Yüce Allah,
Hem insanı sever.
Hem de kendini ona sevdirir.
Hem bâkîdir.
Hem bâkî âlemleri var.
Hem adâletle her işi görür.
Hem hikmetle her şeyi yapar.
Hem bu kısa dünya hayatında, bu kısacık insan ömründe, bu geçici ve fânî zemin / arz ve yeryüzünde; o Ezelî Hakîm olan Yüce Allah’ın saltanatındaki haşmeti / ihtişam ve şanlı görünüşü hâkimiyetinin sermediyeti / ebedîliği yerleşemiyor.
İnsan nev’inde; kâinatın intizamına, adâletine, cemalinin güzelliğine aykırı ve ters düşen hareketlerde bulunan öyle insanlar vardır ki: Yaptıkları çok büyük zulümleri, ettikleri kanlı isyanları, velînimetlerine ve onları şefkatle besleyenlere karşı işledikleri ihanetleri, Allah’a küfürleri; yani O’nu inkârları; bu dünyada cevapsız kalmakta! Üstelik bu gibi gaddar ve zâlimler; hayatlarını rahat bir şekilde sürdürürlerken, bîçare mazlumlar ömürlerini meşakkatler içinde geçirmektedirler!
Zaten kötülerin yaptıkları yanlarına kâr kalıyor (!) bilişi; o gibilerin kötü olmalarının, kötülük ve fenalık yapmalarının da, bir çeşit gereğidir.
Tüm kâinat ve evrende eserleri görünen Mutlak Adalet’in mahiyeti / içyüzü ise; dirilmemek suretiyle, o gaddâr zalimlerin ve ümitsiz mazlumların vefattan sonraki eşit oluşlarına; yani herkesin yaptıklarının yanlarına kâr kalmasına, herkesin hesap ve kitabının görülmemesine tamamen zıttır. Yüce Allah’ın adâleti bunu kaldırmaz, buna müsaade etmez. İzin vermez.
Yani, meselâ: Öldürenle öldürülenin bir sayılmasını, asla kabul etmez.
Madem ki, kâinatın sahibi; kâinattan zemini / yeri ve zeminden insan nev’ini seçip, ona son derece büyük bir makam ve ehemmiyet vermiş. İnsan nev’inden de, Rububiyyetinin / Rablığının maksatlarına uygun düşen ve kendilerini iman ve teslim ile O’na sevdiren, hakîkî insanları seçip kendine dost ve muhatap ediyor. Düşmanlarını ise, Semavî / Göksel tokatlar ile ta’zîp ediyor / azaplandırıyor .
Çünkü, bu kâinat bir elden çıkmış olup, Birtek Zât’ın mülküdür. İlahî mükemmelliğin sebebi olan Vahdet’ini, Ehadiyyet’ini bedahetle / açık bir şekilde göstermektedir.
Vahdet ve Ehadiyyeti / Allah’ın Birliği’nden ötürü, kâinat; o Vâhid / Bir olan Zât’ın emir eri hükmünde olan neferleri ve emrine âmâde memurları gibidirler.
Âhiret’in gelmesiyle de:
Kâinatın mükemmeliyeti sukût / düşüşten:
Mutlak adâleti, alay yollu mutlak gadrden.
Umumî hikmeti, sefihçe boş şeylerden.
Geniş rahmeti, -hâşâ- eğlenircesine eziyet etmekten.
Kudret’inin izzeti, zelîlâne / alçakça âcizden kurtulur. Takaddüs edip temizlenir.
Hakîkatlerin gerektirmesiyle Kıyamet elbette kopacak. Haşir ve neşir elbette olacak.
Mücazat / ceza ve mükâfat / ödül yerleri açılacak.
Tâ ki dünyanın önemi ve merkeziyeti,
İnsanın önemi ve kıymeti ortaya çıksın.
Dünya ve insanın Hâlıkı / Yaratanı ve Rabbi,
Hakîm olan Mutasarrıfı’nın adâleti,
Hikmeti / gayesi, rahmeti ve saltanatı takarrür edebilsin / yerleşebilsin.
O Bâkî Rabb’in asıl dostları,
Ebediyyen ademden / idamdan / yok olmaktan kurtulsun.


