Deprem Süreci Değerlendirmelerim…

51

Bu hafta konuğumuz Av Özcan Pehlivanoğlu Türkiye’yi sarsan
ve gelecek günlerimizi de etkileyecek olan ve dünyada daha önce görülmemiş
ebatta depreme ilişkin görüş ve değerlendirmelerini alacağız…

 

1-Sayın Pehlivanoğlu,
Deprem konusunu muhalefet ve iktidar açısından değerlendirir misiniz?

 

Deprem konusunda hem iktidar hem muhalefetin yeterli olmadığı
bir kez daha görülmüştür… Birçok acıdan olduğu gibi deprem konusunda da
aralarında pek bir fark yoktur. Çünkü iktidar ve muhalefet benzer siyasi
yapılardır. Ancak iktidarın ülkeyi 20 yılı aşkın bir süredir hem de tek başına
yönetmesine rağmen yeterli çalışmaları yapmadığı ve tedbir alamadığı
görülmektedir. İktidar ve muhalefetin yetersizliği üzerinden devlet düşmanlığı
yapılması ise asla kabul edilemez. Yapılacak iş mevcut siyaseti tasfiye ederek
ülkenin geleceğine dair siyasi kaygılar olmaksızın gerçekçi tedbirler almaktır.

 

2-Peki, Amik gölünün
kurutulmasının ve tarım arazilerinin inşaata açılmasının depreme ait zarar
boyutunu genişletmiş midir?

 

Tarım alanlarının ve özellikle ovaların imara açılması
depremin ağır sonuçlar vermesine etki etmektedir. Amik Ovası ’da buna bir
örnektir… Ülkemizde buna benzer örnek çoktur… Bunun yanlış olması bilinmesine
rağmen Cumhuriyet hükümetleri ve yerel yönetimler ısrarla bu yanlıştan vaz
geçmemişlerdir…sonuç ortadadır!

 

3-Deprem sonrası
yardım faaliyetlerini n organizasyonu ve 3 gün gecikmeli ulaştığı hakkında bir
kısım haberler var..Konu ile ilgili sizin değerlendirmeniz nasıl?

 

Bana göre hem devlet hem de iktidar bu kadar geniş bir
coğrafyayı etkileyecek bir depremi öngörmüyordu. O yüzden yeterli hazırlığı
yoktu. Hem yardım getirmesi gerekenlerde depreme maruz kaldı. Yolların çöktüğü
havalanlarının kullanılamaz hale geldiği bir depremde yardımların gecikmeli
ulaşmasından dolayı devletin ve iktidarın eleştirilmesini doğru bulmuyorum.
Sadece hazırlıksızdılar böyle büyük bir afete… Ama kim olursa olsun böyle büyük
bir coğrafyada bu yıkımı kolay kolay öngörmezdi. Eleştiri yaparken aklıselim
davranmak gerekir diye düşünüyorum.

 

4-Bir hukukçu olarak
sizce Cezai ve hukuki sorumlulukların yerine gelmesi için genel düzenlemeler
yapılabilir mi?

 

Türkiye’de kanunlar vardır ama uygulama ve denetim zayıftır.
Burada cezai ve hukuki düzenlemeler yanında devletin devrim niteliğinde
kararlar alması ve uygulaması lazım… Ancak afetler konusunda yapılacak bu
devrime halk ne kadar hazırdır sorusunun iyi cevaplanması lazım… Günlük hayat
gailesine düşmüş olan halkın ezici çoğunluğu menfaatlerinden vaz geçmek
istemeyecektir. Bu hususun çok planlı yapılması gerekir yani böyle bir afet
devriminde imar ve İskân hareketlerine ihtiyaç duyulabilir. Osmanlı savaşlar ve
göçler nedeni ile bu konuda çok tecrübeli idi. Başka örnek aramaya gerek yok.

 

5-Yardm konusunda
bölgesel farklı uygulamalar yapıldı gibi haberler çıktı. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?

 

Bu konu bir psikolojik savaş saldırısıdır. Türk Milleti
böyle anlarda yardıma muhtaç olanların etnik kimliğine, mezhebine, inancına,
ideolojisine bakmadan yardımı ulaştırır. Böyle bir şey olduğuna ihtimal dahi
vermiyorum. Bunlar devlet ve iktidar aleyhine kullanılmak üzere yapılmış algı
çalışmalarıdır. Fitne fesat hareketleridir. İtibar etmiyorum. Büyük Türk
Milletinin de böyle düşündüğünü biliyor ve görüyorum.

 

6-Tarihsel süreçte
birçok yok edici deprem bu bölgede yasanmış buna rağmen ovalara doğru yayılışın
mantıksal bir açıklaması var mı?

 

Türk Milletinin karakteristik özellikleri içinde bir hafıza
sorunu var… Unutuyoruz! Ayrıca eğitim konusunda büyük zafiyetler içindeyiz… Bir
de dış güçler ve işbirlikçi ihanet bu sorunları aşmamızı engelliyor. Hem de
yüzyıllardan bu yana… Hâl böyle olunca mantıklı kararlar alamıyor ve doğru
işler yapamıyoruz… Onun için her depremden sonra konuştuklarımız aynı şeyler…
Tam bir “dejavu” hali! Bundan kurtulmak için millet olarak ruhsal halimize etki
eden yanlışlardan (kolaycılık, tembellik, menfaatlerin öne alınması, aşırı
rantseverlik gibi) kurtulmamız gerekiyor… Ne yazık ki, sorunun ana kaynağı
insan meselemiz!

 

7-Demografik yapının
değişimi ve göç dalgası hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

-Sadece bu depremde değil Türkiye’nin uzun yıllardır bir
demografi ve göç sorunu vardır. Batı’nın ana projesi “Türksüz Türkiye”dir. O
sebeple daima demografik yapıyı değiştirecek göçleri destekler ve içimizdeki
işbirlikçi ihanet ile bunu uygulamaya sokar… Bu Türkler açısından en büyük
tehlikedir. Çünkü Türkler kolay asimile olan bir millettir.

 

Türkiye’de Türkler üzerinde uygulanan “aile sağlığı ve nüfus
planlaması” gibi kararlar Türklerin doğurganlığını azaltmış ve demografik
dengeyi bozmuştur. Buna demografik dengeyi bir kez daha bozan göçler eklenince
Türkiye’de her şey Türklerin aleyhine gelişmektedir. Son deprem vesileyle
Türkler o coğrafyayı bir iç göçle terk edebilir. Buna engel olunmalı ve devlet tarafından
tedbir alınmalıdır. Bu konu her bir Türk için yaşamsal mahiyettedir. Ancak
iktidarı ve muhalefeti ile siyasetin bu konuya doğru baktığını yani Türk
Milleti zaviyesinden meseleye yaklaştığını söylemek neredeyse imkânsızdır.

 

8-Üniversitelerin açıköğretim
düzenine geçmesi doğru bir karar mı?

 

Üniversitelerin açık veya uzaktan eğitime geçmesi doğru
olmamakla birlikte fiziki sartların böyle bir karar alınmasına neden olduğunu
düşünüyorum. Düşünün binalar ve yurtlar yıkılmış, üniversite öğretim üyeleri,.
çalışanları, öğrencilerin bir kısmı hayatını kaybetmiş, barınma sorunu ve diğer
sorunlar yığılmış nasıl sağlıklı bir eğitim yapılabilir? Elbette eğitim çok
elzem ve önemli bir mesele bunu söylerken diğer hususları göz ardı etmeyelim.
Şu an ülkemiz çok olağanüstü şartlar içinde bulunuyor. Bu konuya bu açıdan
bakmak gerekir.

 

9-Risk Yönetimi
hakkında hükümet sizce ne durumda

 

Hükümet bir kapalı kutu! Ne yapıyor ve ne kararlar alıyor
dışarıya yansıdığını pek zannetmiyorum. 20 yıllık iktidarları boyunca aldıkları
kararlar ile birçok yaptıklarına ağır eleştiriler getirdim. Beğendiğim
çalışmalar nedeni ile de açık teşekkürler de bulundum. Partizanlık yaptıkları
da açık bir gerçek… Liyakat ve ehliyete göre değil kendi ideolojilerine göre
davranıyorlar. Hâlbuki bazı konular bunu kaldırmaz. Deprem ve sonucunda ortaya
çıkan tabloda bunlardan biri.. Bu tablo bana sanki ülkeyi değil de kendilerini
düşündüklerini gösteriyor. O sebeple risk yönetimini ülke adına doğru bir
şekilde gerçekleştirdiklerine dair ağır şüphelerim var. Ama yine de yanılmayı
diliyorum.

 

10-konteynir kentleri
in geçici olmasını yerinde karar yoksa deprem olasılığı ile beraber sürekliliği
mi doğru karar olur?

 

Bana göre her ilde böyle afet anlarında kullanılacak rezerv
alanları, çadır ve konteynerların hazır olması lazım. Bunu yapabiliyor muyuz?
Elbette hayır… İstanbul’da olması muhtemel deprem için ayırılan toplanma
alanlarına AVM yaptık ya da imara açtık… Bu alanların sadece deprem bölgesi
değil deprem olasılığının güncel ve pek muhtemel olduğu her yerde hazırlanması
ve mevcutlarında korunması gerektiğine inanıyorum… Çünkü deprem sonrasında
yetişmek çok zor oluyor. Bunu bu depremde de gördük. Ancak doğru kararlar almak
bilim adamlarına, şehir plancılarına ve halkın desteği ile görevde olan siyasilere
düşüyor.

 

11-Normalleşme mümkün
müdür? Ekonomik maliyetlerin toplumun diğer kesimlere yansıması nasıl olacaktır

 

Elbette normalleşeceğiz. Ancak bunun süresi önemli. Benim
fikrime göre “süresiz bir normalleşme” içine girmek zorundayız. Bir sonraki depreme
kadar normalleşmesi bizi hiç tatmin etmemeli. Kaynaklar doğru bir şekilde
değerlendirilerek normalleşme süreci hızlanmalıdır. Türk Milleti takdiri ilahi
dışında her meselenin halledilebileceğinin farkına varmalıdır. Elbette kadere
inanıyoruz ama insan ve toplum olarak üzerimize düşeni yaptıktan sonra! Biz
gidelim fay hattının üzerine 15 katlı apartman yapalım sonra bunlara milyonla
para verelim ve deprem olunca da kader diyelim… Olmaz efendim olmaz… Ben Türk
Milletinin refah içinde insanlık onuruna uygun gururla bir yaşam sürmesinden
yanayım…onun için daimi bir normalleşme gerektiğini söylüyorum… Olayın
Türkiye’nin kırılgan ekonomisine olumsuz etkilerde bulunacağı muhakkaktır.
Ancak biz ne badireleri atlatmış bir milletiz merak etmeyin bunun da altından
kalkarız yeter ki aleyhimize yürütülen politikaların farkında olalım ve gereken
tedbirleri alalım.

 

12-Seçim ertelenir
mi?

 

Seçimler her halükarda ertelenmelidir. Bunu bir hukukçu ya
da siyasetçi değil Türk vatandaşı kimliğimle söylüyorum. Çünkü Türkiye
nüfusunun 15 milyonu bu depremden etkilenmiştir. Yer değişimleri söz konusudur.
İnsanlarımızın psikolojileri doğal olarak yaşadıkları travma sonucu iyi
değildir. Fiziki şartlar noksandır. Yapılacak bir seçim sağlıklı sonuçlar
doğurmaz ve Türkiye üst üste seçimler yaşayabilir. Bu ülkeye daha ekonomik
faturalar ve sosyal çalkantılar olarak dönebilir. O sebeple doğru düşünmek
gerekir. Bu nedenle seçimler Kasım ayına veya bir yıl sonrasına ertelenmelidir.
Bu düşünceme tepki gösterenler olacaktır. Ancak deprem bölgesinde yaşananları
ve bunların ülke geneline yansımalarını düşündüğümüzde bunun yanı seçim
ertelemenin doğru bir karar olacağını düşünüyorum. Bu sebeple iktidar ve
muhalefeti bir vatandaş olarak sorumlu davranmaya davet ediyorum.