İtalya Seyahati Notları – 1

44

“Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diyen ataların sözüne riayet ederek geçtiğimiz hafta bir şirketin davetlisi olarak İtalya’da bulunduk.

Yıllarca çeşitli ülkelere seyahat yaptığımdan dolayı, yurt dışı tecrübesi olan bir kişi olarak, eşimle ilk defa böyle bir geziye beraberce katılmış olmak geziyi benim açımdan farklı bir hale getirdi.

İtalya turumuzda Roma ve Napoli şehirlerinde bulunduk. “Hakkında söylenebilecek her şeyin söylenmiş olduğuna” inanılan Roma; sanatın, dinin ve tarihin iç içe geçtiği 3 bin yıllık bir kent. Bilhassa tarihi bir kent anlayışını yudumlamak istiyorsanız, mutlaka Roma’yı görmenizi tavsiye ederim.

Roma denilince akla ilk önce Vatikan gelir.

M.S.64 yılında Roma Kralı Neron’un yüzlerce hristiyan’ı katlettiği Vatikan tepesinde kurulmuş olan, günümüzdeki adıyla Sen Pietro Kilisesi yükseliyor. Havarilerin lideri Aziz Pietro’nun Hz. İsa’ya tabi olduğu için yakıldığı yer, şimdi Katolik kilisesinin merkezi.

Buraya iki sefer gittim. Pazar ayinini gördük. Bana çok ilginç geldi. Kilisenin içi oldukça gösterişli. Tek Allah inancına sahip bir din olduğuna inanılan Hıristiyanlığın merkezinde puta tapma geleneğinin devamına şahit olduk. Kilisenin içi tamamen görkemli heykeller, resimler, ikonalar ile doluydu. Katolikler bunların önünde dua ediyorlardı.

Günah çıkarma yerlerinde her ülkenin ayrı ayrı bayrakları vardı. Türk bayrağını da görünce içimde bir burukluk hissettim. Acaba Türkiye’den gelip de, Katolik inancı gereği günah çıkartmaya gelen Türkler var mıydı?

St. Pietro Kilisesi’nin dev kubbesinin rengârenk bir sanat eseri olan süslemeleri ressam Michelengelo’ya aitmiş. Ayrıca Vatikan Kilisesi’nin muhafızlarının şatafatlı giysileri de onun tasarımıymış.

Roma ‘da “Aşk Çeşmesi” denilen Fontana Del Trevi İtalyan çeşme mimarisine güzel bir örnek. Çağıl çağıl suların aktığı gece gündüz tıklım tıklım dolu bir meydan.

Colossseum tarihi 2 bin yıl gerilere uzanan bir arena meydanı. Antik Roma’nın sapkınlığını gösteren bir ibret tablosu…

Eski Roma’nın zengin tabakası burada çeşit çeşit hayvanları dövüştürüyormuş.

Filmlere konu olan Gladyatörler savaştırılıyor, Roma ahalisi Colosseumdaki bu kan deryasından, insan ve hayvanların çığlıklarından büyük bir haz alıyormuş. Günümüz Batı insanının ataları bu tür alışkanlıklarıyla ünlüydü. Atalarından kalan en büyük mirasları; kan, gözyaşı ve işkence…

St. Miguel Kalesi Teber Nehri’nin kıyısında. Bu kale de Sultan Fatih’in oğlu Cem Sultan yaşamış. Tapınak Şövalyeleri dediğimiz Rodos Şövalyeleri tarafından o dönemin Papasına teslim edilmiş. Cem Sultan o çile ve gurbet döneminin bir kısmını burada çekmişti. Onun o dayanılmaz acısını kaleyi gezerken bütün hücrelerimde hissettim.

Toranto şehri kıyılarına yaklaştığımızda Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra, “Kızıl Elma” olarak gördüğü Roma’yı fethetmek için düzenlemiş olduğu Otoranto Seferi aklıma geldi. Gedik Ahmet Paşa’nın 1480 yılında İtalya kıyıklarına yaptığı bu seferde birçok kale alınmıştı. Fatih vefat edince bu sefer iptal edilmişti. Bu fetih başarıya ulaşsaydı, acaba tarihin seyri değişir miydi? Sorusu beynimi sızlattı. Toranto kıyılarından Osmanlı’nın Leventlerinin sesleri kulaklarımda yankılandı.

Fatih’in ölümüyle Roma’da büyük kutlamalar yapılmış, kilise çanları üç gün boyunca çalınmış. Bugün bu adet hala Yüce Fatih’in ölüm yıldönümünde tekrarlanıyormuş.

İtalya seyahatimizin her anı dolu dolu geçti. Özellikle Piazza Novana Meydanında yediğimiz pizza ve makarnaları unutamam. Pagan (çok tanrılı) döneminde tapınak olarak kullanılan Panteon, İspanyol merdivenleri ve Venedik meydanı görünmeye değerdi.

Napoli ve tarihte Allah’ın gazabına uğramış Pompei halkında bu yazımızın satırlarının uzunluğundan dolayı bahsedemiyorum. Gelecek hafta görüşmek üzere…