılmamakla büyük bir hatâ yapmış, ve günümüz çatışmalarına târihî  kimlik kazandırmıştır. 

Çetinoğlu:  Türkler arasında Alevî-Sünni ayrışması ne zaman, hangi olay veya olaylarla başladı?

Prof. Türkdoğan: Şiîlik, Hz. Ali taraftarlığı demektir. Hz. Ali’nin çocuklarının Kerbelâ’da şehit edilmesinden sonra Şiîler, Sünnî inançtan ayrılan bir mezhep oluşturmuşlardır.

Mezhebin taraftarları kendi aralarında bölündüler. Başlıcaları şunlardır:

1-Şia-i ulâ: Halifelik için Hz. Ali’yi destekleyenler.

2-Usul-i Şia: Bu grup ta 3’e ayrılır:

2.1-Hz. Ali’yi ashap’tan üstün sayanlar

2.2-Ashaba sövenler

2.3-Hz. Ali’ye Tanrılık isnat edenler.

Bu sonuncu grubun taraftarlarına Türkiye’de rastlanmaz.

İran halkı eskiden Sünni idi. Erdebil Okulu’nun kurulması ile Şiiliğin etkisi altına girdi. Gelişme yılları 1400’lü yıllardır. 1500’lü yılların başında Şiîlik resmî mezhep hâline geldi. Mezhep mensupları Anadolu’ya gelerek Şiîliği yaymaya başladılar. Bunlar ayrıca; İran’ın güçlenmesi için Osmanlı Devleti’ni zayıflatmaya da çalışıyorlardı. Bu tür faaliyetlere karşı koyan İlk Osmanlı pâdişâhı, Yavuz Sultan Selim Han’dır. Sultan’ın gayesi, Osmanlı Devleti’ne güç kaybettirecek, birliği bozacak hareketleri engellemekti. Engellemek için uygulanan asker gücüne dayalı tedbirlerdeki sertlik unsuru sebebiyle, devletin korunması gayesi unutturuldu, ‘Alevî kırımı’ olarak târihe intikal ettirildi. Bu sebeple Alevîler, Yavuz sultan Selim Han’ı sevmezler. Yavuz, Alevilere değil, Devletini yıpratmak isteyenlere karşı mücâdele vermişti. 

Çetinoğlu: Azerbaycan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da ve diğer Türk cumhuriyetleri ile Kıbrıs’ta ve Kırım ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Türk topluluklarında Sünni-Alevi ayrışımı var mı?

Prof. Türkdoğan: Sünni-Alevî ayrışması, dış tahriklerle, Anadolu Türklerinin karşısına çıkartılmış bir gailedir. Maksat Türk Devleti’ni yıpratmaktır. Sözünü ettiğiniz Türk yurtlarında az veya çok sayıda Alevî olmasına rağmen problem yaşanmamaktadır. Esâsen Türkiye’de de sorumluğunu müdrik Alevîler ve Sünniler arasında, çok yoğun tahriklere rağmen bir ayrışım söz konusu değildir. Ayrışım konusu, potansiyel bir tehlike olarak gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. 

Çetinoğlu: Alevî-Sünni bütünleşmesi nasıl sağlanır?

Prof. Türkdoğan: Alevî-Sünnî bütünleşmesi için açıklanmış ve genel kabul görmüş bir formül yoktur. Konu ile ilgilenen uzmanların değişik görüşleri vardır. Bunları şöylece özetlemek mümkündür:

1-Alevîlik, itikadî bir mezheptir. İnsanlarda inanç-itikad ruhu öldürülemez. Bunun kabulü, birinin diğerini asimile etmesi anlamını taşır ki, mümkün değildir. Maksat ne olursa olsun, taraflar aşırılıklarını törpülemeli, yaklaşım için iyi niyet adımı atmalıdırlar. Bu olmuyorsa, insanî ölçülerde birbirlerinin inancına saygı göstermelidirler.

Aleviliğin gulat (1) olmayan kesimi, Ehl-i Sünnet mensupları ile asgarî müştereklerde birleşebilirler, bütünleşebilirler. Çünkü bunlar iman ve Kur’an şartlarına inanırlar. Bu yüzden Ehl-i Sünnet ile aynı çizgidedirler. Gulat kısmının bu uyuma katılması zordur,

2-Alevîlerin asimilasyon olarak kabul etmeyecekleri şekilde; eğitim yolu ile Kur’an-ı Kerim gerçeklerinin öğretilmesi yönü denenebilir. Hakîkatleri öğrenen gençlerin bu yolla uyumu sağlanır, ayrışma önlenemezse bile, farklılıkların probleme dönüşmesi tehlikesi ortadan kaldırılır.

3-Birbirimizin inançlarına, ibâdetlerine saygı göstermeliyiz. İllaki bütünleşme şeklinde inatçı bir yola sapmamalıyız. Önemli olan, bir arada barış ve huzur içerisinde yaşamaktır.

4-Amelde hepimiz Müslüman’ız. Bir ayrılık söz konusu ise bunu itikada aramak gerekir. İtikatta ayrılık ise İslâm’dan kaynaklanmamaktadır. Dış etkenlerin eseridir. Her iki grup birbirine saygılı davranmalı, düşünce ve inançlarını hoşgörü ile karşılamalı. Ayrılık konusu olan ve olabilecek konuların üzerine gitmemeli.

5- Din adamlarımızın büyük çoğunluğunu; Alevilik konusunda derin ve hatta orta seviyede bilgi sâhibi değil. Bütünleşme ancak, iki taraftan âlimler arasında görüşülüp konuşulmalı, karşılıklı anlayış içerisinde çözüm aranmalı.

6-İslâm’da bütün meseleler konuşup, umumun değilse bile ekseriyetin ittifak ettiği çözüme kavuşturulmuştur. Yeniden mesele çıkarmak kimsenin haddi değildir.

Prof. Dr. ORHAN PROF. TÜRKDOĞAN:

Türk ilim ve düşünce hayatında sosyolog olarak öncü bir role sahip, Orhan Prof. Türkdoğan 18 Ekim 1926’da Malatya’da doğdu. Dedesi Hidâyet Efendi’nin Malatya’da Kadılık yapması ve sülalelerinde çok sayıda kadı yetişmesinden ötürü aile, ‘Kadızâdeler’ olarak anılır. Malatya’nın Hidâyet Mahallesi’ndeki Hidâyet Mektebi de dedesinin devlete bağışıdır. Babası Behçet Hidâyet İstiklal Madalyası sahibidir.

İlk ve orta mektep ile liseyi Malatya’da bitirdi. Lise yıllarında ağabeyinin öğretmenleri olan Nihal Atsız ve Orhan Şaik Gökyay ile tanıştı, onlardan ve edebiyat öğretmeni olan Ârif Nihat Asya’dan etkilendi.  Bu etkilenmelerin ürünü; 1945 yılında Gökhan Evliyaoğlu ve 18 Malatyalı gençle birlikte yayınladığı ‘Çadır’ adlı şiir kitabı, 1946-1948 yılları arasında Yakarış, Çağlayan, Orkun gibi dergilerde ve Malatya’da çıkan Bakış Gazetesi’nde yer alan yazılar oldu.

1946-1947 öğretim yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Târih-Coğrafya Fakültesi Eti ve Sümer Dili ile Felsefe Bölümlerinin ikisine birden kayıt yaptırdı. Bir yıl bu bölümlere devam edip Eti dilini öğrendi. O dönemde yaygın olan tüberküloz hastalığına yakalandığı için tahsiline 5 yıl ara verdikten sonra 1951 yılında, aynı fakültenin Felsefe ve Sosyoloji Bölümlerine kayıt yaptırdı, buradan 1955 yılında mezun oldu.

Malatya Lisesine öğretmen olarak tâyin edildi. Burada 4 yıl görev yaptı. 1959’da Atatürk Üniversitesi’nde Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü’nde asistan oldu. Erzurum’a giderek araştırmalar yaptı ve  ‘Erzurum ve Çevresinde Sosyal Araştırmalar’, Kars’ta yaptığı incelemeler sonrasında ‘Malakanlar’ adlı  kitaplarını yazıp yayınladı. Doktora tezini İstanbul Üniversitesi’nde verdi ve kabul edildi.

1962’den 1964 yılının sonuna kadar ABD’nin Missouri ve Nebraska Üniversitelerinde, ‘Sosyoloji, Antropoloji, Toplum Kalkınması, Geri Kalmış Ülkelerin Sosyolojisi, Sağlık-Hastalık Sistemi, Yeniliğin Yayılması ve Köy Sosyolojisi’ gibi o dönemin modern sosyoloji akımlarını kapsayan dinamik konular üzerinde ders gördü. Bu arada ABD’de ‘Türkiye’de Yerli ve Göçmen Köyleri Üzerine Araştırma’ konusunda ön hazırlık yaptı. ‘Türkiye’de Köy Sosyolojisinin Temel Meseleleri’ başlıklı araştırması ile 1971 yılında ‘Profesör’ unvanını aldı. 1972 yılında Alman hükümetinin davetlisi olarak Stuttgart’ta Hohenheim Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu.

1985 yılından 1995 yılına kadar on yıl süre ile Bolu’da görev yaptı ve Gazi Üniversitesi’ne bağlı Yüksek Okulu Fakülteye çevirerek, üniversitenin ilk çekirdeğini oluşturdu. Abant İzzet Baysal Üniversitesi bu çekirdekten meydana geldi.  ‘Sanayi Sosyolojisi’ adlı eseri yazıp yayınladı. 1995 yılında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ayan’ın dâveti üzerine, Enstitü’nün İşletme Fakültesi’nde göreve başladı. Davranış Bilimleri, Sosyoloji ve İlmî Araştırma Metodolojisi gibi dersleri dört yıl süreyle yürüttü ve 1999 yılında Enstitü’nün İşletme Fakültesi’nden den emekli oldu.

01 Şubat 2024 târihinde, 98 yaşında ebedî âleme intikal etti. Mekânı cennet olsun, kabri nurlarla dolsun.

Prof. Dr. Orhan Prof. Türkdoğan’ın; Kürşat Türkdoğan ve Dilşat Türkdoğan adında iki evladı vardır. Her ikisi de Prof. Dr. olarak görev yapmaktadırlar.

Prof. Dr. ORHAN PROF. TÜRKDOĞAN’ın, röportaj metninde ismi geçenler dışındaki yayınlanmış eserleri:

01- Salihli’de Türkistan Göçmenlerinin Yerleşmeleri: (Atatürk Üniversitesi Yayınları. Erzurum, 1969)

02- Erzurum Köylerinde Çiftçilerle Haberleşme Kanalları ve Yeniliğin Yayılması: A. Ü. Yayınları. Erzurum,1970)

03- Türkiye’ de Köy Sosyolojisi: İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2005

04- Seçilmiş Bazı Yerli Ve Göçmen Gruplar Üzerinde Sosyal Değişme Örnekleri: (A. Ü. Yayınları. Erzurum, 1971)

05- Beşikdüzü ve Dursunbey Bölge Monografileri / Karşılaştırmalı Sosyal Araştırmalar: (A. Ü.  Yayınları, 1971)

06- Batı Almanya’nın Bir Kentinde Türk İşçilerinin Sosyo-Ekonomik Yapısı: (Erzurum, 1973)

07- Toplumsal Değişmede Yeniliğin Yayılması Sürecinin Tarım Sektörüne Uygulanması: (Erzurum, 1973

08- Doğu Köylerinde Sosyo-Ekonomik Farklılaşma: (Atatürk Üniversitesi Yayınları. Erzurum, 1973)

09- Türkiye’nin Kalkınma Yolu: Sosyo-Ekonomik Sistem Tartışmaları: Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 1973

10- Tarımsal Yenilik Tekniklerinin Yayılması / Federal Almanya Örneği: (Atatürk Üniversitesi. Erzurum, 1973)

11- Doğu ve İnsan Meselesi: Atatürk Üniversitesi Yayınları. Erzurum, 1974)

12- Toplum Kalkınması: (Dede Korkut Yayınları. İstanbul, 1977)

13- Kemalist Modelde Fert ve Devlet Anlayışı: (Atatürk Üniversitesi Yayınları. Erzurum, 1977)

14- Çağdaş Türk Sosyolojisi / Araştırma-Yöntem ve Teknikler: (Atatürk Üniversitesi Yayınları. Erzurum, 1977)

15- Türkiye Açısından Özyönetim / Aydınlar-Siyasî Partiler-Sendikalar: (Türk Kültür Yayını. İstanbul, 1977

16- Yoksulluk Kültürü / Gecekonduların Sosyal Yapısı / Erzurum Örnek Olayı: Dede Korkut Y. İstanbul, 1977)

17- Sanayi Sosyolojisi / Türkiye’nin Sanayileşmesi: (Töre Devlet Yayınları, Ankara, 1981)

18- İkinci Neslin Dramı / Avrupa’daki İşçilerimiz ve Çocukları: (Orkun Yayınları. İstanbul, 1984)

19- Ziya Gökalp Sosyolojisinin Temel İlkeleri: (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Ankara, 1987)

20- Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi: (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Ankara, 1989)

21- Kültür ve Sağlık-Hastalık Sistemi: (Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. İstanbul, 1991)

22- Alevi-Bektaşi Kimliği /Sosyo-Antropolojik Araştırma: (Timaş Yayınları. İstanbul, 1995)

23- Aydınlıktakiler ve Karanlıktakiler: (Timaş Yayınları. İstanbul, 1996)

24- Sosyal Şiddet ve Türkiye Gerçeği: (Timaş Yayınları. İstanbul, 1996)

25- Millî Kültür Modernleşme ve İslâm: Birleşik Yayıncılık. İstanbul, 1996 )

26- Etnik Sosyoloji: (Timaş Yayınları. İstanbul, 1997)

27- İşçi Kültürünün Yükselişi / İş Ahlâkı: (Timaş Yayınları. İstanbul, 1998)

28- Millî Kimliğin Yükselişi / Niçin Milletleşme?: (Alfa Yayınları. İstanbul, 1999)

28- Bilimsel Araştırma Metodolojisi: Timaş Yayınları. İstanbul, 2001)

29- Çağdaş Türk Sosyolojisi: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2003)

30- Türk Târihinin Sosyolojisi: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2004)

31- Kültür –Değişme ve Sosyal Çözülme: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2004)

32- İslâmî Değerler Sistemi ve Max Weber: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2005)

33- Kemalist Sistem ve Sosyolojik Boyutları: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2005 )

34- Doğu ve Güneydoğu / Kabile ve Aşiret Yapısı: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2005)

35- Ziya Gökalp / Ulus-Devlet Düşünürü: İstanbul, 2005)

36- Türk Ulus-Devlet Kimliği: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2005)

37- Toplumsal Yapı ve Sağlık-Hastalık Sistemi: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2006)

38-İstanbul Gecekondu Kimliği: (İ.Q.Yayınları. İstanbul, 2006)

39- Türk Toplumunun Kültürel Dinamikleri: (Kum Saati Yayınları. İstanbul, 2007)

40- Osmanlı’ dan Günümüze Türk Toplum Yapısı: Timaş Yayınları. İstanbul, 2008)

41- Türk Toplumunda Zazalar ve Kürtler: (Timaş Yayınları. İstanbul, 2008)

42- Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi: (Timaş Yayınları, İstanbul, 2008)

Önceki İçerikBu Dünyadan Bir de Prof.Dr. Orhan Türkdoğan Geçti
Sonraki İçerikBatının Yükselişi ve Osmanlı
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.