Depremler ve Yanlışlardan Doğrulara Geçiş

43

            Bazı sorulara olumlu cevap verebilmek için depremlerden alabileceğimiz
dersler olmalıdır. Depremler ve kaybettiğimiz vatan evlatlarının acısı Türk
Milletinin içine çökmüştür. Ancak biraz kolay unutan bir milletiz. Kin besleme
alışkanlığımız da yoktur. Aslında kin beslemek de uygun bir davranış değildir.
Ancak kin beslememek alçaklıkları ve ihanetleri de unutmak değildir.

            Mesela,
deprem kıyameti dolayısıyla birçok ülkeden enkaz altında kalan kardeşlerimizi
kurtarmak için ülkemize gelen ekipleri gördük. Bu ülkeler arasında “en iyi Türk
ölü Türk’tür” diyebilecek kadar alçalan, Türk düşmanlığını okullarında
çocuklarına ezberleten, Ege Denizini mülteci mezarlığına çeviren Yunanistan
gibi bir ülke de vardır. Bu ülkenin birçok konuda hayret edilecek ölçüde Türk ve
Türkiye düşmanlığı insanlık adına utanç kaynağıdır.

            Bir resim TV
ekranlarında sık sık dolaştırıldı. Resimde Yunanlı bir itfaiyeci kurtardığı bir
depremzede çocuğa sarılmış şekilde görülüyordu. Bu resmin herhangi bir deprem
bölgemizde çekilmediği, Yunanistan’da hazırlanıp Türkiye’de servis edilip
propaganda aracı olarak kullanıldığı anlaşıldı. Geçenlerde yapılan Türk Dünyası
İnsan Hakları Derneği’nin toplantısında bu gerçek ayrıntıları ile ortaya kondu.
Bunu fark etmeyen bizimkiler de oyuna gelerek resmi bolca kullandılar. Olup
bitenden şüphelenmediler bile. Yunan dostluğundan dem vuranlar bile oldu.
Böylece karşı taraf amacına ulaştı. Türkiye’ye deprem felaketinde yardım için
gelen herkese müteşekkiriz. Aynı fedakarlıkları biz de yaptık ve yine yaparız. Gelenler,
giderken bizim misafirperverliğimizden, cömertliğimizden ve dayanışmamızdan
bahsettiler. Birbirimizi daha iyi anlamış olduk. Bunun milletlerarası
ilişkilerde tabii ki faydaları olacaktır. Ancak gerçekleri göz ardı ederek
kolay iyimserlik içine de girmeyelim. Yakın tarih kolay kolay silinemez. Keşke
onlar da bizim gibi iyi niyetle hareket etmiş olsalardı. Ege ortak bir barış
denizi olabilseydi. Biz onların haklarını kabul ederken; onlar da Akdeniz’de
Türk çıkarlarına saygı duyulabilseydi. KKTC’nin bağımsız bir devlet olduğu
kavranabilseydi. Batı Trakya Türk azınlığına muamelede Lozan’a ve insan
haklarına saygılı olabilselerdi. Bunların tam tersi oldu. Türkiye’ye karşı
anlaşılmaz bir kan davası güdüldü. Efendim Milli Mücadelede Yunan yenilgiye
uğratılıp İzmir’den denize dökülmüş. İyi de sizi Anadolu’ya gönderen güçlerin
neden oyuncağı oldunuz?

            Hem ülkemizi
deprem ülkesi olarak tanımlıyoruz; hem de bilhassa ortaöğretimde “deprem” veya
“afetler” dersini müfredata koymuyoruz. Ayrıca Türk Dünyası’ndan habersiz
yetişen çocuklarımıza soydaşlarımızla ilgili tanıtıcı bilgileri veren bir dersi
neden koymuyoruz? Coğrafya dersinin depoya kaldırılmasını da anlayamadık. Aynen
andımızın öksüz ve kimsesiz bir şekilde depoda bekletilmesi gibi…

            Depremler
acaba bizi düşündürecek, bazı yanlışlarımızdan uzaklaşmayı sağlayabilecek mi?

        
Mesela, bugün ortaya koyduğumuz dayanışma ve paylaşma şuuru yarın
da devam edebilecek mi?

        
Aşırı lüks hayat özlemi, marka merakı devam edecek mi?

        
Tüketerek değil; fakat üreterek statü kazanma anlaşılabilecek mi?
Tüketim çılgınlığı sürecek mi?

        
Ayağımızı yorganımıza göre uzatmayıp borç batağına ve krizine
girecek miyiz? Bundan aile içi sorunlar doğacak mı?

        
Meşru ile gayrimeşru arasında olması gereken sosyal mesafeyi
koruyabilecek miyiz?

        
 Vatandaşımızı istismar
eden, soyup kandıranlar vicdan azabı çekip bundan vazgeçebilecek mi?

        
Kibir ve gösteriş merakı ve kamudaki israf sürecek mi?

        
Maddi ve manevi tatmin birlikte hissedilebilecek mi?

        
İnandığımıza göre değil de; yaşadığımıza göre mi inanıp hayatımızı
sürdüreceğiz?

        
Komşuluk ve akrabalık ilişkileri gelecekte de bugünkü olumlu
manzarasına devam edecek mi?

        
Çevreye ve hayvanlara zarar vermekten vaz geçecek miyiz?  

        
Depremlerde asıl zarar gören kadınlara şiddet eylemlerinden
utanarak uzaklaşabilecek miyiz?

        
Trafikte bile hiç yoktan birbirimize kızarak silaha sarılacak
mıyız?

        
Milli ve dini bayramlarımızı, günlerimizi içlerini boşaltmadan
kutlayabilecek miyiz?

        
Ülkeyi ve bazı belediyeleri yönetenler son yıllarda değerini daha
iyi anladığımız askeri ve siyasi deha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’teki tevazu ve
halktan biri olma özelliğine dönecekler mi?

        
Şartlar müsait diye deprem bölgelerinde ve başka yerlerde yine kiraya
vicdansızca aşırı zamlar yapacak mıyız?

        
Örf ve adetlerimize karşı duyarsızlık sürecek mi?

        
Fert ve toplum çıkarlarının birbirine paralel olduğunu
anlayabilecek miyiz?

        
Kurallara uymama ve çiğneme alışkanlığını terk edecek miyiz?

        
Türk Milletine mensup olma şuuru yerini; etnik, mezhep, bölgecilik
taassubuna mı bırakacak? Atlantik ötesini ve düşmanlarımızı hep sevindirecek
miyiz?

        
Tasada ve kıvançta bir ve bütün olacak mıyız?

        
Batı toplumları serbest birleşmeden ideal aileye özenirken; biz
onların da şikayetçi olduğu hastalıklı yapı örneklerine mi özeneceğiz?

        
Toplum olarak çözülmeyi mi; yoksa anlamlı bütünleşmeyi mi hedef
alacağız? Önü açılmış milli ve üniter devletler çokkültürlülük virüsü ile karşı
karşıya iken; çokkültürlülük ile çok sesliliği birbirine karıştıracak mıyız?

        
Şehirlerimizi faylardan kurtarma cesaretini gösterebilecek miyiz?

Tekrar başa dönelim ve düşünelim:
depremler yanlışlardan doğrulara geçişte neden etkili olmasın ki? Kimsesiz
kalan çocuklarımızın ve depremzedelerin kimsesi olan asil ve fedakâr, cömert
insanlarımızla iftihar ediyoruz.  

Önceki İçerikVatandaşlık Satışının Türkiye Üzerindeki Stratejik Sonuçları
Sonraki İçerikHangi Yöne Baksam Acıyaman
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)