İtalya Seyahati Notları – 2

44

İtalya seyahatimizin 3. gününde Napoli, Siena ve Pompei bölgesine yapmış olduğumuz geziyle devam ettik.

Napoli Campanai bölgesinin başşehri. Napoli deyince akla mafya, hırsızlık, fakirlik, kaos geliyor. Şimdi şu soru aklınıza gelebilir. Koskoca AB ülkesinde böyle bir tezat nasıl olur? Ben de bu soruyu Napoli sokaklarında gezerken düşündüm.

Sophia Loren filmlerinde gördüğümüz sardunyalı, panjurlu, sıvaları dökülmüş evler binaların arasına asılmış çamaşırlar, bağıra çağıra konuşan insanlar, siyahlar giymiş yaşlı şişman kadınlar, dar uzun merdivenler, yokuşlar görülüyor.

Trafik kuralları tamamen Napoli’de dumura uğramış. Sağlı sollu park etmiş, her tarafı vurulmuş arabalar bu kuralsız kenttedir. Trafik ışıkları var, bakan yok. Kırmızı ışık, yeşil ışık kavramı unutulmuş.

Kap – kaç olaylarının en yoğun olduğu bir kent. Çantanıza sahip olmalısınız. Tramvay durağında İtalyanca ve İngilizce 10 saniyede bir anons yapılıyor. “Lütfen değerli eşyalarınıza sahip çıkın.”

Napoli’nin dar sokaklarında dolaşırken İstanbullu bir dostumuzun “Burası bizim Tarlabaşı, Sulu kule biz ne biçim bir yere geldik?” sorusu kahkahalara neden oldu.

Buradan ayrıldıktan sonra, yolumuz tarihte Allah’ın gazabına uğramış, Vezüv yanardağının eteklerinde bulunan Pompei bölgesine geçtik.

Günümüzden 1928 yıl önce yani M.S.79 yılında “İbret Dağı” denilen Vezüv Dağının patlaması sonucu o bölgenin insanları tamamen yok olmuş.

Pompei eski Roma’da ahlaki dejenerasyonun sembolüydü. Bütün sapkınlıkların yaşandığı, köleliğin, vahşiliğin aklımıza gelebilecek her türlü kötülüğün hayata tatbik edildiği bir kavimmiş.

Hz.Lut (a.s.) kavmi olan Sodom ve Gomorre halkının hayat tarzlarının aynısı bu kavimde de geçerliydi. Livata dediğimiz erkek erkeğe cinsel ilişki, zina bu toplumun en kötü sapkınlığıydı. 16 bin nüfuslu Pompei’de kaynaklara göre 55 adet genelev bulunuyormuş. Allah’ı inkar ederek ortak koşmanın, O’nun yasaklarına uymamanın, O’na karşı meydan okumanın mutlaka felaketle sonuçlanacağını gösteren ibret tablosu Pompei’de yaşanmış.

“Onlara yalnızca bir tek çığlık yetti. Anında sönüverdiler” (Yasin Suresi-29) Ayetinin azameti bu topluma gösterilmişti. Vezüv’ün gürlemesiyle Pompei halkı kaçışmaya başladı. Ama ne kader bu felaketten kaçmak imkânsızdı. Üzerlerine dökülen lavların sertleşmesiyle hepsi taş olmuşlardı.

Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olmalarıydı.

Yemek yiyen, uyuyan, alışveriş yapan bağda tarlada çalışan, erkek erkeğe sapık ilişkide bulunan birçok Pompei halkı ne olduğunu anlamadan, adeta kendilerini ölümün yakalamasını beklemişlerdi.

Antik Pompei sokaklarında gezerken camekânların içine konulmuş taşlaşmış insan cesetlerini görürken, adeta şok olmuştuk. Bazılarının yüzü hiç bozulmamıştı. Ayağına giydikleri sandaletlerin izleri bile hala belliydi. Yüz ifadeleri şaşkınlıktı.

Bu felaketten 17 asır sonra yapılan kazılar sırasında ortaya çıkartılan Pompei şehrinin kalıntılarını görmek gerçekten ilginçti. Tapınaklar, Amfi tiyatrolar, caddeler, hamamlar bugün bile fark ediliyor. Tarihi kalıntılar, bize bu felaketlerden mutlaka dersler çıkarmamızı adeta haykırıyor.

Bu gezimiz bize birçok güzellikleri vermesi yanında, ibret almamıza da vesile oldu. Zaten bir gezinin bana göre en büyük kazancı bu olmalı.

“Seyahat edin, sıhhat bulun. “Hadisine mutlaka riayet edilmeli, hayatımızda ele geçen seyahat fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Bu belki de memleketimizin kıymetini daha iyi anlamamıza vesile olur temennisiyle…