İslam ve Bilim – 2

46

İslamiyet
kuruluşundan sonra hızlı bir şekilde yeni yerleri egemenliği altına alırken,
kendi içinde de iktidar savaşları başlamıştı. 652 yılında Araplar Sicilya’ya
ilk seferlerini yaparken, Mağrip (Kuzeybatı Afrika) hızlı bir şekilde İslamiyet’in
egemenliği altına giriyordu. 711 yılında bir Berberi şefi olan Tarık, Afrika
ile İspanya arasındaki boğazı geçmiş (Günümüzde Cebelitarık Boğazı olarak
bilinmektedir) ve Vizigot kralını devirerek başkentleri Toledo’yu ele
geçirmişti. Doğu’da ise Müslümanlar kendi aralarında savaşıyorlardı. Abbasiler’in
Emevi devletini ortadan kaldırırken yaptığı büyük kıyımdan (MS 750)
kurtulabilen Emeviler, Mağrip ve Endülüs’e (İberya Yarımadası’nın güney kesimi)
gidecek ve burada Endülüs Emevi Devleti’ni kuracaklardı. Ancak yaşanılan bu kanlı
ve acımasız ortama rağmen, Sasaniler, Emeviler ve Abbasiler’in koruması altında
düşünsel gelişim çalışmalarına devam eden Platon’un kapatılan Akademisi’nin
üyelerinin ektiği tohumlar yavaş yavaş yeşermeye başlamıştı. Bilimsel düşüncenin
gelişmesi ve yayılmasına verilen bu önem sayesinde yaklaşık altı yüzyıl sürecek
olan ve “İslam’ın Altın Çağı” olarak tanımlanan bir dönemin yaşanmasına olanak
sağlayacaktı. Günümüz batı medeniyetinin temelini oluşturmada çok önemli olan
bu “Altın Çağ”da kimler yoktu ki…

Dönemin
ilk dikkat çeken ismi, Fars olan Ebu Musa Cabir bin Hayyan’dır (yaklaşık
MS 721 Horasan – 815 Kufa). Ebu Musa Cabir bin Hayyan (Latince ismi ile Geber),
Arap Kimyası’nın babası ve modern eczacılığın kurucusu olarak bilinmektedir. Simya’da
deneysel çalışmanın gerekliliğini vurgulamakla birlikte, hidroklorik asit,
nitrik asit, asetik ve tartatik asit gibi mineral asitlerinin ve birçok
kimyasal maddenin kâşifidir. Avrupa’da kimyanın gelişimi Ebu Musa Cabir bin
Hayyan’ın yazmış olduğu kitaplara dayanmaktadır.

El
Harezmi
: (780
Horasan –  850 Bağdat) El Harezmi veya tam
adı ile Muhammed ibn Musa el-Harezmi (Latince ismi ile Algoritmi) Bağdat’ta
yaşamış Fars matematikçidir. Yunan matematikçi Diophantus’un eserlerinden
esinlenmiştir. Ticaret, ölçüm ve İslam hukukuna göre miras paylaşımı ile ilgili
çok sayıda örneğin bulunduğu “Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplama Üzerine Özlü
Kitap” isimli kitabı Cebir’in temelini oluşturmaktadır. Lineer ve ikinci
dereceden denklem çözümlerini, ondalık sayı sistemini, 0 (sıfır) sayısını ve
bilinmeyen “şey”i (x) ilk tanımlayan kişidir. Küresel trigonometride
kullanılmak üzere sinüs ve kosinüs tablolarını hazırlamıştır. Güneşin, ayın ve yaşadığı
dönemde varlığı bilinen beş gezegenin hareketlerini tanımlayan eserler
yapmıştır. Batlamyus’un yazdığı “Coğrafya” isimli eseri yeniden düzenlemiş,
eksik olan kısımlarını tamamlamıştır.

El
Kındi:
(800 Basra
– 870 Bağdat) El Kındi veya tam adı ile Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sabbah
el-Kındi (Latince ismi ile Alkindus) Bağdat’ta yaşamış bir Arap İslam
düşünürüdür. Antik Yunan Felsefesi’nin İslam Kültürü’ne tanıtılmasında öncülük
etmiştir. Yunan felsefesini İslam doktrinleriyle bağdaştırmaya çalışmıştır. Öklid
ve Ptolemy’in izinden giderek yıldızlardan gelen ışınların etkisi hakkında
kuram geliştirilmesini sağlamıştır. Optik, Kimya ve Eczacılık alanında önemli
çalışmaları bulunmaktadır.

El
Razi:
(854 Rey –
925 Rey) El Razi veya tam adı ile Ebu Bekir Muhammed ibn Zekeriyya el-Razi
(Latince ismi ile Rhazes) Fars İslam düşünürüdür. Epikürcü düşünceden
etkilendiği bilinmektedir. Maddenin atomcu kuramını geliştirmiştir. Psikoloji
ve psikoterapinin kurucularından birisi olarak kabul edilir. Tıp ve eczacılık
üzerine çalışmaları vardır. Pediatri’nin kurucusu olarak bilinir.

Farabi: (872 Farab – 950 Şam) Farabi veya tam
adı ile Ebu Nasr Muhammed ibn Muhammed el Farabi (Latince ismi ile Alpharabius),
Aristoteles’den sonra “ikinci öğretmen” olarak isimlendirilen Türk İslam
düşünürüdür. Bağdat, Halep ve Şam’da önemli çalışmalarda bulunmuştur. Felsefe
ve mantık ile müzik başlıca ilgi alanlarıdır. Aritmetik, geometri, optik,
astronomi alanlarında önemli çalışmaları mevcuttur.

İbnü’l Heysem: ( 965 Basra – 1039 Kahire) İbnü’l
Heysem veya tam adı ile Hasan İbn al Heysem (Latince ismi ile Alhazen), Fars
İslam düşünürüdür. İkinci Batlamyus olarak ta bilinmektedir. Daha çok optik ve
oftalmoloji (görme yolları hastalıkları ve cerrahisi) alanında çalışmaları
bulunmakla birlikte, astronomi, fizik ve matematik alanlarına önemli katkıları
olmuştur. Fermat prensibi olarak bilinen “ışın izleyebileceği en kısa yolu
izler” prensibini aslında Fermat’tan 600 yıl önce ortaya atmıştır. Newton’un
“Eylemsizlik Prensibi”’nden ilk bahsedendir. Yapmış olduğu çalışmalar Leonardo
da Vinci, Johannes Kepler ve Descartes’e ilham kaynağı oluşturmuştur. Kepler’in
“retina görüntüsü” teorisi İbnü’l Heysem’in çalışmalarına dayanmaktadır.  

İbn’i Sina: (980 Buhara – 1037 Hamedan) İbn’i
Sina veya tam adı ile Ebu Ali Sina (Latince ismi ile Avicenna) bilginlerin
bilgini olarak bilinen bir Fars İslam düşünürüdür. Birçok alanda yapıtları
olmasına rağmen en çok Tıp alanındaki yapıtları ile tanınmaktadır. Bergama’lı
Galen’in Yunan Tıbbına ait çalışmasını kendi deneyimleri ile birleştirerek
yazdığı El-Kanun fi’t-Tıp (Tıp’ta Kanun) isimli eseri 17. Yüzyıl ortalarına
kadar Avrupa Üniversitelerinde temel ders kitabı olarak okutulmuştur.

El Biruni: (973 Afrighid – 1048 Gazne) El Biruni
veya tam adı ile Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni (Latince ismi
Alberuni) matematik, mekanik, astronomi, coğrafya, meteoroloji ve tıp alanında önemli
çalışmaları olan Fars İslam düşünürüdür. Hindoloji, Karşılaştırmalı Dinler ve
Modern Jeodezi’nin kurucularındandır. İlk Antropolog olarak bilinmektedir.

İbn’i Bacce: (1085 Zaragoza – 1138 Fas) İbn’i
Bacce veya tam adı ile Ebu Bekir Muhammed Ibn Yahya İbn’i Bacce (Latince ismi
ile Avempace) Endülüs’te yaşamış Arap İslam düşünürüdür. Önemli bir Aristoteles
yorumcusu olarak bilinmektedir. Yorumları İbn’i Rüşd, Alman filozof Albertus
Magnus ve İtalyan filozof Thomas Aquinas tarafından da benimsenmiştir. Bitkileri
farmakolojik olarak sınıflayan bir esere sahiptir.

İbn’i Rüşd: (1126 Cordoba – 1198 Marekeş) İbn’i
Rüşd veya tam adı ile Ebu Velid Muhammed Ibn Ahmed İbn Rüsd (Latince ismi ile
Averroes) Endülüs’te yaşamış Arap İslam düşünürüdür. Hıristiyanlık Avrupa’sında
laik düşüncenin gelişmesinin esin kaynağı olarak bilinir. Aristoteles
felsefesinin önemli bir yorumcusudur. Batılılar tarafından “yorumcu” olarak ta
isimlendirilir. Astronomi, Tıp gibi alanlarda önemli çalışmaları bulunmaktadır.

Nasiruddin Tusi: (1201 Horasan – 1274) Nasiruddin Tusi
veya tam adı ile Muhammed İbn Muhammed İbn El-Hasan El-Tusi (Latince ismi ile
Tusi) Fars Gökbilimci ve matematikçidir. Batlamyus ile Kopernik arasındaki en
büyük gökbilimci olduğu söylenir. Gezegen hareketlerine dair en doğru şemaları
oluşturmuştur. İki dairesel hareketin birleşmesinin bir doğrusal hareket
oluşturduğunu açıklayan “Tusi Çifti” teorisini üretmiştir. Kopernik astronomi
çalışmalarında “Tusi Çifti”ni kullanmaya devam etmiştir. 

Bunun
yanı sıra Fransız filozof Voltaire, Arjantin’li yazar Jorge Luis Borges,
Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, İtalyan yazar Umberto Eco yazmış
oldukları eserlerin bazılarında Abbasiler döneminde yazıldığı düşünülen “Binbir
Gece Masalları”’ndan esinlendiklerini belirtmişlerdir.

İslam
düşünürlerinin yukarıda verilen kronolojik sıralamasına baktığımızda
etkilenmemek mümkün değildir. Yaşanılan döneme göre oldukça üst düzey bir bilgi
üretiminin olduğu görülmektedir. Üst düzey bilgi birikimi günlük hayata da
yansımıştı. Dokuzuncu yüzyılda sadece Bağdat’ta 100 tane kitapçı dükkânı vardı.
“Havas” adı verilen üst düzey kişilerle, “avam” adı verilen halk kendi içinde
lüks sayılabilecek bir hayat yaşıyordu. Abbasiler’in sağlamış olduğu geniş din
hürriyeti neticesinde Yahudiler ve Hıristiyanlar rahatça yaşayıp, ibadetlerini
yapabiliyorlardı. Basra Limanı, Hindistan ile olan ticarette önemli bir liman
olarak dikkat çekiyordu. Hindistan’dan gelen ürünlerin bir kısmı ile kendi
ürettikleri birçok malı Avrupa’ya gönderiyorlardı. Günümüzde İskandinavya’nın
Baltık sahillerinde bulunan Abbasi sikkeleri, Abbasiler’in ticarette ne kadar
gelişmiş ve güçlü olduğunu gösteriyordu. Bankacılığın temelleri de atılmaya
başlanmıştı. Günümüzün çek benzeri “sakk” adı verilen ve Bağdat’ta yazılan bir
mektup, Fas’ta rahatlıkla ödenebiliyordu. İslamın Altın Çağı olarak bilinen bu
döneme ait tüm zenginlikler Mağrip üzerinden Endülüs’e, oradan da Avrupa’ya
kadar uzanacaktı.

Peki
ne oldu da, bu topraklar El Biruni’den sonra Nasiruddin Tusi’ye kadar, ve Tusi’den
sonra hiç İslam düşünürü yetiştiremedi? Bu parlak dönem, refah içerisindeki
yaşam neden devam edemedi? Bu soruların cevabını bir sonraki yazımızda
arayacağız…

Sağlıcakla…

 

Yararlanılan
Kaynaklar:

David C
Lindberg, The Beginnings of Western Science, The European Scientific Tradition
in Philosophical, Religious, and Institutional Context, Prehistory to AD 1450,
The University of Chicago Press, 2007 Pp.489. ISBN-I0: 0-226-48205-7

Peter Adamson,
Richard C. Taylor, The Cambridge Companion to Arabic Philosophy. Cambridge:
Cambridge University Press, 2005. Pp. 448. ISBN 0­521­52069­X

Tobby E. Huff,
The Rise Of Early Modern Science Islam China And The West, Cambridge University Press, 2017, Pp. 443, ISBN:
9781316417805

Türk Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi