Ey İman Edenler! İman Ediniz (14)

42

Kur’an cihanşümul / evrensel, tam ve mükemmel bir talimat ve
tebligattır.

     Allah Kur’an’ı
müminlerin / inananların dilinden kalbine aksedip,

     Hayatlarına hâkim
/ egemen olması için indirmiştir.

     Kur’an; insanların
yalnız Allah’a kul olmaları,

     Yalnız O’nun
emirlerine uyma emel ve gayesiyle okunması, anlaşılması, anlatılması

     Ve gereğini
yapmaları için indirilmiştir.

     Allah’ı tanımak,
Kur’an’ı tanımak, okumak ve anlamakla olur.

     Kur’an’ı tanımak
ise, lafzını / sözünü okumakla yerine gelir.

     Prensip, ilke,
temel inanç ve esaslarını hayata geçirmek, tatbik etmek ve uygulamakla olur.

     Allah’ın varlığına
inandığımız halde, Allah yokmuş gibi hareket etmek Müslümana yakışmaz.

     Kur’an’a
inandığımız halde, Kur’an’a aykırı bir yaşayışı hoş karşılamamalıyız.

     Bunun doğuracağı
tehlikeleri ve bizleri sokacağı cendereleri iyice düşünüp akıl etmeli.

     Sıratı Müstakim’in
/ Doğru Yol’un, ancak Kur’an’ın çizdiği yol olduğunu,

     Bir an için bile
aklımızdan çıkarmamalıyız.

     Kaldı ki, biz
dâhil İslâm Âlemi’nin dünyadaki düşkün hâli, geri kalmışlığı,

     İslâm’a lâyık bir
seviye ve düzeyde olmazlığın tek sebebi;

     Kur’an’ın ve onun
uygulaması olan Sünnet’ten gereği gibi istifade edemeyişimiz ve

     Yararlanamadığımız
yüzündendir.

     Kendimiz İslâm’a,
Kur’an’a ve Sünnet’e uymamız gerekirken;

     İslâm’ı, Kur’an’ı
ve Sünnet’i kendi anlayış çerçevesine sokmuş olmamızdandır.

     Kur’an sadece
inanmamızla yetinmez.

     Aynı zamanda
yaşantımızın her anını ve her hareketini;

     Onun çizdiği
çerçevede kalarak gerçekleştirmemizi de ister.

     Unutmayalım ki,
Sahabe-i Kiram vahyedilen / indirilen bir âyeti iyice anlayıp,   

     Hayatlarına tatbik
etmedikçe, onu uygulamayı devamlı kılmadıkça,

     Başka bir âyeti
ezberlemezlerdi.

     Ezberle uygulamayı
paralel olarak yerine getirirler.

     Hz. Peygamber gibi
yaşayan bir  Kur’an olurlardı. Öyleyse
onların örnek aldıkları gibi:

     Bizim için de,
Kur’an eşsiz bir rehber,

     Hazreti Peygamber,
daimî bir önder.

     Önümüzde yürüyen
bir kılavuz.

     Maddî – manevî
tertemiz bir havuz.

     “Yalnız sana
kulluk eder ve ancak senden yardım isteriz.” (Fatih: 5)

     Derken bunun
Allah’a verdiğimiz bir taahhüt olduğunu hiçbir zaman unutmamamız

     Ve bundan gafil
olmamamız gerekirken;

     Kasten değil ama,
ne yazık ki şuursuz ve bilinçsiz bir vurdumduymazlık içindeyiz.

     Oysa gerçek
kulluk; yalnız ibadet etmekle yerine gelmez.

     Aynı zamanda emir
ve yasaklarına uymakla da mükellef ve yükümlüyüz.

     Çünkü gerçek
kulluk; Allah’ın tüm emir ve nehiylerine / yasaklarına uymakla gerçekleşir.

     Kaldı ki: “Bir’e
kul olmayan bine kul olur.”

     Nitekim İslâm
öncesindeki Araplar; Allah’ı inkâr etmiyorlar

     Fakat, O’nun
hayatlarına çeki düzen vermesine, asla imkân tanımıyorlardı.

     Doğru Yol’a girmek
belki kolay ama Doğru Yol’da daimî olmak; işte bütün mesele bu!

     Sıratı Müstakîm
yani Doğru Yol’da olmanın ve bunu devamlı kılmanın kolay olmadığı,

     Şu hususu ortaya
koymakla, çok daha iyi anlaşılır:

     Günde beş vakit
kıldığımız namazlarda,

     Tam kırk kere
Fâtiha Suresi’nde geçen “İhdinassıratal müstekiym.” (Fatiha: 6)

     “Bizi doğru yola
(İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat.)”

      Diye Allah’tan
bizi Sırat-ı Müstakime / Doğru Yol’a hidayet etmesini / iletmesini istiyoruz.

Önceki İçerikYa evrensel değerler ya da hiç –I
Sonraki İçerikYa Evrensel Değerler Ya Da Hiç –II
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.