Hz. Muhammed ve Kur’an

37

     “İbnü’l-Arabî’ye
göre Hz. Muhammed Kur’andır. Kur’an’ı hakkıyla ancak o anlamış ve o
yaşayabilmiştir. Peygamber hakkındaki bilgiyi ise, insan kuşatamaz ve tam
olarak elde edemez. Tam olarak anlayabildim diyemediği gibi. Çünkü anlama arttıkça
anlaşılmayanlar, daha çok kendini gösterir. Zira Kur’an; alındıkça dibinden
daima kaynayan göze ve kuyu gibidir.

     Öyle ki Muhammedî
ilimlerden bir şey bilindiğinde, Muhammedî şahsiyette ve onun var oluşunda
sonsuz ufuklar açılır. O halde Kur’an’ı ancak Hz. Muhammed ihata edebilmiş, her
yönüyle ancak o kuşatabilmiş ve her bakımdan ancak o anlayabilmiştir.

     Bu nedenle Hz.
Muhammed adeta bir Kur’an nehridir. Evet Hz. Muhammed sonraki insanlar için,
içildikçe bitmeyecek bir nehir, bir âb-ı hayattır.

     Öyle ise, Kur’an
nehrine girelim. Tüm saadet yollarına erelim.

     Çünkü, Hz. Âdem
toprak ve su arasındayken, O’nun peygamberliği gerçekleşmişti.

     Müslümanlar
Allah’ın elçisini görmek istiyorlarsa, Kur’an’a baksınlar.

     Çünkü, Kur’an’a
bakmak ile Peygambere bakmak arasında bir fark yok.

     Âdeta Abdullah
oğlu Muhammed; Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş müşahhas / somut, mücessem  / cisimleşmiş bir sureti ve hâli gibi.

     Kur’an, Allah’ın
sözü ve O’nun binbir niteliğini / vasfını aksettirmiş olması hasebiyle,  

     Hz. Muhammed,

     Hakkın nitelik,
vasıf ve özelliklerini gösteren; sanki etten kemikten bir ayna.

     İşte Muhammedîlere
böyle bir Kur’an tahsis edilmiş.

     Kur’an
Muhammedîler’in varis oldukları ebedî bir miras.

     Ne mutlu
Müslümanlara,

     Ne mutlu Müslüman
olanlara,

     Ne mutlu ebed
yolcularına,

     Ne mutlu Allah,
Muhammed, Kur’an aşkına yollara düşenlere,

     Ne mutlu yolcu
olanlara,

     Ne mutlu yolda
olanlara,

     Ne mutlu bu uğurda
mest olup,

     İlahî aşk şarabını
yudum yudum içenlere.

     Davud el-Kayserî
der ki: “Bilimsel gerçeklerin bir kısmı, anlamlı bir cümleye delalet eder,
bunlar âyettir. Bu cümleleri içeren bir kısmı suredir. Akıl edilir şeylerin ve
mevcutların toplamı, tafsil itibariyle Furkan; birlik bakımından ise
Kur’an’dır. Bunların insanın nefsinde toplanmaları bakımından ise insan
‘Kur’an’ diye isimlendirilir.”

     Afîfî: “Bu mes’eleyi
ancak ‘İnsan-ı Kâmil’ bilebilir. İnsan-ı Kâmil, bütün varlık hakikatlerini
nefsinde toplayan ve bütün İlâhî isim ve sıfatların kendisinde temessül ettiği
/ benzeştiği kimsedir. O her şeyi kuşatan Kur’an gibidir.”

     Kur’an
Müslümanların düsturu. Onların Allah, Peygamber,  kendileri ve diğer insanlarla  olan ilişkilerini tanzim edip düzenler.

     Bu ilişkileri
düzenleyiş; insanlığın gelişim aşamaları boyunca devam ederek günümüze ulaşmış
ve ebede doğru da yolculuğunu sürdürecektir.

     Kur’anla ve onun
maddî-mânevî yol gösterici oluşuyla yoldayız ve yolcuyuz be dostlar!

     Ne güzel yol,

     Ne güzel yoldaş,

     Ne güzel hedef,

     Ne güzel gaye,

     Ne güzel İlahî
aşk,

     Ne güzel meşk,

     Ne güzel seyir
hattı,

     Değil mi be dostlar?

Önceki İçerikDayatmalara Karşı Direncimiz Zayıfladı
Sonraki İçerikSkandallar Ülkesi Türkiye
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.