Çizgilere Yansıyan Hıristiyanlık Etkileri

51

Geçtiğimiz yıllarda bir yardım kuruluşumuzun kurban bayramı öncesi, kurban bağışı toplamak için bastırdığı afişlerden biri oldukça dikkat çekti. Minyatür tarzda hazırlanan afişte, Hz. İbrahim a.s. oğlu Hz. İsmail a.s.’ı kurban ederken Hz. Cebrail a.s.’ın koçu getirmesi tasvir ediliyordu. Fakat islâmî bir ibadet olan kurbanla ilgili bir afişte İslâm’a aykırılıklar vardı.

İslâm inancına göre meleklerde dişilik, erkeklik, yeme, içme gibi özellikler yok iken, müslümanlara kurban bağışı çağrısı yapan bu afişte Hz. Cebrail a.s. kadın olarak tasvir edildi. Bu dikkat çeken manidar afişe, kamuoyu, Diyanet İşleri Başkanlığı, öğretim görevlileri ve kimi dernek ve vakıflar tepki gösterdiler.

Ülkemizdeki çok satan gazetelerden bir tanesi ise afişten daha vahim bir yaklaşım sergiledi. Gazete, “Tam 553 yıl sonra aynı kavga, kadın melek kıyamet kopardı” cümlesini manşetten verdi. Haberin devamında da “Tarih kitaplarındaki ‘İstanbul kuşatma altındayken Bizans’ta meleklerin cinsiyeti tartışılıyordu’ ifadesi 5 asır sonra yine gündeme geldi.” ve “Dernek başkanı şaşkın: Nelerle uğraşıyorlar. Tarih tekerrür ediyor.” gibi cümleler kullandılar.

İslâm’da cinsiyet tartışması yok

İslâm’da melekler erkek mi yoksa dişi mi diye bir tartışma konusu yoktur. İslâm’ın bu konuda bildirdiği gayet açıktır. Melekler nurdan yaratılmış, erkeklik ve dişilik özellikleri olmayan varlıklardır. Bir müslümanın bunu böylece bilmesi ve inanması inancının gereğidir.

Gazetedeki haberi bu yorumla yazan kişi üniversite okuyup, kendisine diploma verilmiş bir insan. Peki bir insan hem üniversite bitirip hem de cahil olabilir mi? Demek ki olabiliyor. Örnek olarak da bu tür yorumlar yazanları gösterebiliriz.

Karikatürcü için bu tip kişiler birer malzemedir. Adeta karikatürcüye “gel beni eleştir, benimle alay et” diye davetiye çıkarırlar. Çünkü kendilerine doğrusu anlatıldığı halde anlamamışlar veya anlamak istememişlerdir. Bile bile gülünç duruma düşmüşlerdir. İşte karikatürcüler de içinde bulundukları bu gülünç durumu kendilerine göstermek için mizah diliyle eleştirirler.

Çizer cehaleti

Konuyu karikatür açısından incelediğimizde, ülkemizde çizilen bazı karikatürlerde de aynı cehaleti görmekteyiz. Bu çizimlerin nedenlerinin başında, bahsettiğimiz cehaleti ve hırıstiyan karikatürcülerin taklit edilmesini görürüz.

Ülkemizdeki bazı dergi, gazete ve internet sitelerinde melekler cinsiyet sahibiymiş gibi çizilmektedir. Bu tip çizimlerde konu çoğunlukla cennet ve cehennemdir. Cennet ve cehennem çizimleri de genellikle bulutlar üzerinde olmaktadır. Cennet ve cehennem kapıları bulutların üzerindeymiş gibi çizilir.

Kendilerince komik diyaloglarla çizilen bu tip karikatürlerde İslâm’ın ahiret inancıyla alay edilmesi tehlikesi vardır. Halbuki ahiret en ciddi konudur. Dünya hayatında yapılanların hesabının verileceği bu âlem ile ilgili çizimler konusunda sadece çizenlerin değil, izleyenlerin de dikkatli olmaları gerekir.

Hırıstiyan inancına göre Tanrı erkektir. Genellikle yaşlı, uzun beyaz sakallı ve bulutların üstünde çizilir. Yani tamamen İslâm inancına aykırı olarak hem cinsiyeti vardır hem de mekâna sahiptir. Ülkemizde çizilen karikatürlerde erkek şeklinde Tanrı çizimi görülmez. Fakat Hırıstiyan inancından etkilenerek bulutların arasından çıkan, insanınkine benzeyen el çizimlerini görebilmekteyiz.

Doğru bilgi herkese şart

İslâm inancıyla bağdaşmayan bu çizimler cahil insanlarımızı etkileyebilmektedir. Fakat bu yalnızca çizimlerde değil, toplum içindeki kimi diyaloglarda da kendini gösteriyor. Mesela bazı anne-babaların çocuklarına “şöyle yapma, yoksa -hâşâ- Allah baba sana taş atar.” şeklinde uyarıları hatalı bir karikatür kadar zararlı olmaktadır.

Farklı kültürlerin özellikle Hırıstiyanlığın etkilerini incelerken, kitap, gazete, dergi, televizyon, sinema ve radyo gibi araçları birer kaynak olarak konumuzun içerisine almamız gerekir. Çünkü karikatürün konuları genellikle bu yazılı ve görsel iletişim araçları ile elde edilen bilgilerle çizilir. Bu bilgiler beraberinde etkilenmeyi de getirdiğinden, karikatürcünün neden bu şekilde çizimler yaptığı bir bakıma daha net anlaşılmış olur.

Karikatürcü çok okumak zorundadır. Vermek istediği mesajların anlaşılması ve eleştirilerindeki haklılığı kanıtlayabilmesi için çizdiği konular hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Müslüman bir karikatürcünün de her müslüman gibi öğrenmesi gereken konuların başında iman esasları gelir. Okuduklarını da bu iman esasları süzgecinden geçirmelidir.

Farklı kültürlere ait okuma yaparken de dikkatli olunmalıdır. Çünkü her yazar kendi inancıyla yoğurduğu bir bakışı esas alır. Kimi kitaplarda bazen Hırıstiyanlıktaki teslis inancı doğrultusunda çocuklara, Hz. İsa a.s.’ın, meleklerin, Hz. Meryem validemizin, azizlerin yardım ettikleri yazılır. Özellikle meleklerin dünyada yaşayanlara yardımı mümkündür, fakat sanki Hz. İsa a.s ve Hz. Meryem validemiz günümüzdeki hırıstiyanların dininden razı imiş gibi gösterilir.

Onların hikâyesinden bize ne?

Katoliklerin propagandası haline gelmiş olan “Fatıma ve 3 Sırrı” konusu vardır. Bazen kitap halinde, bazen de yazılı ve görsel medyada magazinel bir şekilde gündeme gelen bu konu esrarengiz bir havayla kamuoyuna sunulur. Katoliklere göre, 1917’de Portekizli üç çoban çocuk kendilerine Hz. Meryem’in görünerek üç sır verdiğini iddia ederler.

Bir müslüman bu hikâyeye inanmaz. Çünkü hikâyenin detaylarına bakıldığında İslâm inancıyla zıt bir Hz. Meryem profili görülür. Hikâyedeki çocukların anlattıklarına göre Hz. Meryem gök görüntüsüyle görülmüş ve çocuğa “Tanrınız İsa için ızdırap çekmeniz lazım çoçuğum, günahkârların bağışlanması için eziyet çekmeniz lazım, Tanrınız İsa çok üzgün, sizden eziyet çekmenizi istiyor…” demiş!

Hikâyedeki Tanrı İsa ve Meryem Ana profiliyle, İslâm’daki Allah inancı ve Hz. Meryem arasında hiçbir benzerlik yoktur. O nedenle gerek kendileri için, gerekse çocukları için kitap okuma gibi bilgi edinme kanallarını açmaya çalışan müslümanların dikkatli olmaları gerekir.

Aynı dikkat sinema ve televizyon filmleri için de gösterilmelidir. Yine geçteğimiz yıllarda sinemalarda “Tutku-İsa’nın Çilesi” isimli bir film gösterildi. Çarmıh olayından önceki 12 saati ele aldığı söylenen film ülkemizde de izlendi. Gazetelerin yazdıklarına göre, filmdeki işkence sahnelerinden etkilenen bazı seyirciler kendilerini tutamayıp, sinema salonunda yahudiler aleyhine bağırıp çağırmışlar.

Peki işkence sahnelerinin çarpıcı bir şekilde aktarıldığı filmdeki Hırıstiyan söylemleri acaba kaç kişinin dikkatini çekmiştir? Acaba filmi izleyen insanlar arasında ayağa kalkıp da; “Bu filmdeki İsa’yla biz müslümanların inandığı Hz. İsa a.s. aynı kişi değil. Hz. İsa a.s. Tanrı’nın oğlu değil, Allah’ın kulu ve elçisidir” deyip İhlâs Suresi’nin mealini aktaran olmuş mudur?

Farkında olmadan üzerimize sinenler

Hırıstiyan batı kültürünün üzerimize sinmesine sebep olan iletişim araçlarından biri de televizyonlardır. Yabancı dizi ve sinemalardaki nikâh merasimleriyle, ülkemizdeki nikâh merasimlerinin birbirine bu denli benzerliği nedendir?

Korku filmlerindeki Hıristıyan temalar da dikkat çekicidir. Tiplere baktığımızda cadı, vampir, zombi, kurt adam gibi tipler görürüz. Bu tiplerle yapılan mücadelelerde de hep hırıstiyanların sembolleri kullanılır. Bu filmlere göre bir vampiri öldürmenin yolu bir haçı vampire göstermek veya göğsüne saplamaktır. Filmlerde hırıstiyan olmayan insanlar da şeytanın aldattığı insanlardır, onların ruhlarına şeytan girmiştir.

Karikatürlerde de görülen cadı, kurt adam gibi tipler İslâm’da yoktur. Bilinçli bir müslüman bu tip filmleri seyrediyor olsa bile, saçmalıklar onu etkilemez. Olsa olsa güldürür. Fakat herkes için bilinçli müslümandır demek ne kadar mümkündür?! Bütün bilgisi televizyonda görüp duyduklarından ibaret olan bir yığın olduğunu da görmek gerek.

Biraz dikkat ve gayret

Burada niyetimiz, biz saf bir milletiz, başkası ne derse ondan etkileniriz, bu yüzden okumayalım, seyretmeyelim, bakmayalım da kendimizi muhafaza edelim değil… Genç nüfusu çoğunlukta olan bir toplumuz. Akıl ve mantık düzeyinde doğrular kabul edilse de, yanlışların bilinç altı tesirlerini göz ardı edemeyiz, bu tesirlerden korunmak ve korumak için biraz daha dikkali olalım diye temenni ediyoruz.

Örneğin, bir müslümanın mezarlıklara bakışı şöyledir: Mezarlıklar, dünya hayatını bitirmiş, Rabbiyle baş başa kalmış insanların bulunduğu yerlerdir. Onlar için dua ederiz. Onların bulundukları durum bizim için ibret, derin bir bilgi kaynağıdır. Fakat aklımız kabul etmese de, iletişim kanalları yoluyla yabancı dünyadan edindiklerimiz bir şekilde bilinç altımıza tesir etmiş ki, mezarlardan aşırı tedirgin olan, marazi şekilde korkan hayli insanımız var.

Bu korku, karikatürlerde, korkusunu bastırmak için ıslık çalarak ya da bağıra çağıra konuşarak hızlı adımlarla mezarlıktan geçen insan çizimleriyle kendini belli eder. Tamam, hırıstiyanların kitaplarında, filmlerinde, çizimlerinde hortlağıyla, zombisiyle ölüler ve mezarlıklar korkutucu olarak ele alınır. İyi de bunun müslüman inanç dünyasında ne işi var?

Bir müslüman mezarlığın önünden geçerken ıslık çalmaz, mezarlığın önünde durur ve bir Fatiha okur. Korkudan ziyade, orada bulunanlara bir merhamet duygusu içinde olur. Ya da büyük bir zatın kabri ise, Allah Tealâ’dan onun şefaatine nailiyet ister.

Sözün özü, iletişim çağından kaçış mümkün değil. Aksine zaman ilerledikçe belki de her şey iyice iç içe girecek. Kitap, film, internet, karikatür ve daha nice kanalla, doğrusu ve yanlışıyla bilgi akıp duracak. Bu sel, ister gönüllü olalım ister gönülsüz, hepimizi yakalamış durumda. Bu durumda önemli olan artık kaçmak değil -zaten kaçacak bir yer kalmadı- yazarıyla, çizeriyle, okuruyla, izleyicisiyle, öz kaynaklarımıza yaslanarak zarardan kendimizi ve neslimizi korumaktır.

Bu mümkündür ve belki bu ırmağa bizim bırakacağımız temiz damlalar hayra da vesile olacaktır.