İslamda Hizmetin Önemi ve Hizmette Edeb

27

Hizmetin Alanı

İnsanın Allah rızası için yaptığı tüm iyiliklere hizmet denir. Bir insanın sıkıntısını giderme, işini görme, yetimi büyütme, talebeye yardım, iş bulma, çırak yetiştirme, borçluya destek olma, kamu yararına cami, okul yaptırma, hizmettir.

Hatta, hayvanları himaye etme, eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırma da hizmettir.

En büyük hizmet ise bir insanın Rabbini tanımasını, ona yönelmesini sağlamaktır.

Mümine hizmet gerektiği gibi, inkar bataklığına batan, haramlara bulaşan insana da hizmet gerekir.

Hizmet, imanın ve güzel Müslümanlığın ölçüsüdür. Hizmet müminin aynasıdır.

Hizmet, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının kulda yansımasıdır. Rahman ve Rahim olan, kainata merhametle tecelli eden Rabbini tanıyan müminin hedefi, herkese rahmet olacak bir kıvama gelmek olmalıdır.

Hizmetin Kıymeti

Allah rızası için bir hizmetin içinde bulunmak kadar kazançlı bir iş yoktur. Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz hizmet ehli için şöyle buyurmaktadır:

“Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birisini giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim mümin kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter. Bir kul din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da ona yardım eder.” (Ebu Davud, Tirmizî)

Bir topluluk içinde en büyük sevabı onlara hizmet eden alır.”

Hizmetin faziletini anlatan en güzel hadisi şerif şudur:

Ashabtan Abdullah İbnu Abbas (Radiyallahu Anh), Hz. Peygamber’in (s.a.v) mescidinde itikafa girmişti. Yanına bir adam geldi, selam verdi ve oturdu. İbnu Abbas (r.a) adamın yüzüne baktı, onu biraz kederli gördü:

-Ey falancı! Seni kederli ve üzüntülü görüyorum, bir sıkıntın mı var? Diye sordu. Adam:

-Evet, ey Allah Rasülünün amcasının oğlu. Falancının üzerimde velâ hakkı var, para karşılığında beni hürriyetime kavuşturdu. Fakat şu kabirde yatan Peygamber hakkı için söylüyorum, üstlendiğim borcu ödeyecek gücüm yok dedi. İbnu Abbas (r.a):

-Onunla senin hakkında konuşsam olur mu? diye sordu. Adam:

-İstersen bir konuş dedi. İbnu Abbas (r.a) hemen ayakkabılarını giydi, mescitten çıktı.

Adam:

-İtikafta olduğunuzu unuttunuz herhalde! diye hatırlatmada bulundu. İbnu Abbas (r.a):

-Hayır unutmadım. Fakat ben şu kabirde yatan Hz. Peygamberden (s.a.v) işittim. O aramızdan ayrılalı çok geçmedi. Bu arada İbnu Abbas’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Sözüne devam etti: Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse, bu yaptığı, onun için on senelik itikaftan daha hayırlıdır. Halbuki, kim Allahu Teala’nın rızası için bir gün itikafa girse Allahu Teala onunla cehennem ateşi arasında üç hendek koyar. Her bir hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”

Tabiinden Ebu Kilabe el-Basri (Rahmetullahi aleyh), şu hadiseyi anlatmıştır:

“Resûlullah (s.a.v), yolculuk yaparken ashabını gruplara ayırıyordu. Bir defasında grubun birisi Efendimizin (s.a.v) huzuruna gelerek gruptaki bir şahsı şöyle övmeye başladılar:

“Ey Allah’ın Resûlü! Biz bunun gibisini görmedik. Bir yere indiğimizde hemen namaza koşar; durmadan namaz kılar. Hareket edince tek işi Kur’an okumaktır. Bir de devamlı oruç tutuyor.” dediler.

Resûlullah (s.a.v):

“O bunları yaparken ihtiyaçlarını kim görüyor?” diye sordu. Arkadaşları:

“Bizler!” diye cevap verdiler. Resûlullah (s.a.v), aynı soruyu bir kere daha sordu. Onlar tekrar “Bizler!” diye cevap verince, Efendimiz (s.a.v):

“Bu durumda sizin hepiniz ondan daha hayırlısınız buyurdu.”

Hizmetteki Edepler

Ancak, Arifler “Hizmetteki edep, hizmetten daha üstündür.” demişlerdir. Hizmetin bu derece kıymetli olması ancak şu edeplere dikkat edildiğinde mümkün olur:

Hizmet sırf Allah için olmalıdır. İçimizdeki nefsani hisleri tatmin etmek, insanların rağbetini çekmek, özel çıkarlar sağlamak, baş olmak, hürmet beklemek için hizmet etmek doğru değildir. Din ile dünya kazanmaya çalışan, kullar görsünler ve övsünler diye hayır peşinde koşan, Yüce Allah’ı unutup insanlardan gelecek menfaate bakan kimse büyük bir aldanma içindedir.

– Hizmette öncelik sırasına dikkat edilmelidir. Farz bir ibadeti ihmal edip hizmet peşinde koşmak Yüce Mevla’nın rızasına uygun değildir. Hizmet ehli önce farz vazifeleri ve hizmetleri yerine getirmeye çalışmalı, haramlardan kaçınmalıdır.

– Hayır ve hizmet yapmaya en yakınlardan başlamalıdır. İnsanlar içinde anne baba hukuku en ön sırayı alır. Anne babayı aç bırakıp mahallenin muhtaçları ile uğraşmak doğru değildir.

– Hizmet ehli ailesinin, çoluk çocuğunun haklarını da dikkate almalıdır. Hizmet yüzünden evini ve işini ihmal eden başarıya ulaşamaz.

Ancak hizmetin gerektirdiği fedakarlıktan da kimse kaçmamalıdır.

– Bir kadın kocasının hak yolundaki hizmetlerini destekler, yardımcı olur ve elinden geldiği kadar ona imkan hazırlarsa, onunla aynı sevabı alır.

– Allah yolundaki hizmetlere katılan bir kadın, evli ise kocasının haklarını göz ardı edip nefsinin istediği gibi serbest hareket etmemelidir. Müslüman bir kadının koca ve çocuklarına karşı farz olan vazifelerini yapması zaten dinî bir hizmettir, en büyük hayırdır.

– Dili acı, yüzü sert, kalbi katı, gönlü dar olan kimse, hizmet edeyim derken hezimete sebep olur. Kalpleri toplamak yerine dağıtır, ısındırayım derken soğutur ve sevdirmek yerine nefret ettirir. Hizmette kin, intikam, acelecilik, düşmanlık, haset ve ihanet olmaz.

Hizmet ehli, şu ayeti kerimede işaret buyurulduğu gibi insanlara yumuşak davranmalıdır:

“Rasulüm sen onlara Allah’tan bir rahmet ile yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafında kimse kalmaz hepsi dağılır giderdi. Onlarda gördüğün kusurları affet, onlar için Allah’a istiğfar et ve yapılacak işlerde kendileriyle istişare yap.”

– Hizmetteki bir başarıyı kimse kendinden bilmesin. Her türlü başarı Rabbül Aleminin ikramıdır. Yeryüzünde müminler, gökyüzünde melekler, dua, istiğfar ve sevgileri ile hizmet ehlini desteklemektedir. Bunu bilen bir mümin,  onu vereni bilir, hayırlara vesile yapıldığı için sevinir, bir taraftan Allah’a hamd eder, öbür yandan da hizmetteki kusurları için istiğfar eder, kibre düşmez.

– Bir de hiç bir karşılık beklemeden hizmete koşan nice insanlar vardır. Fakat her hizmeti bizzat kendisi yapmak istiyor. Doğru da yapsa başkasının hizmetini kabul etmiyor. Bu da hizmet edebine sığmaz.

– İnsanlardan, fakirlikten, kınanmaktan, gelecekten korkarak Yüce Allah’a dostluk ve güzel kulluk yapılamaz. Hizmet ehli hiçbir şeyden korkmayacaktır. Arifler: “Canı değerli olanın dini değersiz olur.” demişlerdir.

– Hizmetin en büyük düşmanı fitnedir. Bunun kaynağı genelde yalandır, çoğu kez de kötü zandır. Acele verilmiş istişaresiz kararlar, delilsiz hükümler, hissi hareketler, sinsi davranışlar, fitne ateşini alevlendirmek için birebirdir. İnsan günahlarına tevbe ettiği gibi, hizmetteki kusurları için de istiğfar etmelidir.

– İnsanı bütün hayırlı ibadet, iş ve hizmetlerden geri koyan önce nefsi, sonra kötü arkadaşıdır. Onun için boş kalmaktan, işsiz, ibadetsiz, hedefsiz yaşamaktan şiddetle sakınmalıdır. Tek başına kalan kimseye şeytan yakın olur. Onun hem niyetini, hem amelini bozar. Boş kalan kimse, boş işlere bulaşır. Onun için her insan salih insanların nezareti altında Allah yolunda bir çeşit hizmet etmeyi ve onların nazarları altında kalmayı cana minnet bilmelidir.

– Hizmetin gayesi Yüce Allah’ı zikir ve yüceltmektir. Allahu Teala bütün ibadetleri kendisini zikir için emretmiştir.

Şu hadisi şerif, bunu ortaya koymaktadır. Muaz b. Enes (r.a) anlatıyor:

“Bir adam Hz. Peygambere (s.a.v) gelerek: Hangi cihad daha faziletlidir; hangi mücahit daha çok sevap alır?” diye sordu, Efendimiz (a.s):

“En faziletli cihad, içinde Allah’ın en fazla zikredildiği cihattır. En fazla sevap alacak mücahit de, Yüce Allah’ı en çok zikreden mücahittir.” buyurdu. Adam:

“Sevabı en fazla olan oruçlu kimdir?” diye sordu, Efendimiz (a.s):

“Yüce Allah’ı en çok zikreden oruçlu en fazla sevap alır.” buyurdu. Adam, namaz, zekat, hacc ve sadakayı sordu, Efendimiz (s.a.v), her defasında:

“Bu ibadetleri yaparken Yüce Allah’ı en çok zikreden kimse, en fazla sevabı alır.” buyurdu.

Orada bulunan Hz Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömer’e:

“Ya Eba Hafs, zikredenler bütün sevabı alıp götürdüler.” dedi.

Rasulullah Efendimiz (a.s), ona yöneldi: “Evet öyledir.” buyurdu.

Netice olarak;

Her mümin Allah yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Malı ve canı ile bizzat hizmetin içinde olamayan kimseler, kalbi, niyeti, duası, sevgisi ve rızası ile hizmetlere destek vermelidir.

Bir hayra rıza gösteren, teşvik eden ve sebep olan kimse, o hayrı yapmış gibidir. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Bir hayra niyet eden fakat gücü yetmediği veya bir mazereti olduğu için onu yapamayan ve buna üzülen kimse, o hayrı yapmış gibi sevap alır. Bunun ölçüsü, niyet edilen şeyi yapma fırsatı bulduğunda hemen yapmaktır. Yoksa boş temenni olur. İyi şeyleri temenni etmek de güzeldir, fakat bu temenni azim, arzu ve karar derecesine çıkmalı ki, o işi yapılamayınca bile sevap kazandırsın.

Herkes, kıldığı namazın, yaptığı ibadetin, kalbine fayda verip vermediğini, halka karşı muamelesi ile ölçmelidir.

Büyük veli Fudayl b. Iyaz (k.s), ölçüyü şöyle ifade ediyor: “Bir kul, bütün insanlara iyi muamele etse, fakat kümesindeki tavuğa kötü davransa, o kimse iyilerden sayılmaz.”

Terbiye olmuş insanın aldığı edep, düzen, temizlik, sadelik ve kibarlık bütün işlerine yansır. Onun kalbi gibi dili de temizdir. Niyeti gibi işi de doğrudur. İçi gibi dışı da edepli ve sevimlidir. Namazı gibi alış verişi de ilahi ölçülere uyar. Onun Yüce Allah ile hukuku ve edebi güzel olduğu gibi, anne babası, ailesi, komşuları, iş çevresi ve diğer bütün cemiyet ile de her işi güzeldir.

Rabbimiz, bizleri edebiyle hizmet edenlerden eylesin. Amin.