İngiltere’den Tespitler (12)

30

Yine asıl konumuza dönelim: Zaten Cambridge etrafı ve yöresi
engebesiz, düz toprak ve arazilerle çevrili. Belki İngiltere’nin tarıma en
elverişli bölgesi. İklim yumuşak. Yağışlı ve genellikle hava bulutlu.

     Kaldığım köy
çevresinde -her yerde olduğu gibi- çiftlikler var. Büyük arazileri bünyelerinde
barındırıyor. Bizdeki gibi herkesin küçük küçük toprakları yok. Olanların çok geniş
alanları kaplayan çiftlikleri var. Bizde herkesin toprağı var fakat herkese
yetmiyor. Burada bazılarının toprağı var fakat her birine yetiyor.

     Söz buraya
gelmişken bir hatıram canlandı gözümde. Yıllar sonra köyüme ziyarette bulunmuş
ve köy okulunda beraber okuduğum bir arkadaşımla karşılaşmış ve onun şu tespitine
kulak misafiri olmuştum:

     “Muhsinciğim
demişti, şayet gurbet olmasaydı da hepimiz bu bir avuç toprakla başbaşa
kalsaydık, ne yapardık? Her halde birbirimizi yer, kavga dövüş içinde kalırdık.
İstanbul’a göç bizleri kurtardı, rahat nefes almamızı sağladı.”

     Böylece çiftlikler
modern bir şekilde hizmet verirken, halk şehirlerde yoğunlaşmış; köylerdeki
evler bile şehir yaşayışını aksettiren birer villâ hâlini almış. Nitekim
şehirde çalışanların çoğu, yakın köylerde villâ tipi, konforlu evlerde kalıyor.
Bölgeyi bir ağ gibi ören çift yollu asfalt, bakımlı yollardan kısa zamanda
evinden işine; işinden evine erişmek imkânına sahipler. Zaten Avrupa’daki
zenginler; şehir merkezi yerine, civar köy veya yerleşim birimlerindeki büyük,
geniş ve bahçeli evlerde yaşamayı tercih ediyorlar.

     Hemen herkesin
arabası var. Hattâ bir evde bir kaç araba olabiliyor. Otomobiller hep yeni.
Eskisini hiç görmedim. Çünkü belli bir yıllıktan sonra kullanımına izin
verilmiyor. Ehliyet sınavını da kolay kolay kazandırmıyorlar. 45 dakikalık
şehir trafiğinde yapılan bir imtihandan sonra, iyice bildiğine emin olmadan
asla vermiyorlar. Yollarda ise her çeşit trafik işaret ve lâmbaları en küçük
detaylarına kadar düşünülmüş yapılmış ve yerlerine konmuş.

     İşte kaldığım köy
ve çevresindekiler böyle köyler. Eğer bunlara köy demek uygunsa. Velhasıl bana
Nasrettin Hocamızın mevsimlerin adı geçince her birine dudak büküşünü
hatırlattı. Hani bahar söz konusu olunca “Bahara bir şey dedik mi?” diye
baharın güzelliğini nazara vermesi var ya. Aynen onun gibi burada, kendisine
bir şey demek caiz olmayan, kendisinde kusur bulunmayan baharın bitmeyen,
sönmeyen varlığı söz konusu.

     Kısaca,

     Güneşe hasret,

     Yeşil cennet.

     İşte kısaca size,

     Ulaşmadan denize,

     İçeride kalan
çevresiyle Cambridge;

     Evleri yüksek
değil hiç.

     Güneş fazla yüz
göstermiyor lâkin;

     İnsanlar yine de
koşuyor akın akın,

     “Bulutların
arasındayım bakın bakın!”

     Diyen güneşe yine
de coşkuyla,

     Altın oklar saçan
güneşin aşkıyla,

     Doludizgin
parklara seriliyorlar açılıp saçılıp.

     Bir an güneşle
istiyorlar başbaşa kalıp,

     Güneşin ziyasını
mümkün mertebe alıp,

     Güneşin görünmeyen
yüzünün hayâline dalıp,

     O kadarcık da olsa
yine yüzleri gülüyor.

     Yanaklarından
sevinç huzmeleri dökülüyor.

Önceki İçerikİkibin’li Yılların Köy ve Köylü Gerçeği
Sonraki İçerikSon Zamanlarda Kılınan Cuma Namazları ve Namazlardan Sonra Yapılan Tesbihat
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.