Demokraside Yozlaşma ve Dönüştürme

25

Son yıllarda temel kuruluş ve kurumların, hatta ülke yönetimine talip siyasi partilerin bir değiştirme ve dönüştürme sürecine sokulduklarını görüyoruz. İktidarların istenen yörüngeye sokulması, dışarının istediği şekilde bir dönüşüme tabi tutulması yeterli görülmemektedir. Bunun yanısıra Türkiye’yi Türkiye yapan kurumlar üzerinde sivil-asker ayırmaksızın hesaplar yapılmakta ve bunlar değiştirilmeye zorlanmaktadır. Bu süreç, çoğu kimse tarafından da fark edilemeden uygulanmaktadır. Son 10-15 sene Türkiye’de olup bitenler gözden geçirilirse; sistemli bir şekilde ülkenin çıkarlarını koruyamaz hale sokulduğumuz görülmektedir.

İş sadece bununla da kalmamaktadır. Türkiye, dış patentli reçetelerle gerçek demokrasiye yabancılaştırılmakta, Anayasasıyla oynanmakta, sosyal yapısı etnikleştirilerek paramparça hale getirilmektedir. Parçalanma demokratikleşme diye yutturulmaktadır. Halk neye ve neden rey verdiğini fark edememektedir. Devleti milli mücadeleyle ağır bedel ödeyerek kuran milli irade sahipsiz kalmaktadır. Adeta Devletin egemenlik haklarını paylaştırmak için müşteri aranmaktadır.

Demokrasinin ağır aksak yürüyen basını bile neredeyse ortadan kalkmış; tenkit edilen CHP’nin tek parti dönemindeki şartlar ortaya çıkmıştır. Baskı, sindirme, şantaj ve yargısız infazlar sürüp gitmektedir. Tutuklamaların cezaya dönüştüğü bir yerde hukuk devletinden bahsedilebilir mi? Kamu görevlilerinin devletin görevlisi olmaktan çıkıp partinin temsilcilerine dönüşmesinin demokrasiyle ne ilgisi vardır? Bazı vali ve kaymakamların ilçe ve il başkanları gibi davranmasının hukuk devletiyle ve demokrasiyle nasıl bir ilişkisi olabilir?

Türkiye, küreselleştirilmenin şartlarına uygun emperyal demokrasinin uygulandığı bir ülke konumuna sokulmaya çalışılmaktadır. Böyle bir yapıda demokrasinin bütün kurum ve kuralları şeklen işler görülmesine rağmen; fonksiyonel anlamda anlam yitiren, şekil değiştiren örnekler ortaya çıkmaktadır. Kurumların isimleri ve dış görüntüleriyle iç yapıları farklılaşmaktadır.

Yargının taraf haline getirilmesi, ancak parti devletlerinde geçerli olabilir. Yıllardır Türkiye’de kısır ve çirkin bir mücadele vardır. Cumhuriyet sonrası Türkiye’de milli mutabakatlar tam anlamıyla kurulamadığından ve güçlendirilemediğinden kolay kamplaşmalar ortaya çıkabilmekte; kısır siyasi tartışma ve çalkantılar nesiller boyu devam etmektedir.

Bir dönem, siyasi iktidarları, seçilmişleri vesayet altına almaya çalışan, üzerlerinde baskı kuran kurum ve çevreler bir başka ifadeyle; seçilmeyip tayin edilenlerden şikayetçi olurken; günümüzde bu ters işleyemeye başlamış; bu defa bir rövanş alma tutkusu içinde siyasi iktidar dünün egemen siyasi güç odakları üzerinde hakimiyet kurmaya çalışır hale gelmiştir. Bu kısır döngü içinde ülke, içerde ve dışarıda çıkarlarını koruyamaz hale gelmiş, asıl gündem maddeleri ve tehlikeler göz ardı edilmiş, kısır verimsiz konularla uğraşılır olmuştur.

Her iki sapma da ülkenin geleceğine yapılan en büyük yanlıştır. Biz çocuklarımıza böyle iki farklı yönde işleyen bir kısır döngüyü ve iç çatışmaları, kamplaşmaları miras olarak bırakmak istemiyoruz. Bu siyasi yapı, aydınları ve ülkesine hizmet etmek isteyenleri siyasetten soğutmakta ve demokratik sistemle yabancılaştırmaktadır. Siyasi mücadele, sağ-sol bloklar arasında olmaktan çıkmış, teslimiyetçi ve küreselci güçlerle Türkiye’yi Türkiye yapan değerleri savunanlar arasında olmaktadır.

12 Haziran’da halkın önüne konacak sandık, demokrasiye yabancılaşmış bir sandık olmaya namzettir. Halk ne olup bittiğinin farkında değildir; basın yoluyla birçok şey fark ettirilememektedir. Bu çelişki, demokrasimizi tıkamakta; iktidarların sandıktan gelip sandıktan gitmesini de zorlaştırmaktadır.

Halk fark etmese de, iktidarın kendisine rey verenlerle yabancılaşan çizgisinin dışında; CHP de siyasi küresel çıkarlara uygun olarak dönüştürülmekte, geleneksel çizgisi kaybolmaktadır. Parti, temel çizgisiyle çelişen bölücü ve etnik ırkçı, hakikatleri araştırma komisyonu kurulmasını teklif edenlerle doldurulmuştur. Bazıları TSK’ya silah bırakma teklifi yapabilmektedir. Askerle uğraşma demokratikleşme zannedilmektedir. Oysa TSK ile uğraşanlar başka ülkelere askerlik yapmaktadırlar.

Parti içi demokrasi dışlanmaktadır. CHP, AKP çizgisinin dıştan etkilenen bir başka versiyonu gibidir. Kala kala tek ümit MHP olmakta ve onunla da uğraşılmakta, iktidar listelerinde devşirilen sürpriz milletvekili adaylarından bahsedilmektedir.  

Önceki İçerikBatı’da Panik
Sonraki İçerikBizler Hatırlayacağız Ya Gençlerimiz!
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)