Dışa Bağımlılık Tutkusu

40

Açılım  ve değişim gibi kavramların ayağa  düşürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Asıl tartışılması gereken sorunları gizlemede birbirleriyle kafiyeli bu kavramlar  kullanılıyor. Toplumu yanıltmada, yanlış yönlendirmede bunlara bir can simidi gibi ülkeyi yönetenler sarılıyor. İçi doldurulmamış, ancak imâ yolu ile topluma kabul ettirilmeye çalışılan önce “Kürt açılımı” denen, daha sonra sırasıyla “demokratik açılım” ve “barış ve kardeşlik projesi” elbisesi giydirilen, teröre ve terör örgütüne dış dayatmalarla tavizden başka anlam taşımayan, ülkeyi allak bullak edecek sözde çözümler ileri sürülüyor. İnsanlar bütünleştirilmiyor, farklılaştırılıyor, birbirinden uzaklaştırılıyor, ötekileştiriliyor, adeta kamplaştırılarak yeni etnik çatışmalara hazırlanıyor. Bu çirkin tezgaha karşı çıkanlar ise;  uzlaşmacı olmamakla suçlanıyor.

Teröre karşı Habur Kapısı’nı gerektiğinde kullanamayanlar, yeni bir kapı açamayanlar, terörle mücadeleyi dinamitleyenler, Irak’ın Kuzey’indeki siyasi oluşuma gözlerini kapayanlar, eş dost yatırım yapacak diye Barzani’ye hoş görünenler, içerideki Barzani şirketlerinin üstüne gidemeyenler, ABD oyalamalarına âlet olanlar, şimdi demokratik açılım diye 25 yıllık bir mücadeleyi yok farz ederek,  vatanı için şehit düşmüş aziz şehitlerimizi göz ardı ederek terör örgütünün taleplerinden bir kısmını kabulle uğraşıyorlar. TBMM eski başkanı Bülent Arınç’ın gerekirse Öcalan’ın yol haritasından faydalanabilinir sözleri üzerinde ibretle durulmalı. Ülkeyi yönetenler toplumun önünde burnunu karıştıran adamı meşhur ettiler. Tabiî Irak’a müdahale ettiğinden beri bizimle sınırdaş olan ABD’li sözde dostlarımızın  telkin ve emirleriyle. Dışa bağımlılığın en belirgin örneklerinin yaşandığı günümüzde,  siyasi iktidar mensupları “Türkiye kendi sorunlarını kendisi çözer” lafları ile kamu oyunu oyalıyorlar. TBMM’de  sürekli isim değiştiren ve açıklanmadan bazı  STK ile görüşülen bu açılım bilmecesinin  kapalı oturumda ele alınacağı söyleniyor. Meclisteki PKK’nın siyasi temsilcilerine rağmen. Sayın Devlet Bahçeli’nin  kapalı oturumu millete açarız çıkışı  çok isabetlidir. Demokrasi açıklık ve şeffaflık ise buna uyulmalı;  ama nerede?

Basın ve yayın  organları  fikir ve düşünce hürriyetini kullanabiliyor mu? Sürekli değişik gündem maddeleri bulunarak ekonomideki kötü gidiş  Cumhuriyet tarihinde görülmemiş  başıbozukluklar gizleniyor. Bu yıl bütçenin %780 oranında  açık vereceği ifade ediliyor. Bu açığı kapama yolları Türkiye’nin iç ve dış politikasında yeni ambargolar ve baskılar getirecektir. Genç nüfusta işsizlik %24, genelde ise %16’yı buluyor. Teğet geçmeyen küresel kriz en çok  ülkemizi etkiliyor ve %14 ekonomik daralma yaratıyor. Sanayi üretimindeki daralma  devam ediyor. İşyerleri kapanıyor. Ana caddelerde kiralık dükkanlar bomboş bekliyor. Yerli üretim tokatlanmış,  ithalat şahlanmış, tarım perişan edilmiş,  çiftçi ürünü ektiğine bin pişman. Ermeni, Kıbrıs ve sonunda da Kürt açılımları, Ergenekon ismi verilen Ümraniye Davası birçok şeyi örter hale gelmiş. Ekonomik açılım konuşulmuyor.

“Siz mi tek millet, iki devlet tezlerini ileri sürerseniz”  dediler ve kardeş Azerbaycan ile olan ilişkilerimizi bozdular. Azerbaycan’ı anlaşmalı bir şekilde Rusya’ya yaklaştırdılar. Azerbaycan da pek ses çıkaramaz; çünkü onun üzerinde de baskı var. Amerikan’ın kulvarında ise Türkiye-Ermenistan yakınlaşması zorlanıyor. Ermenistan’a kapı açılmasının karşılığı sadece Türkiye’nin Doğu sınırının Ermenilerce tanınması mı?  Suriye’yi de “terörden vazgeçen Suriyeli PKK’lıları kabul edebiliriz” şeklinde konuşturuyorlar. Türkiye’nin İran ile ilişkilerini bozmak için bize 7.8 milyar dolarlık gibi çok yüksek bir bedelle patriot füzeleri satacaklar. Böylece Amerikan’ın İran’a karşı kalkanı olacağız.  Amerika füze kalkanı yaratacak ise; biz bunları neden satın alalım? Demek ki dışa bağımlı olunca bunlar oluyor.

Geçenlerde Sayın Ruhat Mengi’nin programında bir İslamcı Kürtçü  etnik taassupla Türkiye’deki asimilasyondan bahsetti. Eğer böyle bir eritme olmuş olsaydı; kendisinin liberal ve aşırı solcu Kürtçülerle beraber bunları söyleme ve etnik ırkçılık yapma fırsatı doğmazdı. Asimilasyonun nasıl olduğunu kendilerine destek olan yabancılara bir danışsalar. Az veya çok etnik farkları olsa da yüzyıllardır uyum içinde yaşayan,  ötekileştirilmeyen insanları mantıken asimile etmeye zaten gerek yoktu. Devletin de böyle bir geleneği, neden olmadı diye zaman tenkit de edilse  mevcut değildir. Etnik gözlük bize yabancıdır. Osmanlı, müslim ve gayri müslim olarak  ayırım yapmış; Cumhuriyet de etnik taassuptan ve ayrımcılıktan uzak durmuş, milletleşme sürecine ağırlık vermiştir. Bundan dolayı bugün etnisiteleri zorla fark ettirilmeye çalışılan  insanlarımızın  iktisadi ve siyasi hürriyetlerini engelleme düşünülmemiştir.

 

Önceki İçerikSapkınlıktan Uzaklaşmak
Sonraki İçerikTürkiye’nin Büyük Çatısı (4)
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)