Meleklere Danışma!

38

     “İşte o zamanı
tasavvur edin ki, BİR ZAMANLAR hani RABBİN MELEKLERE: ‘Muhakkak, şüphesiz ki,
BEN, arzda / YERYÜZÜNDE emirlerimi tebliğ ve infâza memur, mutlaka BİR HALİFE /
bir insan, bir âdem / bir ülkeyi yönetmek için, otorite sahibi tarafından
kendine verilen yetkileri; asıl yetki / otorite sahibinin namına / onun yerine
kullanan; Allah’ın kendisinde sınırsız bir düzeyde bulunan sıfatlarından
sınırlı bir seviyede vererek; O’nun temsilcisi olan  / kendisine gerçek Hakim olan Allah
tarafından verilenler dışında hiçbir güce sahip olmayan şuur / bilinç sahibi
birini YAPACAĞIM, yaratacağım’ DEMİŞTİ. Onlar da demişlerdi ki: ‘ORADA fesat
çıkarıp / BOZGUNCULUK YAPAN ve KAN DÖKEN BİRİSİNİ Mİ HALİFE YAPACAKSIN, meydana
getirecek ve tayin edeceksin? OYSA BİZ SENİ 
hamd ve sena ile / ÖVEREK TESBİH EDİYOR sübhanellahi ve bihamdihi
diyerek yüceltmekte ve Seni ulu tutmaktayız. SENİ TAKDİS EDİYORUZ.’ DEDİLER.
Bizler seni ayıplardan, eş koşmaktan, eksikliklerden tenzih edip dururken;
arılığını söylemede, Seni kutlamada iken, bizler bu durumda iken mi  insanı yaratacaksın? ‘Üstelik Biz Seni yerde
hamdinle tespih ederek, kulluk yaparak, kudsiyetini her türlü eksiklikten berî
oluşunu dillendirmiyor muyuz?’ Dediler. Allah buyurdu: ‘BEN SİZİN
BİLMEDİKLERİNİZİ, bilemeyeceklerinizi her halde BİLİRİM. Ben sizin
bilmediklerinizin âlimi / bilginiyim!’ DEDİ.”

     Öz olarak: “Bir
zamanlar Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yapacağım,’
demişti.(Melekler): ‘Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife
yapacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz,’ dediler.
(Rabbin): ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim,’ dedi.” (Prof. Dr. Süleyman
Ateş, Bakara: 30)

X

     “Cenabı Allah da
‘Yeryüzünde bir halife yapacağım deyince, KENDİLERİNİ BİR DANIŞMA MAKAMINDA
gören melekler, bir taraftan bundaki şerefi takdir ettiler, diğer taraftan da
yeryüzündeki bir yaratığa Allah tarafından böyle yüksek bir irade yetkisi
verilmesinde bir şer ihtimalinden de korktular…Acaba bu selahiyeti (yetkiyi)
alan  güzel kullanabilecek mi? Acaba bunu
asalet zannederek kendi çıkarına hükümler icrasına kalkışırsa, yeryüzüne fesat
vermeyecek mi?..Bu şekilde maksatları hâşâ itiraz olmayıp hikmetini bir
İSTİFSAR (açıklanmasını istemek) olduğunu bildirdiler. Bununla beraber
hilafete, zımnen (üstü kapalı olarak) bir istek de ortaya attılar… 

     “Görülüyor ki,
Cenabı Allah Âdem’i halife olmak üzere yaratmış ve durumu meleklerine İSTİŞARE
EDER GİBİ kısaca tebliğ etmiş ve mâlûm cevap üzerine onu isimleri öğretmekle
terbiye etmiş ve sonra melekler ile beraber imtihandan geçirip, meleklere
güçsüzlüklerini açıklatmış ve ona bilfiil ehliyetini ispat ettirmiş.” (Elmalılı
M. Hamdi Yazır)

X

     “Daha insan yok
iken, ölü hükmünde bir hiç iken Allah, meleklere ‘yeryüzünde bir halife var
edeceğini’ bildiriyor. (Sanki onların nabzını yokluyor.)

     “Melekler akıl ve
bilgi sahibidirler. Yüksek düzeyde bilinç taşırlar. İtaat ederler ve varlık
âleminin yönetiminde ve düzenin sürdürülmesinde görev almaktadırlar. Ancak aksi
seçeneklerde bulunacak, emirlere karşı çıkacak iradeden yoksundurlar. (Böyle
oldukları halde onlara danışırcasına bir üslûp takınılması düşündürücüdür.)

    “Sanki melekler,
ima yoluyla ‘Biz dururken niye Âdem diye birini yaratıyorsun, bizden üstün biri
olmayacak ki’ demeye çalışıyor…

     “Yüce Allah
yapmakta olduğunu MELEKLERE HABER VERMEKTEDİR. Bu sayede melekler, insandan,
başka bir deyişle yeni bir türden haberdar edilmiş oluyorlar…

     “Melekler insanın
makam ve görevine göz dikmiş değildirler. İnsanın yaratılış hikmetini öğrenmek
istemektedirler. Cenabı hak da meraklarını gidermek, belki ilave sorularına
açıklayıcı cevaplar vermektedir. (Dikkat edersek, Allah meleklere, SORMAK
CESARETİNİ VERİYOR. Âdeta bunu onlardan istiyor.)

     “Bu da gösteriyor
ki, kişi hangi makamda olursa olsun, sorulan suallere cevap vermek, bazı
konularda açıklamalar yapmak durumundadır. Yüce Allah, meleklerin sorularına
açıklama getirdiğine göre; soranların susturulması, konu otoritesi tarafından
bilgilendirilmekten yoksun bırakılması meşru değildir. Soru sorma ve olup
bitenler konusunda bilgi alma da bir haktır.” (Ali Bulaç)

     “Allah’ın,
yeryüzünde bir halife kılacağını meleklere açmasındaki hikmet, insana ve
meleklere MÜŞAVERE (DANIŞMA) yolunu öğretmek(tir).

     “(Nitekim
meleklerin sorusu) bir itiraz değil, hüküm ve icraatın hikmetini öğrenme
maksadına yöneliktir. Bu soru münasebetiyle vurgulamak gerekir ki, Allahın her
emrine derhal ve şartsız itaat eden melekler, Cenabı Allah’a icraatının
hikmetini öğrenme adına O’na sormaktan geri durmamış, Cenabı Allah da,
sorularından dolayı onları azarlamamış, sorularına en müşahhas (somut) ve
objektif delillerle cevap lütfunda bulunmuştur.” (A. Ü.)

X

     Allah; hiçbir
şekilde, hiçbir kimseye, hiçbir hususta sorma, fikrini alma gibi ihtiyaçlardan
uzaktır. Böyleyken meleklere DANIŞIRCASINA SESLENMESİ; bizlere istişare,
müşavere, şura ve meşveretin kısaca DANIŞMANIN; ne kadar hayatî, mühim ve
önemli temel bir husus olduğunu göstermek içindir.

Önceki İçerikProf. Dr. Sâdık Kemal Tural’dan Dört Kitap
Sonraki İçerikSuriyeli Ve Afgan Göçü Beka Meselesidir
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.