Bu Ne Biçim “İstikrar”

28

Geçen hafta Bursa Türk Ocaklarının davetlisi olarak Bursa’da “Değişme, Değiştirme ve Dönüştürme” konulu bir konferans verdim. Sürekli çalışmaları ve değişik faaliyetleri dolayısıyla yöneticileri tebrik ederim. Bursa oldukça kalabalıklaşmış ve trafik yoğunluğu İstanbul’a benzer hale gelmiş bir büyükşehirdir. Şehrin merkezinin hemen üstünde tarihi mahallelerin yıkılarak oralara TOKİ tarafından gökdelenler yaptırılmasını doğrusu yadırgadım. Tarihi çevre ve yüzyıllardır süren mahalle kültürünün zedelenmemesi de gerekmektedir. Bu gökdelenler çok çirkin bir manzara ortaya koyuyor. Gerek giderken, gerek dönüşte İDO’nun arabalı vapurlarında uyarılara rağmen, telefonla konuşan insanları görmekten utanç duydum. Kural dinlemez, sınır tanımaz, telefonla konuşma manyağı haline gelen tipler aramızda oldukça yaygın…

Bundan önceki yazılarımın birine “Bu Ne Biçim Demokrasi” başlığını atmıştım. Gerçekten her geçen gün, işte böyle demokrasi dedirtecek örneklerle tanışıyoruz. İsmi Seyrantepe mi, Aslantepe mi, yoksa Türk Telekom Arena mı olduğu henüz belirsiz olan stadın açılışında TOKİ başkanının dikkatsiz bir konuşması protestolara sebep oldu. Başbakanın tavrı da buna tuz biber ekti. Başbakana sözde sahip çıkma gayretkeşliği bir yarış haline dönüştü. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ancak görülebilen tek parti yönetimi idarecilerine karşı ortaya konan son derece itaatkâr ve demokratlıkla bağdaşmayan tavır bol bol sergilendi.

Bir başbakanın protesto edilmesi bir ölçüde belki hoş karşılanmayabilir; ama demokratikleşme demokratikleşme diye ağızlarından demokrasi lafını eksiltmeyenlerin bu kadar hırçın bir tavır ortaya koymamaları ve hoşgörülü olmaları gerekirdi. Hele bazı bürokratların yağcılıkta sınır tanımaz laf ve tavırları çoğunun seçimlerde aday olacaklarını gösteriyor. Dün de bugün de dalkavuklukta sınır yok.  GS Kulübü Başkanının “protestocuları tespit ettirip cezalandıracağız ve stada almayacağız” laflarını anlamak mümkün değil. Herhalde Başkan, hem bir polis şefi, hem savcı, hem hâkim ve hem de parti müfettişi rolüne soyunmuştur.  

Ülke gündemi hep asıl konuşulması gereken konuların dışına çıkarılıyor. Büyük boyutlara ulaşan dış ticaret açığı, dışardan pompalanan sıcak para egemenliği, ülke ekonomisinin dış ipotekler altına sokulması, dış borcun yatırımlara değil; yine borç ödemeye ve cari harcamaya gitmesi, ayarlanan yanıltıcı enflasyon rakamları, artan dış borç stoku, kaybedilen tesisler, işsizlik, etnik ırkçılık ve buna gösterilen hoşgörü, Anayasa’da Türk Milletinin dışlanarak Türksüz ve Atatürksüz sözde sivil hale getirilmesi, kamu kaynaklarının eş dost yakın ve akrabaya peşkeş çekilmesi, yolsuzluklar hiç tartışılmıyor. Var mı yok mu türban yine başköşede… Şimdi bir de ona içki düşmanlığı ve ucube bir anıt ekleniverdi. İktidar partisi belediye başkanı iken, Kars Belediye Başkanının diktiği ve Ermenistan tarafından savunulan garip anıt, belediye başkanı başka bir partiye geçince; “ucube” oluverdi. Muhafazakâr örtünün altından neler çıkmıyor ki…

Habur’daki terörist karşılama rezaletinden sonra salıverilen Hizbullah liderleri siyasi iradeyi ciddiye bile almayarak emniyete gidip imza vermiyorlar ve birden kayboluyorlar. Bu bir hukuki skandaldır. Başta Adalet Bakanını istifaya götürmelidir. Ancak istifa, demokrasilerde yaşanan bir olgunluktur.

İşin enteresan tarafı her cümlesi ülkeyi karıştıran, istikrarı bozan Başbakan Yardımcısı istikrarlı Türkiye’den bahsediyor. Kendisinin arzusu artık gerçekleşti. “Teröristbaşının gerekirse fikirlerinden yararlanabiliriz” diyen kendisiydi. Bu gerçekleştiğine göre, ülke istikrara kavuştu; mücadele müzakereye dönüştü. Bu nasıl bir istikrar ki, milli kimlik ve devletin varlığı tartıştırılıyor ve egemenliği paylaştırmak için taraflar aranıyor. Atatürksüz Türkiye, Türksüz Anadolu, Hz. Alisiz Alevilik istikrar anıtı mı oluyor? Lozan yerine, Sevr şartlarını getirmek, Dünyada yükselen değerlerin Türkiye’de başta yönetenlerce aşağılanması demek istikrar sağlıyor.  

Anayasa Mahkemesi üyelerinin yemin metninden Türk ifadesinin çıkarılması, Türk ve Türkçe düşmanlığı ve ırkçı bölücülüğün hoşgörüyle karşılanması, açılım maceraları, vatana ihanetin suç kapsamından çıkarılması, misyonerliğe kucak açmak, zinayı suç olmaktan çıkarmak, kredi kartı rezaletine uzun süre seyirci kalmak ve diğer bir çok rezalet demek istikrar adına yapılıyor. Anlaşılan bu istikrar sadece iktidar mensupları ve yandaşları için düşünülüyor.

Önceki İçerikÇatlak Kafaların Heykeli
Sonraki İçerikSorularım
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)