Londra Kraliyet Sanat Akademisinde: Türkler (5)

35

          Hele el
yazması birbirinden güzel Kur’an-ı Kerîmler;

          Müzeyyen,
müzehheb, mücelled olarak görkemli verimler.

 

          Evrensel
Kur’an mesajı taşınıyor, o güzel iki kap arasında.

          Mânâlarla
Kur’an, sanki okuyanlarda somutlaşıyor sırasında.

 

          Adalet ve
haşmetin timsali, tuğralı Berat-ı Hümayunlar;

          Hatırla
diyor, yıkmak için devleti oynanmış nice oyunlar.

 

          Çiçeklerin
rengini soldurmayan, çinilerdeki bin bir sır;

          Dört mevsimi
tek bir bahara, büyük bir maharetle sığdırır.

 

          Fatih’in, hüsnü hatla baştanbaşa yazılı eğik
kılıcı;

          Belli ediyor
ki, bu dâhî hükümdar İstanbulu alıcı.

 

          Çelik
halkalar ve gümüşten yapılan zırhtan gömlek;

          Gösteriyor
olmadığını asıl gayenin ölmek.

 

          Çünkü ölüm
mukadder, o istenmez, nasılsa gelecek.

          Yaşamaya
bakmak gerek, nasılsa o hayatı delecek.

 

          Öncekinden
düşman karşısında olmuşken şanlı bir gâzi.

          Şehit
düşerse, geçerli olur Allah katında niyazı.

 

          Aziz hayatı
korurken, gelirse ölüm eğer;

          Elbette bunu
tebessümle karşılar, gerçek er.

 

          Medeniyet belirtisi başta yazı ve kalem
demekse eğer;

          Sergideki tüm
yazılar göz alıcı, göz nuru birer şaheser.

 

          O ne titiz
çalışma, o ne muhteşem ince ince dokuma;

          Asırları
yazmışlar sanki desenlerine, gel de okuma.

 

          Âbideler ne de ihtişam içinde, görkemli mi
görkemli.

          Seyrediyor
insan gurur içinde, biraz da gözleri nemli.

 

          Aylardır
devam etti, açık kalarak Londra’da sergi.

          Üstelik
yayımlamışlar, hakkında kitap gibi bir dergi.

 

          Mahşerî bir kalabalığın, gösterdiği bu
sevgi;

          Tarihte
neymiş Türkler? Oldu dünyaya nirengi.

 

          O ne ihtişam
Ya Rabbi? Dünya milletlerinin ağzı açık kaldı!

          Gördükleri
-emin olunuz ki- akıllarını başlarından aldı!

 

          Başka
milletlerin gözüyle bakıp tarihe, göğsüm kabardı.

          Her bakıştan
sonra, inanın ruhumda yeni bir sevinç vardı.

 

         Öyle derin bir iz bırakmış ki, tarih
boyu Türkler;

         Diğer milletlerin merakını, daima
körükler!

 

         İngilizi, Fransızı, Arabı ve Acemi;
nerede kim varsa;

         Toplanmış buraya; anlatacak
geridekilere ne duyarsa.

 

         “Royal Academy of Arts”da “TURKS”
Türk’ün tarihten gelen sesi.

         Sergilenenler; Türkiye için ne büyük
övünç vesilesi.

 

         Uygurlar, Göktürkler, Selçuklular ve
Muhteşem Osmanlı;

         Büyülüyor insanları, bunların haşmeti
ne şanlı.

 

         Ya Fâtih’in muktedir, mütefekkir,
mûnis sûreti;

         Gösteriyor tüm cihana, neymiş cihangir
savleti.

 

         Her eserin önünde, dönmüşlerdi
dakikalarca şaşkına!

         Söylesinler, Türklerin neymiş
medeniyetleri Allah aşkına?

 

         Velhasıl, bütün bu tarihten göz
kamaştırıcı kalıntılar;

         Çeşitli müzelerden, emaneten alınan
tüm alıntılar;

 

         Böylece, Türk-İslâm medeniyetinin
yüksekliği ispatlanıyor.

         Buradan hareketle, madde ve mânâdaki
asrîliğe atlanıyor.

 

         Medeniyetler beşiği Anadolumuz tarih
kokarken buram buram;

         Yetkililer demeli: Kesinkes bu iş
üstünde çok daha fazla duram.

 

         Unutma: “Geçmiş geleceğin aynasıdır.”
derler bak da gör!

         Dünya görüyorken bunu, sen olma
hakikate aman kör!

 

         Belli ki, senin mazin de tamamen
başarılarla dolu.

         Öyleyse, alnın açık olarak sürdür, bu
mukaddes yolu.

 

         Bırak da miskinliği artık, at aşağılık
kompleksini üstünden;

         Sen çok daha lâyıksın yükselmeye, geç
kalma, başla bu günden.

 

         Atalarından aldığın hızla, durma
ilerle.

         Peşinden gelir millet -emin ol-
kafilelerle.

Önceki İçerikDursun Gürlek ile Kitap Hakkında konuştuk.
Sonraki İçerikBu Davayı Ancak Türkiye Bitirir (Hatırlayamadığımız gerçekleriyle…)
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.