Yıllar önce, 2017 yılında okul servisimiz bir kaza yapmıştı. En ön koltukta oturuyordum ve şansıma emniyet kemerim takılıydı. O kemer, aracın ön camından fırlamamı engelledi. Çok hızlı ve ani bir şekilde sarsıldığımız için emniyet kemeri beni korumuştu ancak göğüs kafesimde ve sırtımda inanılmaz bir ağrıya neden olmuştu.
O ağrı ancak 2-3 ayda zar zor geçti. Kontrol amacıyla Ortopedi ve Travmatoloji bölümünden randevu almıştım. Doktora gittiğimde; kollarımı, bacaklarımı, omuzlarımı, boynumu, çenemi, kısacası tüm vücudumu genel bir kontrolden geçirdi. Muayene sonunda bana Fibromiyalji hastası olduğumu söyledi. Kulağa çok havalı geliyordu değil mi? “Vay canına, o da ne?” demiştim.
Doktorum, Fibromiyalji’yi; görünmeyen bir ağrının tüm merkezi sinir sistemini ele geçirmesi ve sistemin işleyiş mekanizmasını bozması olarak tanımladı. Kişide yaygın kas-iskelet ağrısı, aşırı yorgunluk, uyku bozuklukları ve “beyin sisi” denilen zihinsel bulanıklıklar yaratan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Teşhis konulurken vücuttaki 5 ana bölge ve 19 alt ağrı noktasına bakıldığını söyledi.
Tıbbi olarak bu bölgeleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Omuz Kuşağı ve Boyun Bölgesi: Sağ/sol omuz kuşağı, çene (sağ/sol), boyun, üst sırt ve ense.
2. Üst Ekstremiteler: Sağ/sol kollar ve ön kollar.
3. Gövde Bölgesi: Göğüs, karın, üst sırt/göğüs kafesi ve bel (alt sırt).
4. Pelvis ve Kalça Kuşağı: Sağ/sol kalça, sağ/sol uyluk.
5. Alt Ekstremiteler: Sağ/sol alt bacaklar ve çene eklemi bölgesi.
Bende bu 5 ana bölge içinde tam 18 alt ağrı noktası teşhis edilmişti. Doktorum o dönem bana fizik tedavi önerdi ama gitmeye zaman bulamadım, sadece ilaç kullanabildim. Sonrasında gittiğim pek çok doktor da sadece ilaç yazıp gönderdi. Maalesef sağlık sistemimizde bazen hastayı kökten tedavi etmek yerine, günü kurtarmaya yönelik bir anlayış hâkim oluyor.
“Fibromiyalji Kafamızın İçinde Değil!”
İlaçlardan çok sıkıldığım için geçen gün YouTube’da araştırma yaparken harika bir videoya rastladım. Doktorun adını ya da linkini doğrudan paylaşmamda bir sakınca var mı bilmiyorum ama kendisi biz hastalara, yıllardır çektiğimiz bu dertlerin kök nedenini çok net açıklamış. Bence doktora halimizi anlatırken bu 9 dakikalık videoyu doğrudan izletmemiz gerekiyor. Yaşadığımız durumu o kadar duru anlatmış ki, ben de sizleri bilgilendirmek için bu yazıyı kaleme almak istedim.
Bahsettiğim kişi Dr. Berg. Videoya “Fibromiyalji kafamızın içinde değil!” diyerek girdiğinde “İşte bu!” dedim. Dr. Berg yazısında bilimsel bir deneyden söz ediyordu (ki oldum olası bilimsel araştırmaları çok severim, bu da beni daha çok meraklandırdı). Bilim insanları, Fibromiyalji hastalarından aldıkları antikorları sağlıklı farelere enjekte etmişler ve tüm farelerde ağrı hassasiyeti geliştiğini gözlemlemişler. Bu testler, Fibromiyalji’nin psikolojik bir hastalık olmadığını kanıtlayan çok gerçekçi veriler sunuyor.
Tetikleyiciler ve Kök Nedenler
Dr. Berg’e göre Fibromiyaljide tetikleyiciler ve kök nedenler var.
- Gizli Virüsler ve Toksinler: Epstein-Barr, Herpes Simplex veya Lyme hastalığı gibi remisyona giren (uykuya çekilebilen) gizli virüsler bu durumu tetikleyebiliyor. Aynı zamanda belirli küf kültürleri ve aşılarda ajan olarak kullanılan, nöronlarda iltihaplanmayı artıran alüminyum gibi ağır metal elementler de süreci tetikliyor. Bazı genetik yatkınlıklar da kişiyi bu iltihabi durumlara açık hale getirebiliyor.
- Stres: Tabii ki hayatımızdaki spesifik stres olayları da en büyük tetikleyicilerden biri.
- D Vitamini ve Bağışıklık Engeli: Fibromiyalji hastalarında D vitamini düzeyi genellikle düşüktür. Bağışıklık sistemindeki doğal öldürücü hücreler D vitaminine bağımlı çalışır. Ancak bahsettiğimiz bu virüsler, hücrelerin D vitamini reseptörlerini kapatarak vitaminin emilmesini engeller ve bağışıklığı çökerterek sinir hasarına yol açar.
- Ağır Metallerin Beyne Taşınması: Vücutta magnezyum ve çinko düşük olduğunda; Makrofaj adı verilen bağışıklık hücreleri alüminyum gibi metal elementleri adeta “yiyerek” kan-beyin bariyerini geçer ve bunları beyne taşır. Bu da sinirlerin küçük kısımlarında hasara ve aşırı hassasiyete (yani hissettiğimiz o yoğun ağrılara) yol açar.
Mitokondriyal Çöküş ve Hücresel Enerji (ATP) Krizleri
İltihaplanma, hücrelerimizin enerji santralleri olan mitokondrilerin kapısını kapatır ve orada
bir yıkıma neden olur. Sağlıklı bir mitokondri tam kapasite çalıştığında 36 ila 38 enerji birimi
(ATP) üretir. Ancak kapı kapandığında, vücut alternatif ve verimsiz bir sistem olan “glikoliz”
sistemini devreye sokar.
Fibromiyalji hastaları bu verimsiz sistem yüzünden sadece 2 ATP üretebilirler. Vücudun
onarılması, iyileşmesi ve sinir sisteminin çalışması için enerji şarttır. 2 ATP ile yaşayan bir
hastanın ise neredeyse hiç enerjisi yoktur. Üstelik bu yedek enerji sisteminin yan ürünü olarak
vücutta laktik asit birikimi olur. Sonuç; derin delta uykusunu alamama, kötü uyku kalitesi,
laktik asit birikimi, kronik yorgunluk ve sıfır dayanıklılıktır.
Dr. Berg’e Göre Ne Yapmalıyız? Çözüm Önerileri
Dr. Berg, sinir hücrelerine sağlanan yakıtı yeniden ayağa kaldırmamız gerektiğini söylüyor.
Kapalı olan mitokondri kapısını baypas etmek için alternatif bir yakıta ihtiyacımız var:
Ketonlar. Ketonlar hasarlı bölgeyi atlayarak nöronları doğrudan beslemeye başlar.
Peki, vücutta ketonları nasıl artırabilir ve bu durumu tersine çevirebiliriz? İşte öneriler:
- Aralıklı Oruç: En güçlü yöntemlerden biridir. Yapılan bir çalışmada, 3 ila 12 gün oruç tutan 176 Fibromiyalji vakasında; ağrı, iltihap ve semptomların oruçtan 3 ay sonra bile önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Oruç tutmak hem hücresel iltihabı düşürür hem de sinir sistemini büyütmeye yarayan BDNF (Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör) seviyesini artırır.
- Beslenme Tarzı: Düşük karbonhidratlı beslenmek (keton üretimi için) ve kefir, fermente gıdalar gibi bağırsak dostu besinler tüketmek gerekir.
- Doğru Egzersiz ve Dinlenme: Zaten enerjimiz olmadığı için vücudu çok fazla egzersizle yormamak, daha fazla dinlenmeye odaklanmak gerekir.
- Stres Yönetimi: Çevremizdeki stres faktörlerini minimuma indirmeye çalışmalıyız.
- Güneş Işığı ve Doğru Takviyeler:
- o Güneş ışığından bolca faydalanmak.
- o Yüksek dozda D3 + K2 vitamini (50.000 – 80.000 IU).
- o Magnezyum Malat (600 mg – 2.400 mg).
- o Laktik asidi temizlemek ve enerjiyi geri kazanmak için B1, B2 ve B6
- vitaminleri.
- o Hücre enerjisi için CoQ10 (Koenzim Q10).
- o Nöroinflamasyonu (sinir iltihabını) sakinleştirmek ve uykuyu düzene sokmak
- için PEA (Palmitoil-ethanolamid: 300 mg – 1200 mg).
- o Ağır metalleri vücuttan atmak ve bağırsakları temizlemek için Silika Suyu
- (Doğal kaynak maden suyu).
Dr. Berg konuyu gerçekten harika özetlemiş. Artık ne ile savaştığımızı, hücrelerimizde neler
bittiğini ve en önemlisi ne yapmamız gerektiğini çok daha iyi biliyoruz. Bu bilgiler sayesinde
bir sonraki doktor randevumuzda kendimizi çok daha net ifade edebiliriz.


