29.4 C
Kocaeli
Cumartesi, Temmuz 18, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 804

Kaliteli Yaşamda Çalışma Analizi

Ulu önderimizin çok önemli sözünü bilmeyenimiz yoktur. “Tek bir şeye ihtiyacımız vardır, o da çalışmak”. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de, “bir işi tamamlayınca hemen diğerine başlayın” buyrulmaktadır. 
Demek ki, çalışmak o kadar önemli ve hayatımızın olmazsa olmazları arasındadır. Bütün başarıların en büyük destekçisi çalışmaktır. Çalışmadan para kazanamayız. Çalışmadan ortaya işe yarar üretimler ve kazanımlar koyamayız. Çalışmadan toplum içerisinde saygın bir yer edinemeyiz.
Çalışmanın zıddı, tembellik ve atalettir. Tembel insanın toplumda hiçbir etkinliği yoktur. Üretimde bulunamaz, toplumla ve çevreyle birtakım etkinlikler paylaşamaz, para kazanamaz, güç ve yeteneklerini geliştiremez, gelişen teknoloji ve bilimden yeterince yararlanamaz, çevresine verimli ve kaliteli katkılar sunamaz ve değerli paylaşımlarda bulunamaz. Üstüne üstlük, spor ve egzersiz yapmadığı için, sağlık ve mutluluğunu da kaybeder.
Çalışan insan ise, yenilikler üretme peşindedir. Çevresini sürekli takip ederek, yüksek kaliteli üretimlerde bulunmak derdindedir. İyi para kazanarak sefillikten kurtulur. Vatanına ve milletine yararlı olmak için daha fazla çaba sarf eder. Çevresinde ve arkadaş grubunda aktif ve dinamik olarak bilinir. Her hangi bir durum veya olayı, iyi ve etkin analiz ederek, katkı sunar, destek verir ve paylaşır. 
Çalışmanın en önemli unsurlarından birisi, dengeli ve ölçülü olmaktır. Dinlenmeden, ara vermeden, eğlenmeden sürekli çalışmak, çalışma verimi ve etkinliğini düşürürken, bazı dengeleri de bozar. Metabolizma yeterince dinlenmeden sürekli çalışırsa, yorulur ve tedavisi imkânsız sağlık problemleri (sürmenaj gibi) ortaya çıkabilir. Zira vücudumuzun belirli aralıklarla dinlenerek, hücrelerini yenileme ihtiyacı vardır.
Geceleri geç saatlere kadar çalışmak, verimlilik ve etkinliği düşürür. Ertesi günü heba ettiği gibi, hücrelerimizin yenilenme zamanına da yer verilmemiş olur. 
Bazı insanlar der ki, vücut her türlü duruma alışır. Dört saat gece uykusuna alışanlar için problem olmaz derler. Ben bu görüşe katılmıyorum. Zira vücudumuz sürekli tekrarladığımız her türlü eylemi alışkanlık haline dönüştürüyor ve otomatik pilotuna kaydediyor. Sigara içmek, küfürlü konuşmak, az uyumak, çok uyumak, kaşları çatık tutmak, sürekli gülümsemek, tembellik yapmak, çok çalışmak, çok okumak, hiç okumamak, neşeli olmak, hayattan zevk almamak vb. gibi.
Gördüğümüz gibi sürekli tekrarlayarak alışkanlıklarımız içerisine soktuğumuz her eylem, pozitif veya kaliteli değil. Negatif eylemleri de bilinçaltımız alışkanlıklar listesine ekliyor. O halde en önemli konularımızdan birisi, günlük yaşantımızda gerçekleştirmiş olduğumuz bütün eylemlerin kaliteli ve pozitif olması. Bunların dengeli ve ölçülü bir şekilde tekrarlanarak, alışkanlıklarımız listesine eklenmesi büyük önem taşımaktadır. 
Ord.Prof.Dr. Ali Fuad Başgil hocamızın çok hoşuma giden bir sözü vardır: “Çalışma, dinlenme, eğlenme ve ibadet zamanlarınızı birbirine karıştırmayın”.
Demek ki, eğlenmeden, dinlenmeden ve manevi hayata zaman ayırmadan sürekli çalışmak, doğru bir yaklaşım değil. Yerine göre dinlenilerek, metabolizmanın kendisini yenilemesine fırsat verilmeli; ölçüsünde eğlenilerek, enerji toplanmalı, yerinde ve zamanında ibadet edilerek, manevi dünyamız da beslenmeli ve zenginleştirilmelidir.
Eğlenmenin veya dinlenmenin dozu çalışma aleyhine bozulursa, çalışmanın nimetleri kaybolduğu gibi, yeniden yorulma ve atalete düşme tehlikeleri ile karşı karşıya kalırız.
Bazı insanlar hiç çalışmadan ve hareket etmeden sürekli uyumaya ve dinlenmeye çalışırlar. Hâlbuki belirli bir süreyi geçen dinlenme ve hareketsizlik, daha kötü sonuçlar doğuran olumsuzluklar olarak karşımıza çıkar. Obezite ve durağanlık artar, zekânın gelişmesi durur, yeni üretimlere imkân vermez ve tembellik alışkanlık haline gelir.
Kararınca yapılan dinlenme ve eğlenme, yeniden çalışmaya başlamak ve enerji toplamak için gerekli ve yeterlidir. Burada eğlenme ve dinlenmenin şekli de çok önemlidir. Bazıları eğlenip dinleneyim derken daha çok yorulurlar. Bu da ayrı bir problemdir.
Her çok meşgul kişi de çalışkan veya başarılı değildir. Bazıları söker söker bir daha yapar ve hiçbir mesafe kaydedemez. Bazılarının başını kaşıyacak vakitleri yoktur. Ama ortaya koydukları verimli ve kaliteli bir iş de yoktur. Çünkü önemli işlerini acil ve uyduruk işlerin insafına terk etmişlerdir.
Çalışmada verimlilik, etkinlik ve kalite birinci planda olmalıdır. Biz aynı imkanlar ve sürede 100 tl.lik bir çalışma yaparken, bizimle aynı şartlarda olan rakibimiz 200 tl.lik bir iş çıkartıyorsa, bizde yanlış olan bir şeyler var demektir.
Yapılan işin fırsat maliyeti de büyük önem taşır. Değneğin bir ucundan kaldırdığımız zaman diğer ucunu da kaldırmış oluruz. Herhangi bir işe karar verdiğimiz zaman, onun olumlu tarafları ile birlikte olumsuz taraflarını da tercih etmiş oluruz.
Çalışma hayatında bir de, yeterince esnek ve dinamik olmak zorundayız. Bugün için kazançlı ve geçerli olan bir iş, belirli bir süre sonra birçok etkileyici ve değiştirici faktörlerden dolayı geçerliliğini yitirebilir. İşte o zaman esnek ve cesaretli olarak geçerli işe geçiş yapılabilmelidir. Aksi halde iflas kaçınılmazdır. 
İlk çağlardaki insanların da, bu günkü insanların da bir gününün 24 saat olduğunu dikkate aldığımızda, geçmişte adını tarihe yazdıran çalışkan insanların olduğu, günümüzde ise hale tembellik ve atalete teslim olmuş, bir arpa boyu dahi mesafe kat edememiş insanların olduğu bir gerçektir. 
Demek ki, birileri kıt imkanlar içerisinde dahi, zamanı etkin ve verimli kullanabilirken, çalışma ilke ve kurallarını dengeleyebilirken; günümüzde bazıları ise, zamanı katlediyor, çalışma prensiplerini ya ciddiye almıyor, ya da görmezden geliyor.
Selam sevgi ve dualarımla. Allah’a emanet olunuz.

Seçimden Sonra İlk Teklifim…

Türkiye iyisi kötüsü ile bir seçim atlattı. Seçim sonuçları ve koalisyon çalışmaları hakkında MHP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olmam hasebi ile şimdilik bir yorum yapmak istemiyorum. Çünkü konuşma makamında değilim.

Ancak seçim çalışmaları sırasında hem şahsımı hem de vatandaşları rahatsız ettiğini gördüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Seçim süresince hepimiz gördük ki; bütün yurt sathında büyük bir görüntü ve ses kirliliği oluşmuş ve de israf yapılmıştır.

Her yer partilerce bayrak ve pankartlarla donatılmış, binlerce araba seslerini en son noktaya kadar açarak seçim şarkılarını, birbirlerine karıştığından anlaşılmaz bir şekilde halka dinletmişlerdir.

Vatandaşlarımızın azami çoğunluğu, bu görüntüleri görmek istemediklerini ve kulakları sağır edercesine çalınan seçim şarkılarından bıktıklarını, defalarca bize ifade etmişlerdir.

Birde seçimlere bu kadar para harcanmasının, halkının çoğunluğu açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan bir ülke için büyük bir israf olduğunu, vatandaşlarımız, biz milletvekili adaylarına belirtmişlerdir.

İnsanlarımız bu konuda çok haklıdır. Seçim sırasında büyük bir görüntü ve ses kirliliği ile israf olmuştur. Bu kabul edelim ki; yanlış bir uygulamadır.

Onlardan gelen serzeniş üzerine MHP’nin bir milletvekili adayı ve MYK Üyesi olarak gereğinin partimce yapılacağı konusunda gayret göstereceğime söz verdim.

Önümüzdeki dönem seçimlerde bayrak, flama ve pankartlardan oluşan görüntü kirliliğine ve binlerce seçim arabasından çıkan ses gürültüsüne vede seçim harcamalarının gereksiz olanlarına son verilmelidir ve hatta partiler mitingler yapmaktan vazgeçmelidir diye düşünüyorum.

Eğer bunun için bir yasal düzenleme gerektiriyorsa önce liderimiz Devlet Bahçeli sonrada MHP grubundaki milletvekili arkadaşlarımla konuşup, bir kanun teklifi verilmesi için çalışacağım.

Biz Türkiye olarak, demokrasimizi, parti ve seçim çalışmalarımızı revize ederek en doğru şekle sokmak zorundayız.

Hayat değişiyor ve buna bağlı olarak ta vatandaşlarımıza ulaşmak ve hitap etmekte farklı araçlarla mümkün olabilir.

Seçimlerden sonra Türkiye’ye faydalı olur diye düşündüğüm ilk teklifim budur. Halkımız da böyle düşünmektedir. Gelin siyaseti de buna razı edelim. Daha nezih ve anlaşılabilir seçim dönemleri yaşayalım. Yoksa halk bayrak, flama, pankart ve seçim arabalarına bakarak karar vermemektedir.

 

Seçim Sonuçları Üzerine: Dost Acı Söyler

0

7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri sonucunda;

ü  AKP, ciddi kan kaybederek hükümeti kuracak milletvekili sayısına ulaşamamış, 258 milletvekilinde kalmıştır. Recep Tayyip Erdoğan’ın tarafsızlığını bitiren mitingleri olmasaydı, AKP bu puanın 3-5 puan altında kalırdı.

ü  HDP, yüzde 10 barajını açık ara aşmıştır. Parti olarak ilk girdiği seçimde bu oy oranına ulaştığı için, bu sonuç HDP için büyük bir başarıdır. Yalnız eğer Diyarbakır’da seçimden iki gün önceki HDP mitinginde patlayan bombalar ve can kayıpları olmasaydı, HDP 1 veya 2 puan eksik alırdı. Bu olay nedeniyle Türkiye genelinde AKP’li kararsız Kürtlerden 1-2 puan oyun HDP’ye kaydığını düşünüyorum. Ayrıca bu oyda Selahattin Demirtaş’ın seçimlerde çizdiği profilin ve kullandığı dilinde etkisi olmuştur. Bunda kadınların parti kademelerinde ve temsilde aktif ve etkin yer almalarının büyük önemi vardır.

ü  CHP, ciddi bir oyunu(% 2)  HDP’ye kaptırdığı için, oyunu arttıramamıştır. Ekonomik projelerinden dolayı kazandığı 1-2 puan, bu nedenle başarı hanesine yazılmamıştır.

ü  MHP ise, potansiyeline uygun bir oy alamamıştır. Oylarını 2011 seçimlerine göre en az dörtte bir oranında arttırmasına rağmen, partinin potansiyeli, bu oyun en az iki katıdır. Bu oyu zaten 30 Mart 2014 Mahalli Seçimlerinde almıştı. 2011 seçimine göre 34 il yerine 47 ilden milletvekili çıkarmasına, vekil sayısını 52’den 79’a yükseltmesine rağmen, bu yeterli değildir.  HDP 50 milletvekilini Güneydoğu’dan çıkardığı için toplamda aldığı 80 milletvekili ile milletvekili sayısında MHP’den fazla milletvekili çıkararak Meclisin 3. Partisi olmuştur. MHP’nin bu durumda çok iyi bir değerlendirme yaparak hem lider kadrosunda, hem de politikalarında değişikliğe gidip milliyetçi bir kitle partisi olma yoluna girmelidir. Özellikle kadınlara ve gençlere, parti kademelerinde daha fazla temsil imkânı verilmelidir. Aksi takdirde bundan sonra patinaj yapmak ve gerilemek kaçınılmazdır.

KOALİSYON SEÇENEKLERİ ÜZERİNDE BEYİN FIRTINASI

7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri sonucunda oluşan siyasi tablo, tek partiye iktidar olma imkanı vermemiştir. Bu durumda yapılacak olan, siyasi partilerin ortak noktalarda buluşarak bir koalisyon kurup ülkeyi hükümetsiz bırakmamaktır. Bu ülke son yıllarda en çok ötekileştirici ve kutuplaştırıcı nefret dilinden çekti. Şimdi ülkenin ılıman bir siyasi iklime ve uzlaşma kültürüne ihtiyaç vardır. Zaten hiçbir siyasi partinin, siyasi menfaat hesaplarıyla ülkeyi hükümetsiz bırakma hakkı yoktur.

Şu anda çok sayıda koalisyon seçeneği bulunmaktadır. Bu seçenekleri genel olarak, “çoğunluğa dayalı seçenekler” ve “azınlığa dayalı seçenekler” olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Şimdi bu seçenekleri birer birer ele alalım.

1. Çoğunluğa dayalı seçenekler:

a. AKP+CHP+MHP+HDP Koalisyonu: En ideal seçenek olmakla beraber en ileri demokrasilerde bile gerçekleşmesi mümkün olmuyor.

b. CHP+MHP+HDP Koalisyonu: Üç muhalefet partisinin toplam 292 milletvekili çoğunluğuyla kurabileceği bir koalisyondur. Ama MHP ve HDP’nin kan uyuşmazlığı nedeniyle gerçekleşmesi hiç mümkün görülmüyor.

c. AKP+CHP+HDP Koalisyonu: Kurulması mümkün olan bir koalisyon seçeneği olup 470 milletvekili çoğunluğuna dayanmaktadır. Özellikle MHP’nin kırmızı çizgisi olan “çözüm süreci” konusunda bu üç parti rahatlıkla anlaşabilirler. Devlet Bahçeli’nin seçim gecesi yaptığı ilk değerlendirme konuşmasında önerdiği seçenektir. Fakat bu üç parti de MHP’nin bu durumu kendilerinin aleyhinde kullanacağını düşünerek bu seçeneğe pek yanaşmazlar.

d. AKP+CHP Koalisyonu: Seçenekler içinde en mümkün olan, birinci ve ikinci partinin, yani AKP ve CHP’nin koalisyonudur. Çünkü, CHP’nin MHP’ye göre AKP ile anlaşacağı nokta daha fazladır. Güneydoğu’da yok mesabesinde olan CHP, çözüm Süreci”ne ortak olarak bu bölgede söz sahibi olmak istemektedir. Sağ ve sol seçmeni temsil eden bu iki büyük  partinin koalisyonu ile toplumun yüzde 66’sı hükümette temsil edilmiş olacaktır. Şu anda da Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda istekli görünmektedir. Bu durumu fark eden Recep Tayyip Erdoğan da, Deniz Baykal’ı aracı koyarak süreci başlatmıştır. Bana göre bu seçenek, gerçekleşebilecek bir numaralı seçenek olarak görülmektedir.

e. AKP+MHP Koalisyonu: Bu seçenek de gerçekleşebilecek bir  seçenektir.                    AKP’lilerin çoğu da, bu seçeneğe daha sıcak bakmaktadırlar. Fakat MHP’nin “çözüm Süreci”ne karşı olması, AKP’nin ise Türkiye genelinde kaybettiği çok sayıdaki Kürt oylarını geri alabilmek için yeniden  “çözüm süreci”ne sarılmak istemesi, bu seçeneğin gerçekleşmesini zorlaştırmaktadır.

f. AKP+HDP Koalisyonu: Bu seçenek de kolaylıkla gerçekleşebilecek bir  seçenektir. Her iki parti de, “çözüm süreci”ni sürdürmek ve sonuçlandırmak istemektedir.  Fakat AKP, bu seçeneğe sıcak bakmayacaktır. Böyle bir koalisyonun, MHP’ye kaymaya başlayan AKP oylarının kayış hızını arttıracağını düşünecektir.   

2. Azınlığa dayalı seçenekler:                                                                                              a. HDP azınlık hükümeti: CHP-MHP veya AKP desteğiyle yeterli sayıya ulaşabilir. Fakat ilk seçimde üç parti de büyük oy kaybına uğrar. Bu nedenle bu üç parti de bu  riske kesinlikle girmez. Bu nedenle bu seçeneğin hiç  gerçekleşme şansı yoktur.

b. MHP azınlık hükümeti: CHP-HDP veya  AKP desteğiyle kurulabilir. Ama bu üç parti de bunu seçmenine izah edemeyeceği için bu riske  girmez. Bu nedenle gerçekleşme şansı yoktur.

c. CHP azınlık hükümeti: AKP-HDP, MHP-HDP veya sadece  AKP desteğiyle kurulabilir. Ama bu üç parti de bunu seçmenine izah edemez. Bu nedenle gerçekleşme şansı yoktur.

d. AKP azınlık hükümeti: Bana göre  azınlığa dayalı seçenekler içinde gerçekleşebilecek bir numaralı seçenek olarak görülmektedir. Üç partiden birinin desteğiyle kurulabilir. Fakat üç muhalefet partisinin tabanı da, bu seçeneğe sıcak bakmaz, destekleyen parti bir sonraki seçimde çok büyük oy kaybına uğrar. Bu yüzden bu seçeneğin de gerçekleşme şansı yoktur.

e. CHP-MHP azınlık hükümeti: Ancak HDP desteği ile kurulabilir. CHP, ve hatta HDP bu seçeneğe çok sıcak bakar, fakat MHP bu destekle hükümet olmayı kesinlikle istemez. Çünkü tabanına izah edemez. Bu yüzden bu seçeneğin gündeme gelmesi mümkün değildir.

f. CHP-HDP azınlık hükümeti: MHP böyle bir hükümete destek olmaz, bu yüzden gerçekleşmez

g. MHP-HDP azınlık hükümeti: CHP desteğiyle kurulabilir. Bu MHP’nin sonu demektir. Bu nedenle hiç düşünülmeyecek tek seçenektir.

3. Bütün bu seçeneklerin dışında;

a. Meclisteki dört partinin üzerinde anlaşacağı bir ismin başkanlığında bir “Milli Mutabakat Hükümeti” kurması veya

b. Dört partinin üzerinde anlaşacağı Meclis dışından  bir ismin başkanlığında bir “Teknokrat Hükümeti” kurulması mümkündür.

Bu iki modelin de, AKP’yi iktidardan düşüren muhalif seçmen kitlesini tatmin etmesi mümkün değildir. Hatta bu modeller bu kitleyi oy verdiğine pişman dahi edebilir.

Görüldüğü gibi, bu dört partili Meclis tablosundan çok sayıda hükümet kurma seçeneği çıkarmak mümkündür. Şu gerçek unutulmamalıdır, ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş birçok refah ülkesi koalisyonla yönetilmektedir. Koalisyonlar kaos ve anarşi yaratmadığı gibi, hem istikrarı sürdürür, hem de uzlaşma kültürünü geliştirerek milli birlik ve beraberliğin güçlenmesini sağlar. Bu kadar seçenek varken, hükümet kurulamazsa, bundan en çok dar boğazda olan ülke ekonomisi, dolayısıyla Türk halkı zarar görür.  Hükümet kurulamadığı için ülke birkaç ay sonra seçime giderse, seçmenin intikamı büyük olur. Bu süreci kilitleyen parti veya partiler, faturayı acı bir şekilde öder.

MHP Genel Bahçeli’nin seçim gecesi sonuçları değerlendirmeden, “Hükümeti AKP-CHP-HDP kursun, MHP’de Ana Muhalefet Partisi olsun” diyerek koalisyonlara kapıları kapaması yanlış olmuştur. Bahçeli bunu 1999 seçimlerinin ertesi sabahı da yapmış,  “Millet DYP ve RP’ne muhalefet görevi vermiştir” diyerek bu partilerin kendisinin Başbakanlığında kurulacak MHP-DYP-RP Hükümetine yolları tıkamış, DSP ve ANAP’la hükümet kurmayı tercih etmiştir. Bence yanlıştan dönmek bir erdemdir. Bahçeli yeniden MHP’nin de içinde bulunacağı koalisyon seçeneklerine kapısını açmalıdır. Aksi takdirde süreci kilitleyen kişi ve parti durumuna düşecektir.

Şu anda gerçekleşmeye en yakın seçenek AKP-CHP Koalisyonu görülmektedir. AKP’nin dışarıda kalacağı seçenekler üzerinde durmak, sadece ülkeye zaman kaybettirir.  Milletimiz için hayırlı ve uğurlu olsun.

 

Boşluğa Seslenmek!

0

Seçim sonrası 3 milyon civarında AKP oyunun birazının MHP ye, çoğunun da HDP ye gitmesini hazmedemeyen AKP ve yandaşlarının, MHP yi suçlamalarını anlamak mümkün değil. HDP’nin meclise girmesinin suçlusu olarak MHP yi göstermek eşyanın tabiatına çok çok aykırı bir durum. Bu durumu beyni çeyrek pozisyonda çalışan herkes de anlayabilir. Aklıma gelen aşağıdaki maddelere sizlerde maddeler ekleyebilirsiniz.

1-Habur’dan PKK içeri girerken, zılgıtlarla karşılanırken sizler neredeydiniz?

2-Kandilde görüşmelerde neredeydiniz?

3-İmralıya kriptolu telefon verilirken neredeydiniz?

4-Erdoğan, apo pazarlığında neredeydiniz?

5-Tırlar nereye gidiyor dediğimizde neredeydiniz?

6-TC ifadesi kaldırılırken nerede, ne yapıyordunuz?

7-NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! Kaldırıldığında neredeydiniz?

8- Birisi, şehitlere kelle derken AKP ye verenler, nerdeydiniz?

9- Tayyip Efendi ” Ben gürcüyüm ” diye bağırırken neredeydiniz?

10 – Suriye’de bu hükümet, müslümanı müslümana kırdırırken siz neredeydiniz?

11 – Erdoğan,  Kürtçe Kuran-ı Kerim bastırıp bunu propaganda aracı olarak kullanırken neredeydiniz?

12 – Erdoğan, Diyarbakır’da Barzani iti ile kol kola boy boy Fotoğraf çektirip, meydanlarda Kürdistan diye bağırırken siz  neredeydiniz?

13- Anayasadaki Türk ibaresini değiştirmek için AKP çaba gösterirken siz neredeydiniz?

14 – Camiler kışlamız, müminler asker deyip, miting var diye ezanları sustururken, camileri siyasi arenaya çevirirken, akp li vekillerden bazıları camilerin içinde propaganda toplantıları yaparken sizler nerelerdeydiniz?

15-Bakanınız Atalay, Öcalan Kürtlerin lideridir ve HDP yi biz güçlendirdik derken siz ne yaptınız?

Neden dur yolcu diyemediniz?

Özellikle Milliyetçi Hareket sizi çok uyardı, anlamadınız, şimdi HDP 80 milletvekili alınca MHP ye kızıp, pislik atmaya çalışmak, sizin ne kadar, bencil ve ülke meselelerinden uzak, vatan sevgisinden yoksun, çıkarcı adamlar olduğunuzun ispatıdır…

Aslında seçimi ilk defa kaybettiniz diye, vatan elden gidiyor demeye başladınız, şu ana kadar NEREDEYDİNİZ? Bu ülke sadece AKP lilerin mi?  Yiye yiye doymadınız, koltuklara sarılıp 13 yıldır yattınız. Paralel dediklerinizle bu ülkenin başına örmediğiniz çorap kalmadı. Şimdi inleri ile meşgulsünüz, ancak onların hala alt tabakası size oy verdi. Onlarda ayrı bir dert olduğu aşikârdır.

Şimdi hükümeti kaybetmeme gailesindesiniz. Yapılacak iş bellidir. Koalisyon hükümetleri, birbirlerine en yakın partiler arasında kurulur. HDP ile Ak-Parti birbirine çok yakındır. Kendi aralarında adeta gizli bir koalisyon vardır.  AK-Partiye verilen her oy bugüne kadar, HDP’ye (PKK) yaramıştır. Onun için, 2002 ‘de bitirilen PKK, 2015 yılında, AKP sayesinde tarihinin en güçlü durumuna getirilmiştir.

Mir  Degir Fırat, eski Ak-parti genel başkan yardımcısı, şimdi HDP milletvekili, Mehmet Metiner, eski DHP (pkk) Başkan yardımcısı iken, bugün, Ak-Partilidir. AKP ve HDP birlikte koalisyon olursa, toplam 337 milletvekili ile hem başkanlık sistemini getirir, hem de yeni Anayasayı hazırlar. Bazı kardeşler, amca çocuklarının biri AKP de diğeri BDP de vekil oldular. Akrabalıkta tamam.

Tüm bunlar gösteriyor ki, AKP ile HDP nin farkı yoktur. AKP ve HDP, seçimlerde birbirlerini eleştirmeleri de göstermeliktir.

Madem yok  birbirlerinden farkları  hükümeti  kursunlar. AKP seçmeni onca hırsızlığı, yolsuzluğu, ihaneti, satılmışlığı görmezden geldi. PKK ile hükümet olup ülkenin temellerini dinamitlemeyi de sinelerine çekerler, görmezden gelirler. Dilin kemiği yok ya, bu duruma da uyduracak çok yalan bulurlar elbet.

Bu yazının başlığını çok düşündüm. Önce  ”AKP ye oy verenlere seslenmek !” diye başlık attım. Sonra niçin değiştirdim bilemiyorum!

Allah Türk Milletini ve İslam Âlemini Korusun. Âmin.

Saygılarımla.

 

Kısa Zamanların Özeti

Bir varlık ile bir hiçlik arasında giden demsiz, sürgün hallerimiz.

Ne iyi olabilmeyi kendimiz de hak ediliş gören ne de kötü olmak için zamanı kısaltan, menzili belirsiz özümüz.

Her şeyi ve herkesi bir anda yok sayıp olduğumuz yerde noktaladığımız yaşanmışlıklarımız.

Aşkı arayalım derken; aşksızlığa yemin etmiş vicdanlarımız.

Tükenirken, tükettiğimiz insanlar, sevdiklerimiz, hayatımız, hayatlar.

Nedensiz hiddetlerimiz.

Öyle ya da böyle bir gün geldiği yere geri döneceğimizi (toprağa) bile bile birbirimiz ile uğraşmalarımız. Boşa konuşmalarımız.

Bilerek ve severek kırdığımız gönüller.

Ağlamayı bilmeden ağlamaklı hallerimiz; sevmeyi bilmeden seni seviyorum deyişlerimiz.

Mutlu olur iken; mutluluğumuzu sorgulamamız ya da mutluyuz ya birazdan mutsuz olacağımızın endişesi.

Hayal kurarken bilmediğimiz bir dış elin bizi kolumuzdan çimdiklemesi ve hayallerimizin tebessümünün yerini kendi hakikatindeki acı gerçekleri.

Çok yiyip; çok uyumalarımız ve adına tembellik, miskinlik demektense artistlik patinaj ile kılıflarına uydurmalarımız.

Kolayı görünce erinmelerimiz, zoru görünce kaçışmalarımız.

 

Korkularımız.

Kayboluşlarımız.

Pişmanlıklarımız.

Endişelerimiz.

 

Umut edip; olmayınca umutsuzluğa düşen haybeden heybelerimiz.

Zamansız gelen güzelliğe, hoş geldin diyemeyişimiz.

 

 

KİTÂBİYAT 151.1 Yavuz Bülent Bakiler ve Eserleri -1

0

Arif Nihat Asya İhtişamı

Türk edebiyatının şiirde ve nesirde muhteşem abidesi Arif Nihat Asya, Yavuz Bülent Bakilerin saygı duyduğu büyüğüdür. Bakiler ise O’nun yakın dostu ve sırdaşıdır. 20 yıl devam eden beraberlikleri sebebiyle Bakiler, büyük şairi en iyi tanıyan kişidir. Zaten üstat, kimseye anlatmadığı hatıralarını, bu yakın dostuna yazdırmıştır. Sözün, düz yazının ve şiirin büyük iki ustası, bir defa daha ve kitap sayfalarında bir araya gelmiş. Böylece kültür dünyamız, yıllar sonrasına intikal edecek muhteşem bir esere sahip olmuştur. Özne muhteşem, nakleden muhteşem, ifadeler muhteşem, olaylar muhteşem… Üstadın – cinaslı telmihli kelime oyunları, beynine sığmayan zekâsı, bedeninden taşan enerjisi, mükemmeliyetçi mizacı ile gelişen muhalif görüşleri, ancak usta bir kalem tarafından anlatılabilirdi. Esere, zarf ve mazrufun mükemmel buluşması olarak bakılmalıdır. Buluşmanın neticesinde; üstadın iki evliliği, doğru Türkçe hassasiyeti, kitaplarını imzalarken zarif ithafları, teşbih merakı, Türkiye sevdası, çocukluk, tahsil, hocalık, siyaset ve yazarlık hayatı, Mevlevîliği… Memleket meseleleri hakkındaki görüşleri. ve neticede 457 sayfaya sığdırılan bir muhteşem abide… Arif Nihat Asya İhtişamı, böyle bir kitap.

13,5 X 21,5 santim ölçülerindeki kitap, 2007 yılında, Size dergisi Yayınlarının 14. Kitabı olarak raflardaki yerini aldı.

 

Aşık Veysel

Bir şair, bir şairi anlatıyor:

Âşık Veysel, Sivas toprağının çok mühim, çok değerli şairlerinden biri.

Bir Sivas türküsü gibi, yerli zevkimizin ve millî duygularımızın en son temsilcileri arasında o da var.

Âşık Veysel, halk edebiyatımızda, güzel Türkçemizin sütünü sağan şairlerimizdendir.

Türkiye’de bir halk şairi olarak galiba ilk defa onun evi müze haline getirildi. Ve galiba Türkiye’de ilk defa doğduğu şehirde, köyde değil, doğduğu noktada toprağa verilen ilk şairimiz de o dur.

Son yolculuğuna sazıyla, sözüyle çıkarılan Âşık Veysel mezarına da, sazıyla birlikte indirildi. Veysel, vatanımıza, milletimize, birliğimize-dirliğimize ve bütün mukaddeslerimize sarsılmaz bağlılığıyla dikkat çeken bir ârif kişidir. Er oğlu erdir. Tam bir er kişidir. Bu bakımdan milletimiz, 20. yüzyıl halk şairlerimiz arasından ilk defa onun heykelini İstanbul’da Gülhane Parkı’na oturttu.

Yavuz Bülent Bakiler, Âşık Veysel’i yakından tanıyan bir kimse olarak seven- sevdiren bir kalemle yazdı:  ‘Âşık Veysel, güzel Türkçesiyle, aydınlık fikirleriyle, engin vatanseverliğiyle, kendisini sevdiren, saydıran bir saz ve söz sultanımızdır.’

(Arka kapak yazısından)

Size Dergisi’nin 12. Yayını olan kitabın 3. Baskısı, 2004 yılında 206 sayfa olarak yayınlandı.

 

 

Azerbaycan Yüreğimde Şahdamardır

Ataları Azerbaycan toprağı olan Karabağ’dan göç edip Sivas’a yerleşen Yavuz Bülent Bakiler, ilk defa 1980 yılında Azerbaycan’a gitme fırsatı buldu. Fakat şair yüreğiyle hissettiklerini, gönül zengini Azerbaycan Türkleriyle yaşadığı bî müsl-ü behâ dakikaları yazmak için 28 yıl beklemesi gerekti. Orada edindiği dostları ‘Yazma!’ demişlerdi. Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olan Sovyetler Birliği’nde hüküm süren kızıl Komünist rejimin, Azerbaycan’da kendisine yakınlık gösteren soydaşlarının Sibirya’ya gönderilmesinden endişe ediyordu.

Klasik gezi kitaplarından çok farklı bir üslupla kaleme alınan eser, okuyucuyu tarihî ve kültürel zenginliklerle dolu, duygu yüklü bir yolculuğa çıkarıyor.

13,5 X 21 santim ölçülerinde 424 sayfalık eserin 18. Baskısı, Yakın Plan Yayınları tarafından Aralık 2014’de okuyucuya sunuldu.

 

Duvak

1991 yılındaki 6. Baskısı ile 28.000 adet gibi bir rekoru yakalayan kitap, yazarı Yavuz Bülent Bâkiler tarafından, Sevgili Kızı Aybala Tuğba Bakiler’e armağan edilmiştir.

13 X 19 santim ölçülerinde, 64 sayfa hacimle İstanbul’da Polat Matbaası’nda, kendi yayını olarak basılan kitapta 33 adet şiir yer alıyor. Konu zenginliğinin yanında, şiirlerdeki üslup özelliğiyle de dikkat çekiyor. Şairimiz, duygu adamı olduğu kadar, Türk milletinin meselelerini bilen bir kültür adamıdır. Vatan ve insan sevgisi, aşk, ölüm, gurbet, Turan, geçmişteki şaşaalı günlere özlem kitapta işlenen başlıca temalardır.

Kitaptaki bütün temaların toplandığı ‘Bizim Türkümüz‘ başlıklı şiir:

 

Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları’na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne’den Kars’a kadar.

Kerkük’te kurşunlar ansızın bizi vurur
Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz
Zulüm bir hançer gibi içimize oturur
Bir mağara devrinden arta kalan insanlar
Kerkük’te kan kusturur…

Uzar gider bir sessizlik içinde
Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları
Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına
Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan
Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han
Bebekler bile vurulur beşiklerinde
Kana boyanır Türkistan.

Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa
Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar
Susmuş minarelerinde mübarek ezan
Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz
Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan.

Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım’da
Biz duyarız Kırım’ın öldüren feryadını
Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız
Kırım topraklarına Kırım Türkünün adını.

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler
Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar
Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan’dan beri
Üsküp’te, Estergon’da, bir atar damar gibi
Davullar, zurnalar ve serhat türküleri…

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna’ya
Bizim türkülerimizdir söylenen
Konuşan dil, bizim dilimizdir
Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir
Kilimlerimizdir…

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız
Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan
Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla
Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları’na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne’den Kars’a kadar.

 

Gidenlerin Ardından

13,5 x 21,5 santim ölçülerinde, 335 sayfa hacimli, 2006 yılında Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıkan eserinde Yavuz Bülent Bakiler; yakından tanıdığı ve rahmet-i Rahman’a uğurladığı devlet, siyaset, sanat ve ilim adamlarını bilinmeyen veya az bilinen özellikleriyle tanıtıyor. Kiminin meziyetlerini, kiminin zaaflarını anlatırken hiçbir art niyet taşımadan, samimi ve inandırıcı bir üslupla…

Atatürk-İnönü-Özal-Akbulut, Adnan Menderes, Cemal Gürsel, Tevfik İleri, Alparslan Türkeş, Nejdet Sança- Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Sâmiha Ayverdi, Azerbaycan’dan Zeynel Abidin Tağıyeef, Aziz Nesin ve Kemal Tahir, Nâzım Hikmet, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Necip Fâzıl Kısakürek, Kerkük Türklerinin 18 Ocak 1980 şehitlerinden Doç. Dr. Necdet Koçak ve diğerleri…

Onlar, Ârif Nihat Asya’nın ifadesiyle; dünyanın bir yanağından öpmüşlerdi, günleri doldu ve diğer yanağından da öperek ayrıldılar. Kimi hoş sadalar, şerefli ve örnek isim bırakarak kimileri ise…

Sâdece bu kadar değil. Ülkemize milletimize kim canla-başla hizmet etmiş, kim devletin imkânlarını şahsi menfaatleri için kullanmış, kim, sinsi-sinsi ve sessiz örümcek gibi gelişmemizi, ilerlememizi engelleyecek ağlar örmüş… Buz gibi gerçekler, yalın bir samimiyetle bu kitapta.

 

Muhsin Başkan

Bir insan milletinin gözünde nasıl ve niçin devleşir, sevilir?

Muhsin Yazıcıoğlu’nun, 55 yıllık hayatında defalarca başarı ile verdiği imtihan, bu sorunun en açık ve net cevabıdır. Ordusunu, milletinin gözbebeği olarak bilip üzerine titrediği halde,  zulmüne mâruz kalmıştır.  Millet olarak dara düşüldüğünde, Cenab-ı Allah’tan sonraki tek koruyucusu olarak gördüğü-bildiği güç tarafından, hayatının en güzel, en verimli 5,5 yılı boyunca 2,5 M2‘lik zindanda tutulmuştur.  Buna rağmen Eyyüb Sultan’a nazire olarak sabretmiş, şikâyetçi olmamıştır.  Muhammedî bir sevgi ile kendisine zulmedene, hayatının güzelliklerini çalana bırakınız nefret duygularını haykırmayı, buğz bile etmemiştir. İşte o zaman, o kişiyi, asil ve necip Türk milleti, bağrına basar, sever.

Muhsin Başkan; Türk’e her ne türlü değer varsa, hepsini şahsında toplamış, karakterinin aslî unsurları olarak uygulamıştı. O sayede devleşmiş, o sebeple sevilmişti.

Sivas’ın bir yiğit evladını, Sivas’ın bir başka yiğidi, kaleme aldığı ve 86 ayrı kadirşinas kalem erbabından bal yapar gibi topladığı yazılarla tarihe emanet ediyor.

394 sayfalık kitabın 3. Baskısı,  Türk Edebiyatı Vakfı tarafından 2010 yılında okuyucuya sunuldu.

 

Şiirimizde Ana

Yavuz Bülent Bakiler, 2012 yılında herhangi bir yayınevi ile irtibatlı olmaksızın Umut Matbaacılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tesislerinde bastırdığı, 13,5 X 21,5 santim ölçülerinde 112 sayfalık eserini hazırlama sebebini şöyle açıklıyor:

‘1962 yılında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda yedek subaydım. Bir akşam, bölük erlerinden Kemal Sarı odama geldi:                                                                                                                                                                   -Komutanım dedi, memleketten annem gelmiş. Burada akrabalardan birinin evinde kalıyormuş. Bana haber salmış. Gelsin de bir görüşelim demiş. İzin için Bölük Komutanı’na çıktım ‘Hayır, olmaz. Pazar günü gider ananı görürsün’ dedi. Acaba siz bana yardımcı olabilir misiniz? Annemi görmeme izin verir misiniz?                                                                                                                                  -Bölük Komutanı doğru söylemiş Kemal dedim. Boynunu büktü:                                                                       Ama komutanım annem Pazar gününe kadar burada kalmayacak ki! İki gün sonra memlekete dönecek. Kemal Sarı, bölüğün en terbiyeli erlerindendi. Kıramadım.                                                                                          -Peki bekle biraz vakit geçsin. Alayın servis arabaları aşağı insin, seni Alayın arka tarafından çıkarırım. Saat 24.00 sularında mutlaka geri dönmelisin. Beni sakın müşkül durumda bırakma, dedim.                                                                                                                                                           Yüzü sevinçten pembeleşti. Bölük çavuşunu çağırdım.                                                                                                                                                                                          -Kemal Sarı’ya izin verdim. Gidip annesini görecek. Saat 24.00 sularında geldiğinde soyunup yatacak. Sakın gürültü, patırtı çıkarmayın! Dedim.                                                                                                                                                                 Kemal Sarı, sivil elbisesini giyinerek, akşamın alaca karanlığında Alaydan çıkıp gitti. Kitap okuyordum, yatmamıştım. Saat 22.00 bile olmadan kapım vuruldu. Kemal’i karşımda görünce çok şaşırdım:                                                                                                                                                                       -Kemal Sarı, dedim. Ben sana saat 24.00’e kadar izin vermemiş miydim? Neden erken geldin?                Verdiği cevap o gece yarısı beni ağlattı:                                                                                                    -Komutanım dedi, sizin fedakârlığınızı anama anlattım: Ana dedim, Yavuz Bülent teğmenim olmasaydı seni görmeye gelemeyecektim. Bölük Komutanımız izin vermedi. Beni sana Yavuz teğmenim gönderdi’.                                                                                                                                                                  Anam çok duygulandı. Size çok dua etti. Sonra:                                                                                                                                                                         -Oğlum dedi: Gözün karnı yok ki doysun. Ben anayım sana saatlerce değil, yıllarca baksam doyamam. Bu kadar görüşmemiz kâfi. Var git takım komutanını zor durumda bırakma! Benim erken gelişimin sebebi işte budur komutanım!’ Kemal Sarı’nın cevabı, o Çankaya gecesinde beni çok duygulandırdı. İçimde, kocaman bir divan sazının veya bir yaylı tamburun inlediğini hissettim. ‘Gözün karnı yok ki doysun. Ben anayım sana saatlerce değil, yıllarca baksam doyamam!’ cümlesindeki müthiş güzellik beni birdenbire gözyaşlarına boğdu. Ana üzerine yazılmış şiirim yoktu. İşte o gece ana şiirleri yazmaya ve ana üzerine yazılan bütün şiirleri bir araya getirmeye karar verdim.

 

Yavuz Bülent Bakiler’den Bir Şiir:

Yalvarış

Siyah, korkunç ve derin

Geceler sizin olsun.

Dualar kadar serin,

Bana sabahı verin.

Gezdirdi diyar diyar

Beni içimdeki yâr

Sizin olsun tanrılar

Bana Allah i verin.

İçimdeki bilmece

Nursuz, uykusuz gece

Çözülsün hece hece

İçimdeki bilmece.

Nedir bu duyduğum ses

Nerde en güzel heves

Hani ‘huu’ diyen nefes

Nedir bu duyduğum sesi

Beni affeder misin?

Huzurunda bir sabah,

Dilimde ismin Allah

Ve yarım kalmış bir ah

İle gözyaşı d öksem

Saatlerce diz çöksem

Yansam, yakınsam, dursam

”Hadi kulum ” der misin?

Beni affeder misin?

Yedilerle, kırklarla

Bir gün hıçkırıklarla

Yoluna düşeceğim

Bir gün hıçkırıklarla.

Dinleyin susun, susun

Suların hoş sesinden

Velilerin efesinden

Bir rüya kadar güzel

Bir ömür kadar uzun

İlâhiler okunsun

Dinleyin susun, susun!

Yavuz Bülent Bâkiler İçin Dediler ki…

Üniversiteliler Kültür Kulübünde yaptığı konuşmayı hiç unutmadım. Şöyle diyordu:

‘Kendi kendinize şöyle düşüneceksiniz: Ordusuz vatansız, eğitimsiz bir millet olmaz. Ordumuzun gücü, vatanımızın dirliği, düzeni, zenginliği, eğitimimizin bizi bilgi toplumuna götürmesi, benim dürüst olmama, çalışkan olmama, bilgili olmama bağlı. Ben bozulursam, yani haktan, doğruluktan, çalışkan ve bilgili olmaktan koparsam, bu ordu dağılır, bu vatan parçalanır, bu millet bölünür. Bu bakımdan aman ben bozulmayayım, hep en iyi, en mükemmel olmaya çalışmalıyım diye düşünmelisiniz.’

Gençlerimiz, Yavuz Bülent Bakiler’in şiirlerini ve düz yazılarını ezberlemeli. Kişiliklerini oluştururken, ondan bir şeyleri özümsemeli. Genç olmayanlarımız ise, O’nun duygu ve düşüncelerini bir gençlik iksiri gibi görmeli…

Namık Kemal Zeybek / Kültür ve Turizm Eski Bakanı

Yavuz Bülent Bakiler; sanat, edebiyat ve siyaset dünyâmızda dürüstlüğüyle tanındı. O, ‘Emrolunduğu gibi dosdoğru yaşayınız’ ayet-i kerimesinin ışıklarıyla kalbini nakışladı. Bunu, mücadele içerisinde geçen hayatının herhangi bir karesinde görmek mümkündür.

Selçuk Karakılıç / Edebiyat Öğretmeni

 

 

MHP’ye Kadın ve Gençlik Aşısı Şart

0

Türk demokrasi tarihinin en önemli seçimini yaşadık. Bu seçim, güç zehirlenmesi yaşayan totaliter ve otokrat bir kişinin, hak, hukuk ve adalet tanımadan muhaliflerine yaptığı baskı, zulüm ve tahakküme, hırsına, gururuna, kibrine ve nefret diliyle kendinden olmayanları ötekileştirmesine, Türk milletinin başkaldırısıdır. Saltanat ve zulüm dönemi kısmen sona ermiştir, gurur ve kibir kaybetmiştir. Bu seçimin tek kaybedeni, yeminini, sorumluluğunu ve tarafsızlığını bir tarafa bırakarak pervasızca ve devlet imkanlarıyla Başkanlık sevdasıyla meydanlarda resmen eski partisinin siyasi propagandasını yapan, Cumhurunbaşı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Kazananı MHP ve HDP’dir. CHP ise eski durumunu korumayı başarmıştır. Seçimin bir kazananı da, Başkanlık sistemine karşı, Parlamenter sistemdir.

Şimdi her partinin acele etmeden seçim sonuçlarını  soğukkanlı değerlendirerek, bir çok sorunla -özellikle ekonomik ve dış politika sorunlarıyla- karşı karşıya bulunan ülkemizi hükümetsiz bırakmamaları gerekir. İktidarı yıkmak ne kadar önemliyse, ülkeyi hükümetsiz bırakmamak da o kadar önemlidir. Bu millet bu sonucu, ülkeyi hükümetsiz bırakmak için değil, müstebite haddini bildirmek için ortaya koymuştur. Bu nedenle, hiçbir parti acele edip yolu tıkamamalıdır.   Yeni hükümetin bir an önce kurularak, Türkiye’nin son yıllarda her alanda bozulan dengesinin hızla düzeltilmesi ve  normalleşme sürecine girmesi sağlanmalıdır. AKP’nin 2007’den bu yana devlet ve millet hayatında yaptığı büyük tahribatın hızla onarılması gerekmektedir. Hepsinden önce nefret diliyle oluşturulan toplumsal kutuplaştırmaya son verilmeli, milli birlik ve beraberlik yeniden sağlanmalıdır. Bölünen devlet kurumları yeniden bütünleştirilmeli, bürokrasi hukuk çizgisine çekilmelidir. Demokrasinin “kuvvetler ayrılığı” ve “hukukun üstünlüğü”   prensipleri yeniden hayata geçirilmelidir.

Şimdi 7 Haziran 2015 Pazar günü yapılan Milletvekili Genel Seçimini partiler açısından inceleyelim. Sonuçları etkileyen faktörler üzerinde duralım. Bundan sonra partilerin nasıl bir politika izlemeleri gerektiği konusundaki görüşlerimizi paylaşalım.

AKP : 2007 Milletvekili seçiminde 16.3 milyon oy(% 46.58); 2011  Milletvekili seçiminde 21.5 milyon oy(% 49,83); 2015 Milletvekili seçiminde 18.2 milyon oy (% 40.7) almıştır. İktidar partisi AKP, 2014 seçimlerinde, 2011 seçimlerine göre 3 milyon oy ve % 9 puan kaybetmiştir. AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde 51 ilde oyları gerilemiş, 2011’de 327 Milletvekili varken, 2015’te 256 Milletvekiline düşmüş, 71 Milletvekili azalmıştır.  Bu azalan oyların yarısı iktidarın çözüm sürecinden ve milli kimlik karşıtı icraatından rahatsız olan AKP’lilere ait eski adresleri olan  MHP’ye gitmiştir. Muhafazakar Kürt AKP’lilerden oluşan diğer yarısı ise HDP’ye gitmiştir. AKP’nin oy kaybetmesinin en büyük sebepleri: RTE’nin egosu, nefret dili, kutuplaştırma ve ötekileştirme, Kaçak Ak Saray ve savurganlık, Başkanlık sevdası, 17/25 Aralık yolsuzlukları, ekonomideki olumsuzluklar, başarısız ve riskli dış politika, devamlı mağduriyet edebiyatı, çözüm sürecindeki tutarsızlıklardır. AKP, seçim sürecinde kendi dışındaki partilere düşman muamelesi yaptığı için, koalisyonun gündeme geldiği bu dönemde diğer partilerden biriyle koalisyon kurması zor gözüküyor.

CHP : 2007 Milletvekili seçiminde 7.3 milyon oy(% 20.87); 2011  Milletvekili seçiminde 11.2 milyon oy(% 25.95);  2015 Milletvekili seçiminde 11.3 milyon oy(% 25) almıştır. CHP’nin 2011 seçimlerinde aldığı oyla 2015’te aldığı oy hemen hemen aynıdır. Aslında önerdiği ekonomik projelerden dolayı CHP’nin oyunun 2011’e göre en az 1 milyon, 2 puan arttığını düşünüyorum. Fakat AKP’yi iktidardan düşürmenin HDP’nin % 10 barajını aşmasıyla mümkün olduğunu düşünen 1 milyon civarında CHP’li seçmenin HDP’ye oy vermesiyle, bu artış sonuca yansımamıştır. CHP, dini bayramlarda iki maaş ikramiye vaat ettiği emeklilerden fazla oy alamamıştır. Çünkü emeklilerin çoğu zaten CHP’dedir. CHP’nin oy artışı şu anda tıkanmıştır. Oy alabileceği iki kaynak; AKP ve HDP’li seçmenlerdir. Politikasını ona göre değiştirmelidir. Koalisyonun gündeme geldiği bu dönemde, CHP’nin kurulacak koalisyon formüllerinde en önemli aktör olacağına inanıyorum.

MHP : 2007 Milletvekili seçiminde 5 milyon oy(% 14.27);  2011  Milletvekili seçiminde 5.8 milyon oy(% 13); 2015 Milletvekili seçiminde 7.6 milyon oy(% 16.3) almıştır. MHP, 2015 seçimlerinde oyunu 1.8 milyon ve % 3.3 puan arttırmıştır. MHP, 2011 seçimlerinde 34 ilden 52 Milletvekili çıkarmışken, 2015 seçimlerinde 47 ilden 80 Milletvekili çıkarmıştır. 51 ilde MHP’nin oyları artmıştır. Bu artışın kaynağı, yuvaya dönen AKP’ye giden eski MHP’liler ve yeni seçmenlerdir. MHP’nin oyunu arttırmasında rol oynayan faktörleri şöyle sayabiliriz: Milli kimlik konusundaki hassasiyeti, çözüm süreci konusundaki kararlı ve tutarlı tutumu, iktidarın haksızlık, yolsuzluk ve hukuksuzlukları karşısındaki dik duruşu, iç barışa yaptığı katkısı ve soğukkanlı, akılcı ve seviyeli muhalefet anlayışı. Elli yıldır Ülkücü Hareketi içinden ve yakından takip eden biri olarak alınan sonucu MHP için yeterli görmüyorum. MHP’nin potansiyeli bu oranın en az 10-15 puan üzerindedir. Ama hem stratejisini değiştirip, hem de temposunu arttırmak zorundadır. Ayrıca MHP’nin mevcut kadrolarında ciddi bir değişikliğe giderek, mutlaka bünyesine ciddi biçimde kadın ve gençlik aşısı yapmak zorundadır.  O zaman AKP’den de, CHP’den de oy alma imkanı doğacaktır. MHP’nin koalisyon konusunda da, uzlaşmacı bir dil kullanması ve yaklaşım sergilemesi gerekmektedir. Çünkü iki büyük partiden kopan oyların gideceği tek adres,  MHP’dir.

HDP’ye gelince; ilk defa seçime parti olarak girdiğinden, 2015 seçimindeki başarısını ölçebilmek için, 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş’ın aldığı oyları ölçü alabiliriz. Demirtaş o seçimde, % 9.78 oranında  3 milyon 960 bin oy almıştır. O seçimde katılım % 74 oranında olmuştur. HDP, 7 Haziran 2015 Pazar günü yapılan Milletvekili seçiminde 4 milyon oy almış ve % 13 oranına ulaşmıştır. Bu sonuç, önemli bir başarıdır. Fakat şunu belirteyim, eğer seçim barajı yüzde 10’un altında, mesela yüzde 7 olsaydı, HDP’nin yüzde 13 oranında oy alması mümkün değildi. HDP yüzde 13 oyu; öncelikle doğu ve batıdaki çoğunluğu AKP’li olan Kürt seçmenden almıştır. Ayrıca hemen hemen aşırı sol partiler ve örgütlerin tümünün seçmenlerinden, yeni seçmenlerden, azınlıklardan, Alevi seçmenlerin bir kısmından almıştır. Gezi rüzgarından en fazla yararlanan parti, HDP olmuştur.  En az 2 puan oyunu, “HDP barajı aşsın ki, AKP iktidardan düşsün” diyen CHP’lilerden, liberallerden, iş çevrelerinden ve elitlerden almıştır. Aslında seçimden bir hafta önce HDP oyları,  yüzde 10-11 aralığında iken, seçimden iki gün önce Diyarbakır’da patlayan bombalar, oylarını bir anda 2 puan arttırmıştır. Şimdi HDP’nin işi oldukça zor. Türkiyelileşme iddiasıyla oy isteyen HDP’nin, öncelikle bu iddiasındaki samimiyetini kanıtlaması, demokrat ve Türkiye’nin Partisihaline gelmesi gerekir. Kürtlerle ilgili sorunları, Türkiye’nin diğer sorunlarıyla birlikte ele almalı, ana dilde eğitim, özerkleşme gibi iddialarından vazgeçmeli, PKK’ya silah bıraktırmalı, Kürt etnisitesi üzerinden siyaset yapmamalıdır. Toplantılarındaki PKK, Kuzey Irak bayraklarını ve Apo posterlerini yavaş kullanımdan kaldırılmalı, PKK, Kandil ve İmralı ile arasına mesafe konulmalıdır. Geçmişte “Ermeni soykırımı vardır”, Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen ve seçim gecesi “zafer” konuşmasında,Sayın Öcalan’a özellikle teşekkür ediyorum” diyen HDP eşbaşkanı Demirtaş’ın bu söylemlerini bırakması gerekir. Aksi takdirde HDP’ye verilen “emanet oylar”, asli kaynaklarına dönecektir. HDP’nin içinde bulunacağı tek koalisyon modeli, AKP-HDP Koalisyonudur. Ama, bu koalisyon modelinin, AKP’nin en son başvuracağı koalisyon modeli olacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak, AKP ciddi kan kaybederek hükümeti kuracak milletvekili sayısına ulaşamamış, 258 milletvekilinde kalmıştır. HDP yüzde 10 barajını açık ara aşmıştır. CHP, ciddi bir oyunu HDP’ye kaptırdığı için,  oyunu arttıramamıştır. MHP ise oylarını en az dörtte bir oranında arttırmıştır. Mevcut siyasi tablo. Tek partiye iktidar olma imkanı vermemiştir. Bu durumda hiçbir partinin ülkeyi hükümetsiz bırakma hakkı yoktur. Bu ülke son yıllarda en çok ötekileştirici ve kutuplaştırıcı nefret dilinden çekti. Şimdi ülkenin ılıman bir siyasi iklime ve uzlaşma kültürüne ihtiyaç vardır. Şu anda çok sayıda koalisyon seçeneği bulunmaktadır. Bu seçenekler içinde en mümkün olan birinci ve ikinci partinin, yani AKP ve CHP koalisyonudur. Bu seçenek bana göre en kuvvetli ihtimal gibi görünüyor. Çünkü, CHP’nin MHP’ye göre AKP ile anlaşacağı nokta daha fazladır. Toplumun normalleşmesi bakımından da, bu iki partinin koalisyonu ile toplumun yüzde 66’sı hükümette temsil edilmiş olacaktır.

Hükümeti hangi partilerin kuracağı önümüzdeki günlerde belli olacak. Ama mutlaka kurulacak. Kurulmadığı takdirde, bu süreci engelleyen parti veya partiler, erken veya normal ilk seçimde büyük oy erozyonuna uğrayacaklardır. Milletimiz için hayırlı ve uğurlu olsun.

 

Ayağa Kalkmalıyım

0

Bazen  kalsın  diyorum, içime  kapanayım,

Sağa  dön  sahte  yüzler, sola  dön  hep  ihanet,

Boşuna mı  bu  uğraş,  elbette  sormalıyım.

Türk’e  kefen  biçtiler, ayağa  kalkmalıyım!

 

Vatanımı  bölenden, hesap da   sormalıyım,

Sokaklarda   ihanet,   meclisimde    ihanet,

Dinimi   kullananı  ben  artık   görmeliyim.

Türk’e   kefen   biçtiler, ayağa  kalkmalıyım!

 

Bize  omuz, güç  verin, çemberi  yarmalıyım,

Yeniden  dirilelim, çıkıp  Ergenekondan .

Allahu  ekber  deyip  artık  doğrulmalıyım,

Türk’e  kefen  biçtiler, ayağa   kalkmalıyım!

 

Şu  yalancı  yüzlere  elbet  tükürmeliyim,

Meydanlarda  ihanet, söylemlerde ihanet.

Adalet  dibe  vurmuş, onu   kaldırmalıyım,

Türk’e   kefen  biçtiler, ayağa   kalkmalıyım!

 

Hırsızlık  düzenini   sona   erdirmeliyim,

Sınırlarda   ihanet,  her  alanda   ihanet…

Birlikten  kuvvet   doğar, elini   tutmalıyım,

Türk’e   kefen   biçtiler, ayağa   kalmalıyım!

 

Netice

7 Haziran seçimleri ülkemiz ve Milletimiz için hayırlı olsun. Bunca hukuksuzluğa, yolsuzluğa, baskıya rağmen AKP tek başına iktidar olamasa bile gene de başarılı çıkmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, seçime büyük iddialarla, büyük projelerle, toplumda ses getirecek adaylarla Milletin karşısına çıkmasına rağmen, hiçbir başarı gösterememiş, aksine bir miktar oy kaybına uğramıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi ise, meydanlara “tek başına iktidar” sloganıyla inmiş, o da büyük vaatler ve projelerle ve toplum tarafından sevilen başarılı isimlerle sokağa inmesine rağmen, o da beklenen neticeyi alamamıştır. Her ne kadar oy oranını bir parça yükseltmiş olsa bile arzu edilen hedef tutturulamamıştır.

Netice olarak bu seçimin tek galibi var o da, HDP. %10 Luk seçim barajını aşacak mı, aşmayacak mı diye seçim kapmayası boyunca tartışılan parti, aldığı oy oranı ile olmasa bile, çıkardığı milletvekili sayısı itibarı ile MHP yi yakaladı.

 

Bundan Sonra ki İhtimaller:

a) AKP azınlık hükümeti: Muhalefet milletvekillerinin meclis çoğunluğu demoklesin kılıcı gibi sürekli tepesinde sallanacağı için, ömrü ne kadar uzun olur Allah bilir. Bu yapıda bir hükümet kurulduğunda, toparlanır toparlanmaz erken seçim kararı alır. Erken seçim kararı da alsa artık AKP nin çöküşünü hiçbir güç durduramaz. O da bundan öncekiler ANAP, DYP gibi tarihin siyasi çöplüğüne gömülecektir.

b) AKP-HDP Koalisyon hükümet’i: Aslında AKP, geçmişi 1994 lere dayanan bir proje partisi. 2002 ye kadar donatılıp kuşatıldı ve 2002 de Türk siyasal hayatına bomba gibi düştü. ABD nin uzun vadeli en büyük arzusu, Ortadoğu’da bir Kürt devleti kurdurmak. Barzani ve HDP nin de arkasında ABD olduğuna göre, Selâhattin Demirtaş’ın bakmayın siz seçim kampanyası boyunca AKP ile koalisyon’a girmem dediğine. Emir büyük yerden olursa akan sular durur. Hem ortada bu iki partinin oluşturduğu bir “çözüm süreci” var.

c) AKPCHP Koalisyon hükümeti: Aslında en uygun hükümet modeli. CHP nasıl olsa çözüm sürecine sıcak bakıyor, gerek anayasa değişiklikleri, gerekse güneydoğu ile ilgili CHP, AKP, HDP ile birçok konuda ortak fikre sahipler. Zaten MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin de arzusu, bu yönde olmalı ki kendisi ana muhalefet’e talip.

d) AKPMHP Koalisyon hükümeti: İki partinin de tabanı birbirine diğer partililere nazaran daha yakın olmalarına rağmen, tepede ve devlet yönetimi konusunda aşılması çok güç engeller var. MHP nin kırmızıçizgilerini, AKP oldukça yıprattı. Güneydoğu sorunu, Milli Eğitim, Adalet sistemi, Emniyet oldukça yara aldı.

Sonuç:

Bekleyip göreceğiz. Yazımın başında da değindiğim gibi, seçimin tek galibi var oda HDP. Türkiye genelinde aldığı oy dağılımına bakacak olursak, “güneydoğuyu ben, Türkiye yi ortak yöneteceğiz” diyor. Ne yazık ki 13 yıldır AKP nin yanlış politikaları neticesinde toplumda öyle bir algı oluşturuldu ki “cellâdına âşık” bir sınıf türedi veya şöyle de diyebiliriz: Türkiye, kendi canavarını kendisi yarattı.

 

Irkçılık Meselesi!

0

Bugünkü Cuma hutbesi tüm yurtta ırkçılıktı. Zaten seçimden önceki hutbeyi merak ediyorduk, yine camilere hangi konu diretilecek diye!  Artık iyice anlaşılıyor ki, camiler siyasetin  beşiği  haline getirilmiş. Seçime bir gün kala bu anlaşılması, anlatana bağlı olan ve istismara açık olan  konular bu toplumu hep rahatsız  edeceği bilinmeli idi… Bu konu tepeden kasıtlı olarak  konulduğu  anlaşılmaktadır.

Hoca efendi de kayıp mal bulmuşçasına  iştahla  işe girişmiş. Baktım  o kadar   cehalet  var ki! Türk İslam  Milliyetçileri   ırkçılıkla  suçlanırken, bu konuyu  Türk İslam Milliyetçilerinden   dinlemek  en doğrusudur. Biz  ”Kişi kavmini sevmekle kınanamaz, suçlanamaz.”  Hiçbir  kavmin, topluluğun  diğerine üstünlüğü  yoktur, üstünlük  takvadadır.” hadislerine  ve bu meyanda  Kur’an da  yazılı  olan tüm ayetlere  virgülüne kadar inanırız, amel ederiz, Elhamdülillah!

Bizi  Allah  Türk  olarak  yarattı, İslam ile da şereflendirdi. Türkler  İslam’dan öncede, İslam’dan sonrada  şerefli  bir millettir. Biz  başkaları gibi  soyumuzu inkar eden soysuzlardan   değiliz, soyumuzu  inkar etmiyoruz. Kavmin  haksızsa  ve siz onun haksızlığına  aldırmadan  kavminizi yaptığı  haksızlıklarla savunuyorsanız ırkçı olursunuz.

Kişi  elbette  önce ailesini, akrabalarını, milletini haklı ise  savunacaktır. Bizi İngilizler mi  savunacak, Araplar mı savunacak, Ruslar mı savunacak? Elbette  bizi biz  savunacağız. Onun  için  biz Milliyetçiyiz. Hiçbir  ırkı, milleti küçümsemeyiz. Çünkü  Üstünlük takvada  olduğunu  biliriz, inanırız, amel ederiz… Bize inatla  ırkçılık tuzağı kurmak, lanse etmek, iftirası  tutmayacaktır. Çünkü bu ülkeye ihanet  etmeyen herkesi, Kürdü ile, Türküyle, Laz’ı, Çerkez’i ile vb, hangi meşrep ,soy ve soptan  olursa olsun ,bu hareketin her ferdi bu insanları   kardeş  görmektedir, sevmektedir, sevmekteyiz.

Camileri siyaset arenasına çevirenler, asıl İslam’a haddinden fazla zarar veriyorlar. Bir çok insan  anlatılanları, hele imam efendi  taraflı ise  dinlemiyor bile. Oylar inişe geçince tutuşanları izliyoruz. Hırsızların, ülkenin bölünmesine göz yumanların, ön ayak olanların, adaleti sıfırlayanların hesap günleri yaklaştıkça, İslam’ı kendilerine göre yorumlamalarını, kullanmalarını Allah ve bu millet affetmeyecektir.

Ben  Türk’üm demekle ırkçılık mı olunuyormuş?  Rahatsız olanlar  hangi millete  aitseler  oraya gitsinler. Biz Türk Milletindeniz  ve  İslam  Ümmetindeniz. Burası  Türk  Milleti’nin  yaşadığı  Türk toprakları  ve  bu ülkenin adı da Türküyedir. Ülkemi, milletimi, devletimi, dinimi  seviyorum. Sokaktaki  en basit her Milliyetçi de  böyle düşünmektedir. Zaten onun içindir ki  ülkemizde  yaşanan komünist  yayılmacılığında ve  sosyalist PKK  ayrışması  eylemlerine karşı  sadece  Türk İslam Ülkücüleri  karşı çıkmış, her hususta  mücadele etmiş, binlerce de şehit  vermişlerdir. Allah hepsini  Peygamber  Efendimize  komşu yapar inşallah.

Saygılarımla.