Lüks Hayat!

63

Geçen haftaki yazımda sizlere genel olarak bahsetmiştim; ülkemizde
“sosyete” olarak tabir edilen ve Batı tarzına yakın yaşam stilini
benimsemiş, lüks markaları kullanan, toplumun az bir kesimini oluşturan
sosyal tabaka bugün belki de modernleşmenin yeni tezahürü olarak zengin
muhafazakâr kesimde de yer bulmaktadır.

Tabii muhafazakar kesimdeki sosyetiklik Doğu tandanslarına yakın
hatta denilebilir ki Arap sosyetesine uygun bir biçim seyretmektedir.
Arap dünyasındaki sosyetik tiplere baktığımızda çoğunun Batı
eğitiminden geçip şekil olarak geleneksel Arap kültürünü yaşattıkları
hepimizce malum olan bir durumdur.

Aynı şekilde ülkemizdeki yeni sosyetik muhafazakar kesimin de
eğitimini Batıdan alıp şeklen Doğulu olarak yaşadığı görülmektedir.
Bilinen lüks markaları kullanan bu kesimin yaşadığı lüks yaşam ise
diğer sosyete mensuplarından kendilerini ayıran en önemli fark olan
temsil ettikleri “İslami kimliğe” ters düşmektedir.

Çünkü İslam sosyal bir dindir ve İslamiyet’te toplumdaki sosyal
tabakalar arası uyuma çok önem verilmiştir. Zekat ibadeti bunun en açık
delilidir. Hele bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda gelir seviyesi
düşer, alt ve üst tabakalar arasındaki fark gittikçe artarken bir
kesimin en azı 850 Euro olan ayakkabı giymesi hem dinen hem de ileride
toplumda sosyal patlama yaratma ihtimalinden dolayı sakıncalıdır.

Nitekim geçmişte Batı ve Doğu toplumlarında yukarıda izah ettiğim
sebeplerden kaynaklanan birçok olay meydana gelmiştir. Ne var ki bizim
geçmişimize bakıldığında yöneten kısmın lüks tüketimine dair halk
arasında bir isyan çıkmamıştır. Çünkü bizim örfümüz gereği de gösteriş
son derece ayıp sayılmıştır.

Söz konusu örfün bir yansıması olarak dönemin Batı ve Doğu
saraylarıyla Topkapı sarayı kıyaslandığında Topkapı sarayının ne kadar
sade olduğu malumdur. Mesela Fransa’daki Versay Sarayı veya Rusya’daki
Kremlin sarayı yanında bizim saraylar son derece sade kalmaktadır. Aynı
şekilde kılık kıyafette de ecdatta aynı sadelik mevcuttur. Yani bizler
için önemli olan “şekil” değil “öz”dür.

Bir diğer örnek olarak, çok enteresandır, eski Türklerde (hatta bu
ritüeli Osman Bey’in de yaptırdığı söylenir) yılın belli zamanında
yöneticiler evlerini halka açarak halkın buradan istediği şeyi almasına
müsaade ederlermiş. Yani bir nevi göz hakkı gibi algılanabilecek bu
uygulama yönetenin halka bakış açısını yansıtması bakımından ayrı bir
önem arz eder.

Bugün dünyadaki sermayenin serbestçe dolaşması her ülkede yeni
sınıfların oluşmasına, zengin ve fakir arasındaki uçurumun giderek
artmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim yapılan araştırmalar 21.
yüzyılın önemli sorunlarından biri olarak bahsettiğimiz durumu
belirtmektedir.

Diğer taraftan günümüzde iletişim ağının yaygınlığı toplumları lüks
tüketime hızla yöneltmekte; bu durum özellikle gelişmemiş ve gelişmekte
olan toplumlarda çeşitli yönlerde cereyan eden sosyal hareketliliklerin
ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.  

Umarım milletimiz geçmişine sahip çıkarak örfünde yer alan “sadelik”
temelli anlayışına ve dininde bulunan “israf” prensibine özen gösterir.
Çünkü bugünkü durum geçmişte yaşanmamış fakat gelecekte yaşanabilecek
toplumsal kaosun habercisi niteliği taşımaktadır.

İyi haftalar!…