O C E T A Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Edebiyat Târih Araştırmaları

45

Türk Dili ve
Edebiyatı emekli Öğretim Üyesi (Ph.D) Musa
Aksoy
, 16 X 23,5 santim ölçülerindeki 186 sayfalık kitabının arka
kapağında, eseri hakkında şu bilgileri veriyor:

Elinizdeki bu kitapta,
19. yüzyılın ikinci yansından itibâren Osmanlı Devleti’nde başlayan yenileşme
sâhasındaki gelişmelerden, dil ve edebiyata dâir değişim hareketlerinin yanı
sıra, İstiklâl Savaşı esnasında gizli teşkilâtların düşmana karşı verdiği
mücâdele ile Batı tarzı açılan mekteplere karşı halkın gösterdiği olumsuz
tavırlar ele alınmıştır. Dünya Savaşı öncesinde dünyâya gelen Sait Faik’in,
yabancı dille eğitim yapan ‘Rehber-i
Terakki
’ adlı mektebe verilmesini çevresindekiler yadırgamış, o eğitim
kurumuna ‘gâvur mektebi’ adını
vermiştir.

Böyle modem bir
mektepte yetişen Sait Faik’in geleceği konusu, anne ve babası arasında münâkaşa
sebebi olmuştur. Annesi oğlunu diplomat yapmayı düşünürken, babası onu tüccar
yapmak niyetindedir. Ama o, hiçbirini istemez. Edebiyat fakültesine girer,
Uygurca dersi zor geldiği için terk eder. Sonra Fransa’ya okumaya gider, orada
da sanat ve eğlence hayatını tercih ettiği için, diplomasız olarak ülkeye geri
döner.

Hikâyecimiz, toplumda
adâleti sağlama peşine düşer. Kantarı hileli olan tüccarlar, kumarda hile yapan
kumarbazlar, patrondan tazminat koparmak için kolunu yarma makinesine kaptıran
art niyetli işçiler ve kadınlara karşı kötü muamelede bulunan erkek zihniyeti
ile mücâdele, onun hedefi olmuştur.

Sait Faik’in en yakın
dostları, toplumun alt tabakasından olan insanlardır. Dost edindiği bu kişiler,
onun, gerçek kimliğini, ancak, ölümünden sonra öğrenirler.

Çelme’ adlı hikâyesi ile ‘Kestaneci
Dostum
’ hikâyesinden dolayı mahkemelere düşer. ‘Medâr-ı Mâişet Motoru’ adlı
romanında komünizm propagandası yaptığı düşüncesiyle eseri toplatılır ve
nezârete alınır. Bu yüzünden morali bozulan hikâyecimiz, tam sekiz yıl eser
üretemez.

Hakkında yapılan
değerlendirmelerde, kendisinin, Yunus Emre gibi çağını aşan büyük bir yazar ve
en iyi hikâyecimiz olmakla beraber, üstünden başından yalnızlık akan bir dertli
olduğu yolundadır.

Eserin
Muhtevâsındın Seçmeler

-SAİT FAİK

1-Eğitimi Kişiliği ve Alçak Gönüllük
Bağlamında Sait Faik

*Sait Faik’in Arzuladığı Dünya ve İnsan

*Hakkında Öne Sürülen Görüş ve Yorumlar

*Fırtınalı Hayatın Kaçınılmaz Acı Sonu ve
Ağıt

-İstiklâl Savaşı’nın Perde Gerisi
Kahramanları Ve Edebiyatçı İlişkisi

Topkapılı Cambaz Mehmet’in Atatürk’ün
Talimatı ile Başlattığı Gizli Çalışma ve Ankara’ya Dâvet Edilmesi.

 *Ajan
Mustafa Sagîr’in Yakalanmasında İ. Soley ve M. Âkif in Rolü

-Osmanlı’dan Cumhurıyet’e, Türkçenin
Geçirdiği Aşamalar

 *Dilimiz
Osmanlıca mı Yoksa Türkçe mi?

*Türkçenin Belâgatı Meselesi

  *Arap Alfabesinin değişimi, yerine Latin, veya
Ermeni Alfabesinin Alınması ile Belâgat Meselesi    

*Arapçanın Üstünlüğü, Türkçe ve Arapça
Meselesi

  -Arapçanın
Dilimizdeki Yeri Ve Mahiyeti Üzerine

 -Yeni
Bir Lisan Kavgası

  *Muallim
Naci hakkında

  *Tartışmanın İlk Tohumu, ‘Arapça Bilmeden
Osmanlıca Yazılamaz’ Sözü ile Atılır

*Osmanlıcayı Doğru Yazmak İçin, Arapça Bilmek
Gerekmez

*Hayali Unsurlarda Yeterli Olan Arapça, Yeni İcatlar
İçin Yetersizdir

*Arapça Bilmeden Osmanlıcanın Yazılamayacağı
Sözü, Doğru Değildir

*Müslümanların, İslâm’ın Hükümlerini Öğrenmek
İçin Arapça Öğrenmek Zorunda Olduğu İddiası Doğru Değildir

  *Romancılar,
Yazdıkları Zararlı Eserleri ile Çocuklarımızın Ahlâkını Bozuyorlar

*Arapçanın Mukaddesliği Nereden Geliyor?
Arapça Yazılan Her Şey Mukaddes midir?

*Yeni Keşfedilen Bilim ve Teknik Terimlerin Arapçada
Karşılığı Yoktur

-Bilâd-I Şam’da Ümmet Fikrinden Dil Ve Arap
Milliyetçiliğine Geçiş Hareketleri

*Ahmet Midhat Efendi’nin Dârü’t-Talim Hakkındaki
Düşünceleri

*1883’te Açılan Türkçe ‘Lisan Mektebi’ne
Gâvur Mektebi Muamelesi Yapılması

*Türkçe Lisan Mektebinde Talebe-i Ulûm
Gâvurluğa Teşvik Ediliyor

*Bugün Arapça Konusunda Geldiğimiz Son Nokta

***

Eserden kısa bir bölüm: Dilimiz Osmanlıca mı Türkçe mi?

İmâm-ı Birgivî’nin
Arapçayı öğrenmenin farz-ı kifâye olduğunu söylemesine karşılık, Hacı İbrâhim
bu dilin kurallarını öğrenmenin vâcip olduğunu, Arapça kelimeler olmadan
Türkçenin bilim dili olamayacağını, bundan dolayı da, Arapçaya ihtiyacımız
olduğunu söyler. Türkçenin belâgatıyla Arapçanın belâgatınm aynı olduğu
iddiasında bulunur.

Buna karşılık, Ahmet
Midhat Efendi ile Kemâl Paşazâde Sait, Türkçenin ayrı bir dil olduğunu, bu
yüzden belâgat ve fesâhatının da ayrı olduğunu söylerler. Diğer taraftan da,
Arapça ağırlıklı Osmanlıcayı öğrenmenin zorluğu, medreselerde yıllarını
harcayan talebelerin çektiği sıkıntı öne sürülerek, Latin Alfabesinin alımı
teklif edilir. Fakat o günün şartlarında, geçmişle olan kültür bağları
kesileceği endişesiyle, bu teklif reddedilir.

Ermeni alfabesinin
alınmasına dâir teklif ise, hem Ali Sedad, hem Vakit Gazetesi, hem de Hacı
İbrâhim tarafından tepkiyle karşılanır. Alfabe değiştirilmesi teklifine bu
şekilde tepki gösterilince, bu sefer, Fransızların kullandığı sesli harflerden
dördünün alınması gerektiği fikri öne sürülür. Daha sonra, alfabe değişimi
konusu ile ilgili Enver Paşa’nın bir girişimi olmuş, ancak, bundan da bir sonuç
alınamamıştır. Konuya son kesin nokta ise, Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan
düzenleme ile konulabilmiştir.

Hacı İbrahim’in
Arapçaya olan bu bakışının altında yatan gerçek ise, Osmanlı Devleti’ne bağlı
olan milletleri birliğin içinde tutmak için, birlik ve bütünlüğün korunmasında,
dilin ne kadar güçlü bir araç olduğu hususuna dikkat çekmektir. Bunun için o,
İslâmiyet ile Arapçayı, devletin bütünlüğü ve bekâsı için, birbirinden ayrılmaz
bir bütün, Müslümanlar arasında ortak bir inanç bağı, birleştirici ve millî
bütünlüğü temin edici bir unsur olarak görür. Dolayısıyla meseleye, dönemin
siyâsî atmosferi ile birlikte, hem dînî, hem de ülkenin millî bütünlüğünü
koruma düşüncesinin verdiği bir hassasiyetle yaklaşır.

Cumhuriyet öncesi
yapılan bütün bu tartışma ve tekliflerin ortaya koyduğu husus, Arapçanın
tahakkümünde olan Osmanlıcayı öğrenmenin zorluğu, bir lügatı ve imlâ birliğinin
olmayışından ileri gelen şikâyetlerin yanında, okuma ve yazmada hatâya
düşülmesine sebep olan bu ana noktalar, düzeltilmesi gereken temel konulardır.

PAPATYA
YAYINCILIK:

Cemal Nâdir Sokağı Nu: 24 Kat: 1 Cağaloğlu,
İstanbul Telefon: 0.212-245 37 40

Belgegeçer: 0.212- 527 52 96 e-posta: admin@papatyabilim.com.tr  www.papatyabilim.com.tr   

 

MUSA AKSOY (Ph. D)

1948 yılında Ünye’de
doğan Musa Aksoy, 1978’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl, meslekî eğitim aldığı İstanbul Çapa
Yüksek Öğretmen Okulu’ndan da mezun olan Aksoy, Ordu Akkuş Lisesi’nde öğretmenliğe
başladı. Sonrasında, İstanbul’da çeşitli klâsik lise ve meslek okullarında
öğretmenlik yaptı. Bu zaman dilimi içinde, İstanbul Üniversitesinde başladığı
doktorasını 1993’te tamamladı.

1994’te, Niğde
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. olarak göreve başladı.
Bir süre adı geçen üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Müdür Yardımcılığı
yaptı. Daha sonra, 1998’de Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde
göreve başladı. Buradaki çalışmaları sırasında, adı geçen üniversitenin Sosyal
Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak, yüksek lisans ve doktora danışmanlıklarında
bulundu. 2007-2009 yılları arasında, Yakın Doğu Üniversitesi (Kıbrıs / Lefkoşa)
Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Misafir Öğretim Üyesi
olarak görev yaptı. Ayrıca, çalıştığı üniversitelerde mezuniyet tezleri
yanısıra yüksek lisans ve doktora çalışması yaptırmış, danışmanlıklarda
bulunmuştur.

2015’te Sakarya
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nden emekliye ayrılan Musa Aksoy’un, *Türkçe-Osmanlıca
ve Arapça Tartışması, *Eğitim’de Eski-Yeni Çatışması ve Dârut-Ta’lim, *İstanbul
Romancısı, Hüseyin Rahmi Gürpınar olmak üzere üç kitabı bulunmaktadır.

Evli ve iki çocuk
sahibi olan Musa Aksoy, hâlen araştırmacı yazarlık kariyerine devam etmektedir.

Önceki İçerikKonudan Konuya (32)
Sonraki İçerikCumhuriyetimizin Yüzüncü Yılında Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.