Türkiye’de ve bölgemizde olan siyasi gelişmelerde dini-politik grupların etkisi göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür. Yurtiçinde iktidarların dönemsel olarak FETÖ ile Nurcularla, Nakşibendi tarikatlar, Menzilciler ve hatta Hizbullah’ın siyasi kolu ile siyasi işbirliği yaptığını gözlemledik.
Bölgemizde, teolojik mirasın yıkıcı birer siyasi araç haline gelmesine en net örnekler IŞİD ve FETÖ’dür.
IŞİD, İslam’ın ilk dönemindeki fitne rivayetlerini araçsallaştırarak küresel bir terör örgütüne teolojik bir meşruiyet giydirmiştir.
FETÖ ise İslam tasavvufundaki “kutup, imam, mehdilik” gibi mistik kavramları kullanarak sağladığı etkinliği yabancı istihbarat ağlarının hizmetine sunmuştur. Dindar kitlelerin saf inançlarını devleti ele geçirme operasyonlarına alet etmiştir. FETÖ “devletin kılcal damarlarına kadar sızmış”, “ne istedilerse verilmiş” olması yetmemiş ve bir darbe teşebbüsüne kadar iş ilerlemişti.
Her iki yapı da (IŞİD ve FETÖ) teolojik metinlerin bağlamından koparılarak nasıl birer yıkım aparatına dönüştürülebileceğinin acı örnekleridir.
Ben, bu dini-politik hareketleri güden gücün ABD olduğu; teoride ve pratikte İŞİD’in de FETÖ’nün de ABD istihbaratı tarafından desteklendiği veya amaçları doğrultusunda kullanıldığı kanaatindeyim.
****
Başta ABD ve İsrail olmak üzere Ortadoğu bölgesinde etkili olan diğer devletlerde de dini- politik gruplar çok etkili.
Öncelikle ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu yeniden tasarlama projesini ve çıkarılan savaşları sadece petrol, enerji yolları, silah sanayi, jeostratejik çıkarlar üzerinden okumak eksik kalabilir. Bunlar elbette önemlidir. Ancak özellikle ABD’nin İsrail ve Ortadoğu politikalarını anlamak için teolojik (dini) motivasyonları da görmek gerekir.
******************************
RADİKAL YAHUDİLER VE EVANJELİKLER
İSRAİL’de radikal Yahudiler (Dini-Siyonistler) ve ABD’de Evanjelikler devlet politikalarını yönlendirmede çok etkindir.
RADİKAL YAHUDİLER Başta Kudüs olmak üzere, “vadedilmiş topraklarda” Yahudilerin hâkim olmasını, İsrail Devleti’nin güçlenmesini dini bir zorunluluk olarak görürler.
Netanyahu‘nun siyasi çizgisi, radikal Dini-Siyonist çevrelerle büyük ölçüde örtüşmektedir. İsrail’in Yahudi halkının ulusal yurdu olduğu, Kudüs’ün bölünemez başkent olduğu ve Yahudilerin tarihi haklarının Batı Şeria üzerinde de devam ettiği görüşünü savunmaktadır.
Netanyahu’nun, yönettiği koalisyonun önemli bölümü radikal Yahudilerin partileridir. Bunlar Yahudilerin Vadedilmiş Topraklar/ Arz-ı Mev’ud dedikleri bölge üzerinde İsrail’in ilahi hakka sahip olduğuna inanırlar. (Hakları olduğuna inandıkları bu bölge içinde Türkiye’nin bir bölümü de vardır.)
Dini-Siyonist hareketlerin bu anlayışı, Kudüs’ün bölünemez Yahudi başkenti olması, Gazze’ye saldırılar ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi politikalarına da ideolojik zemin sağlamaktadır.
****
EVANJELİKLER: ABD’de politikasında en büyük ve en etkin dini-politik gruplardan biri Evanjeliklerdir. Son araştırmalara göre, Evanjelik Protestanlar ABD yetişkin nüfusunun yaklaşık %23’ünü oluşturmaktadır. ABD nüfusu yaklaşık 340 milyon kabul edildiğinde bu 75-80 milyon kişilik bir kitleye karşılık gelmektedir.
2024 Başkanlık seçiminde Beyaz Evanjeliklerin yaklaşık %81-85’i Trump’a oy verdi. Bu oran, ABD’deki tüm büyük dini gruplar arasında Trump’a verilen en yüksek desteklerden biridir. Trump Evanjelik değildir ama Evanjelikler “Trump’ın kendi dini değerlerini koruduğuna ve kendileri adına mücadele ettiğine inanırlar.”
ABD’deki Evanjelik çevreler “Hristiyan Siyonizmi” olarak adlandırılan bir anlayışı benimsemektedir. Bu çevreler Eski Ahit’teki bazı kehanetleri yorumlayarak Yahudilerin “Tanrı’nın seçilmiş halkı” olduğuna, İsrail’in kutsal topraklar üzerindeki hakimiyetinin ilahi planın bir parçası olduğuna inanırlar.
Bunlar “insanlık tarihinin sonunda Ortadoğu’da büyük bir savaş yaşanacağına”, “Armageddon” adı verilen bu savaşın ardından Hz. İsa’nın yeniden yeryüzüne döneceğine inanırlar.
Bu inanışa göre, Yahudilerin vaat edilmiş topraklarda toplanması ve İsrail’in güçlenmesi İsa Mesih’in dönüşünün ön şartlarından biridir. Bu nedenle çoğu Evanjelik gruplar İsrail’e verilen desteği sadece stratejik bir tercih olarak değil, dini bir görev olarak görmektedir.
******************************
ABD DIŞ POLİTİKASINDA EVANJELİK ETKİ
ABD’deki milyonlarca seçmeni etkileyen bu yaklaşımın kısmen Amerikan dış politikasına yansıdığı biliniyor.
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması, İsrail yanlısı politikalar izlemesi Evanjelik çevrelerde büyük destek görmüştür. Trump’ın etkisiyle Yüksek Mahkeme 2022’de kürtaj hakkını anayasal güvence altına alan kararı kaldırmıştır. Bu, Evanjelik hareketin siyasi zaferlerinden biri olarak görülmektedir.
İsrail’deki fanatik Yahudiler ile ABD’deki Evanjeliklerin dini anlayışları tam olarak aynı değildir. Ancak pratik siyasette Kudüs, yerleşimler, Filistin devleti ve vadedilmiş topraklar konularında birbirlerini destekleyen güçlü bir ittifak ortaya çıkmıştır.
Türkiye ile ABD arasında çıkan Rahip Brunson krizinde de Evanjelik unsur belirleyici olmuştur. Brunson Evanjelik bir misyonerdi. Türkiye’yi ağır bir şekilde tehdit eden ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence de milliyetçi koyu bir Evanjelik olup mezhebin ABD yönetimindeki en etkili temsilcilerindendi.
Trump’ın ikide bir dostum Erdoğan bir telefonumla Rahip Brunson’u serbest bıraktı derken öncelikli mesajı Evanjelikleredir.
******************************
TÜRKİYE NE YAPMALI?
Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyada dini-politik gruplar barış ve huzur değil, çatışma ve savaşların aracı olmaktadır. (Burada eleştirilen, inancın kendisi veya dindarların toplumsal dayanışması değil; dini kavramları siyasi ve yıkıcı amaçlarla kullanan dini-politik yapılardır.)
Ortadoğu’nun merkezinde, tarihi tecrübesi ve jeopolitik konumuyla kilit bir ülke olan Türkiye, bu akımlar karşısında akılcı, kuşatıcı ve ilkesel bir duruş sergilemek zorundadır.
Türkiye, dış politikasını ve güvenlik stratejilerini dini ya da mezhebi kehanetlere göre değil, akıl, hukuk, bilim, uluslararası diplomasi ve reel-politik temelinde şekillendirmelidir.
Ankara; etnik ve mezhep kimliklerini değil, insan haklarını savunmalıdır. Dinî argümanların emperyalist veya yıkıcı emeller için kullanılmasına karşı İslam’ın özündeki hakikat, adalet ve barış ilkelerini seslendirmelidir.
Eğitim, adalet ve liyakat sisteminin hiçbir tarikat, cemaat veya dogmatik yapıya teslim edilmemesi gerekir. Dinî alanın sivil, şeffaf ve günlük siyasetin dışında bir çizgide kalması, devletin güvenliği için hayati önemdedir.


