29.8 C
Kocaeli
Çarşamba, Ağustos 12, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 1106

Cehennem İlahi Adaletin Gereğidir

 

Yüce Rabbimiz, insanları ve cinleri kulluk/ibadet etmeleri için yaratmış (Zâriyât, 51/56); onları dünya hayatında imtihan etmek için de ölümü ve hayatı yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade buyrulmuştur: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk, 67/2) İnsanlardan bu imtihanda başarılı olanlarıahiret hayatında “genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet” (Âl-i İmrân, 3/133) ile mükâfatlandıracak; başarılı olamayanları da “yakıtı insanlarla taşlar olan cehennem ateşi”yle (Bakara, 2/24) cezalandırılacaktır. Cehennem azabı; inkârcılara, Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan günahkârlara verilen bir ceza ve ilâhi adaletin gereğidir.

Cehennem, dünyada iken iman etmeyenler ile iman ettiği halde kulluk vazifelerini gereği gibi yerine getirmeyen kimselerin cezalandırılmak üzere kalacakları ceza ve azap yeridir. Ne kadar büyük günah işlemiş olurlarsa olsunlar, mü’minler cezalarını çekip cehennemden çıkacaklardır. İnkâr edenler ise orada ebedî kalacaklardır: “İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.”(Bakara, 2/39)

Cehennem ve cehennemliklere verilecek ceza hakkında, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geniş bilgiverilmiştir. Kur’an, cehennemi ve cehennemliklerin acıklı halini şöyle haber veriyor:

“Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz, Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(Nisâ, 4/56) “Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde! Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. Diyorlardı ki: ‘Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz? Evvelki atalarımız da mı?’ De ki: ‘Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır. Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.’ İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.”(Vâkı’a, 56/41-56)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de hadis-i şeriflerinde cehennemi şöyle haber vermiştir: Cehennem ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır.” (Tirmizî, Cehennem, 8; Muvatta, Cehennem, 2);(Cehennemlikler derece derecedir.) Bir kısmı vardır, ateş onları topuğuna kadar yakalar, bir kısmı vardır, dizlerine kadar yakalar, bir kısmı vardır kemere kadar yakalar, bir kısmı vardır köprücük kemiğine kadar yakalar.”(Müslim, Cennet, 33)

Cehennemliklerin işledikleri suçların derecelerine göre cezalandırılmaları için cehennem yedi büyük girişi olan yedi ayrı bölüme ayrılmıştır. (Hicr, 15/43-44) Azabının şiddetine göre bu bölümler sırasıyla cehennem, leza, hutama, saîr, sakar, cehîm ve hâviye’dir. Azabı en hafif olan kısmıcehennem adı verilen en üst bölümdür. Mü’minlerden günahkâr olarak cehenneme girenler cezalarını bu bölümde çekeceklerdir.

Allahu Teâlâ, bizlerden cehenneme götürecek davranışlardan sakınmamızı istemektedir. Öyleyse, O’nun emrettiği ibadetleri, iyi ve hayırlı işleri yapmamız;yasakladığı davranışlardan da sakınmamızgerekmektedir. Bunların yanı sıra cehennem azabından korunmak için Allah’a dua da etmeliyiz. Kur’an-ı Kerim’decehennemden Allah’a nasıl sığınacağımız öğretilmiştir: “…Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!’ Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.”(Furkân, 25/65-66)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), sürekli olarak cehennem azabından Allah’a sığınmamızı tavsiye etmişlerdir. Bizzat kendileri de günah işlememiş olmasına rağmen,“Allah’ım! Cehennem azabından Sana sığınırım…”(Buharî, Daavât, 37) buyurarak cehennem azabından Allah’a sığınmışlardır.

Öyleyse; hayatımızı kulluk şuuru ile Yüce Rabbimizin razı olacağı şekilde değerlendirmeliyiz. “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” (Bakara, 2/201) diye dua ederek cehennemden Allah’a sığınmalı ve her an ölecekmiş gibi ahirete hazır olmalıyız.

 

 

Çingene Ruhlu Olmak

 

Yazımın başlığına bakıp çingene dediğimiz Roman kardeşlerimizi kast ettiğimi zannetmeyin. Bilin ki; insanların etnik mensubiyeti ile bir alıp veremediğim yok. Onları da bir Ermeni, Rum, Kürt, İngiliz, Alman, Fransız gibi görüyorum…

Ancak yanlışları yapan insan bir Türk bile olsa bazı davranış şekillerini ifade ederken, bazılarının ruhsal genetiğinde bariz bir şekilde temayüz eden davranışların deyimleşmiş örnekleriyle benzetme yapmak gerekiyor. Bu yazıda konumuz Romanlar değil bilakis bazı Türk görünümlülerdir.

Mesela İngilizlerin centilmenliği, Almanların cimriliği, Fransızların nezaketi, Yahudilerin uyanıklığı, Ermenilerin vahşiliği gibi… İşte “Çingene Ruhlu Olmak” ta böyle bir şey.

Bana göre Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’de böyle davranıyor. Sözde Ermeni Soykırımı’na karşı gösterdiği celadeti kendi ülkesinin Cezayir’de yaptıkları için kabul etmeyeceğini ve sömürgeci emperyal gelenekten gelen Fransa’nın, Cezayir’de savaşın tarafı olmasından dolayı yaptıkları ile suçlanamayacağını söylemesi, bizim bahsettiğimiz konuya çok uygun düşen bir davranıştır.

Ya da toplumun önemli figürleri olan bazı siyasetçilerin, sanatçı olarak kabul görenlerin, spor adamlarının ve meslek erbaplarının; yaşamlarında yaşadıkları olayları yorumlamalarına ve muhataplarına hitap ve izah ediş tarzlarına bakınca ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Mesela bir milletvekilinin futbol yorumculuğunu kendisi için makul görür açıklaması gibi…

Kendini veya olayları, olmadığı şekilde bir şeyin yerine koymak bana göre mecazi olarak çingenelikten başka bir şey değildir.

Adamın biri hiçbir emek sarf etmeden, kendine ait olmayan hayali ünvanları kullanıyor veya bilmediği şeyleri biliyor gibi yapıyorsa buna ne ad vermeli?

Toplumda cehalet ve ahlaki çözülme zaten başını almış gidiyor. Kürke değer verme anlayışında Nasreddin Hoca’dan bu yana pek bir değişiklik yok. Böyle olunca, sahte ünvanlar ve uzmanlıklar halk nezdinde bazen asıllarının görmediği kadar değer görebiliyor. Hem bu sahtekarlığı yapanlar hem de sahtekarlığa itibar gösterenler açısından ne acı bir durum değil mi?

Memlekette profesörün, doktorun, avukatın, mühendisin vs. her türlü mesleğin ünvanlarının hakkı olmayanlarca kullanıldığını görüyoruz. Şimdi bunlara hayali dernekler, platformlar, vakıflar, sendikalar, federasyon ve konfederasyon gibi STK’ların çatı örgütleri ile siyasi particikler eklendi. Adamlar hiç utanmadan bunları referans göstererek toplum nezdinde itibar kazanmaya çalışıyor. Mesela üye olmadan, bir partiye üye olduğunu söyleyerek, o partiyle ilgili olarak ahkam kesmekte neyin nesi oluyor?  Bunlara bir “dur” diyen de yok…

Gün geçmiyor ki bunlardan; telefonuma, elektronik postama, facebook’taki sayfama, twitter’ıma veya masamın üstüne bir mesaj veya davetiye gelmesin. Bunların gerçeklerinden farkı hepsinin ortak yanının hayali veya sanaldan ibaret olması. Bir ortak yanları da bu mesaj yada davet sahiplerinin illa ki; “genel başkan, kurucu genel başkan, yönetici, uzman, üye” sıfatını taşıyor olmaları. Yedirirlerse ne mutlu! Bunlara içimden hep “hadi gidin oradan” demek geliyor.

Yahu bu millet ne meraklı bir şey olmadan, baş olmaya veya bir şeyler olmaya…

Hem de bunu var olanların taklitçiliğine soyunarak, sahtekarca ve asılların yıllar boyunca oluşturduğu itibarı sıfırlama uğruna yapmaları, kabul edilebilecek bir şey değil. Sahtekarlık yapacaksanız da bunu bari özgün bir şekilde yapın. Kendinize güldürmeyin. Ama sizde haklısınız asılları sömüremeyince size ekmek çıkmıyor.

İlla ki; yapacağınız işin başına “öz” getirerek insanları yanıltacaksınız. Özotobüs, öztaksi, özdersane, özmarket gibi. Milletimizde içeriğe bakacağına sıfata bakarak yanılmaya hazır olduğuna göre, işlem tamamlanmış oluyor.

Onun için toplumu yanıltmayı hedeflemiş bu insancıklardan uzak duralım. Onların ayıplarını münasip bir şekilde yüzlerine vuralım. Kimsenin kimseyi enayi yerine koymasına izin vermeyelim.

En çok kafama takılanlar ise kendisini bir yere genel başkan, başkan, reis vs. olarak ilan edenler. Kendisini tek merkezli bir tüzel kişiliğin genel başkanı olarak tanıtanlara da acıyorum. Çünkü bu tip kişilerin mutlaka bir kompleksi veya makamı kullanma ihtiyacı var.

Her zaman yazıp, söylüyorum; önemli olan ne olduğun değil nasıl düşünüp yaşadığındır.

Bunları yazmamın nedeni: memleketimiz sıkıntılı günlerden geçerken, çevremiz BOP projesi ile yeniden şekillendirilirken ve halkımız üzerinde her türlü propaganda aracı kullanılarak yoğun bir baskı oluşturulmuşken, at izi ile it izini birbirine karıştırmaya çalışanların oyununu deşifre etmek içindir. Dikkatle bakarsanız, çevrenizde bu tip mahlukatın çok sayıda olduğunu göreceksiniz.

Bu sebeple çingene olmak ayıp değil ama “çingene ruhlu olmak” deyimine uygun davranmak milliyetin ne olursa olsun ayıptır. Eğer birilerini yanılttığınızı zannediyorsanız, siz yanılıyorsunuz…

 

 

Almanya’dan arayan Gebzeli Yörük’ün feryadı

 

Dilovası köylerinde ki koyun ağılları ve Sığırlık merasında ki Yörüklerle ilgili Ağustos ayında yazdığımız yazı büyük yankı yapmaya devam ediyor. Sığırlık merasında 500 yıldan beri hayat mücadelesi veren Yörüklerin buradan fidan dikme bahanesiyle çıkarılacak olmasını kamuoyu gündemine getirmiştik. Milletvekilleri ve Vali konuyla yakından ilgilenmişti. Soruşturmalar, araştırmalar yapıldı ancak fazla bir sonuç yok. Yörükler buradan çıkartılmaya çalışılıyor.

Köseler ve Tepeköy’ün arkasında binlerce dönüm Orman alanına taş ocağı ruhsatı veren devletin, Yörüklere ve koyun ağıllarına sahip çıkmaması hem büyük ayıp hem de büyük haksızlık. Bu durum devlete ve devlet adamlarına hiç yakışmıyor. Konuyu biz ısrarla gündemde tutmaya ve önümüzde ki dönem de TV ekranlarına getirmeye devam edeceğiz.
İsmail Kardaş’ın Almanya’dan Feryadı
Önceki gün telefonla Almanya’nın Hamburg kentinden İsmail Kardaş adlı, bir okurumuz aradı. Okurumuz adeta feryat ediyordu. Sığırlık merasında ki Yörüklerden birisi. Sığırlık merasında hala yaz-kış burada yaşayan 10 civarında Yörük ailesi yaşıyor. Bu Yörükler buradan değişik bahanelerle çıkartılmak istendiğini söyleyen İsmail Bey, devlet buraya sahip çıkmalı. Ve buralar bir büyük kültür, Yörük medeniyetini korumaya çalışan bizler bir geleneği yaşatıyoruz. Devlet Yörük geleneğine sahip çıkmalı, bizi fidan dikme bahanesiyle buradan çıkartmamalı.” diyordu. 
Dilovası Köylerinin Perişan Hali
Daha önce bu köşede yazdığım yazıda Dilovası köylerinde ki acı durumu dile getirmiştim. Dilovası’nda ki Çerkeşli, Köseler, Demirciler ve Tepeköy, ranta kurban gidiyor. Devlet bu köylere sahip çıkmalı. Bu köylerde yaşayan ve hayatlarını çiftçilikle idame ettiren çiftçiler, koyun sürüsü sahipleri ve Sığırlık merasında yüzyıllardan beri yaşayan 
Yörükleri korumalı. Bu konuda yazdığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum.
Gebze’nin Meşhur Koyun Sürüleri de Korunacak
Gebze 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han zamanında kaza merkezi haline getirilerek Üsküdar’dan Derince’ye kadar bir çok köy kurularak  Gebze’ye bağlanmıştı.  Bu köylerde İstanbul saraylarının ve Osmanlı ordusunun  sebze, meyve, et, süt ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için  özel teşvikler verilmişti. Gebze Bölgesi’nin koyun yoğurdu ve meşhur kuzu dolmaları çok ilgi çekiyordu. Bugün Gebze’nin tanınmış Başaran ailesinin büyük çapta koyun sürüleri vardı. 10 binlerce küçükbaş hayvan Gebze Köylerinde barınıyordu. Adı üzerinde Köseler köyü yakınındaki Sığırlık merasında Yörük aileleri çadırlarda hayvancılık yapıyorlardı. Hayvancılık bugün bölgemizde yok denilecek kadar az. Sadece bölgemizde değil Türkiye’de de hayvancılık yapmıyoruz. Bugün Türkiye kurban bayramında hayvan ithal eder ve et ithal eder duruma geldi. 
Devlet hayvancılığı ciddi şekilde teşvik etmeye başladı. Ancak bu kez de kredi üçkağıtçıları türemeye başladı.  Bugün Gebze köylerinde koyun sürülerini devam ettirmek isteyen hayvancılık yapan aileler ve Sığırlık merasında hayvancılık yapan Yörüklere karşı yıldırma ve yok etme operasyonu başlatıldı. Bir taraftan sözde bazı organize sanayiciler, diğer taraftan askeriye devlet olarak koruyup ve koruması altına alması gereken koyun sürüsü sahipleri ve Yörüklerin bölgeden çıkartılması için ne gerekiyorsa yapılıyor.   Orman İşletme Şefliği sürü sahiplerini mahkemeye vermiş durumda.
Koyun Sürüsü Sahipleri Eylem Yapacaklar
Bu önemli olayı Vali Bey’in gündemine getirip Yörüklerin ve koyun sürüsü sahiplerinin korunmasını istedik.  Orman Bölge Müdürü Hasan Türkyılmaz Bey de konu ile ilgileneceğini söyledi. Gebze Orman Şefliği Yetkililerimiz de konuya çok duyarlılar. Gerçekten hayvancılık bölgemizde korunmalı.  Taş ocakçılarına ve arsa rantı için kurulan sanayicilere gösterilen müsamaha 600 yıldır buralarda hayvancılık yapan köylülere de gösterilmeli. 
Kendileriyle görüştüğümüz bir çok sürü sahibi sorunlarının çözülmemesi halinde bir çok eylem yapacaklarını, koyun sürüleriyle Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamına gideceklerini söylüyorlar.(12 Ağustos 2011)

 

 

 

Çanakkale Geçilmez

İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Çanakkale şehitleri için; Din için, Vatan için, bu topraklar için toprağa düşen askeri, tarihleri, kitaplara sığdıramadığı Mehmetçiği Peygamberler Peygamberi Hz Muhammed’in kucağına tevdi etti. Mehmetçik yerinden memnundur. Onun kabri muvakkat değildir. O, “şehitler mahşerde benim yanımdadır” diyen Ulu Peygamberin yanındadır.

Çanakkale; Çanakkale de Mehmetçik 7 iklime 70 millete 700 senelik korkunç bir medeniyetin bütün imkânlarına karşı koymuş Türk Bayrağı uğruna bir hilal uğruna güneşler gibi batmıştır.

Çanakkale de tam 400.000 vatan evladı kefensiz yatıyor. Biz bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları Çanakkale de ve milli mücadelede vatanı kurtaran ruhu, şehitler, gaziler ruhunu çok iyi biliyoruz. Keza münkirlerin nankörlerin niyetini de iyi biliyoruz.

Bu gün şu topraklar üzerinde hür ve bağımsız yaşıyorsak bu gün şu bayrak bizim bayrağımız, şu vatan bizim vatanımız diyebiliyorsak bu Çanakkale de yatan şehitlerimizin sayesindedir. Her şeyimizi onlara borçluyuz. Onların yüzü suyu hürmetine yaşıyoruz.

Allah için, vatan için hayatının baharında anadan, babadan, yardan geçmiş serden geçmiş şehit oğlu şehitler unutturulmaya çalışılıyor. Onlar bizim en malum yerimizde can evimizde kalbimizdedir.

Biz şu an inanıyoruz ki, vatanlarını, dinlerini, ırz ve namuslarını müdafaa için Anadolu bozkırlarından Çanakkale ye koşup gelmişler ve 7 devletin donanmalarına 72 milletin saldırılarına karşı Çanakkale geçilmez destanını yazmışlardır.

Şehitlerinizin ruhunu şad hatıralarını taziz etmek istiyorsak, onun uğrunda can verdiği imanı zihniyeti canlandıran, şahlandıran bir abide dikmeliyiz.

Abideye ve çevresine öyle bir hava vermeliyiz ki buraya giren insan adeta dünyayı unutmalı, onların ruhuyla temasa geçmiş gibi olmalı.

Çanakkale ye türbemsi yemyeşil çinilerle bezenmiş, Mabetlerimizi andıran bir şey yapalım. Üzerine M. Akif’in Çanakkale Şehitleri için yazdığı ebedi şiirini nakşedelim. Bu abidenin etrafına çeşmeler yapalım. Bir tarafına da bir müze ve kütüphane yapalım.

Mehmet Akif Çanakkale Şehitlerini tarihlere sığdıramamış, koca Kâbe’yi mezarına kabir taşı olarak dikmiş. Yıldızlarla dolu gökyüzünü, mehtaplı geceleri şehidin üzerine bir örtü gibi örtmüş.

Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber

Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.

Kur’an, Kadın ve Dayak -1

Tüm kadınlara ithafen…

Nisa süresi 34. ayetinde Allah(cc) şöyle buyuruyor “…iyi kadınlar Allaha itaat ederler. Allah onların (kadınların) haklarını nasıl korumuşsa onlar da kocaları yanlarında olmadığı zaman iffetlerini korurlar. Dik başlılık, fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin (öğüt verin). Eğer uslanmazlarsa kendilerini yataklarında yalnız bırakın (küserek sırtınızı dönün). Bunlar da fayda vermez, mecbur kalırsanız (hafifçe) dövün. Bundan sonra eğer huysuzluğundan vazgeçerlerse kendilerini incitmeye bir bahane aramayın (boşama yoluna gitmeyin). Çünkü Allah çok yüce, çok büyüktür.”

Müteakip ayette “Eğer eşlerin birbirlerinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bu hakemler onların aralarını barıştırmak isterlerse (Allah) onların aralarını düzeltir. Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”

Küçük beyinler büyük meseleleri kavrayamaz. İnsanların sosyal ve dini meselelere yaklaşım tarzları önemlidir. Genellikle bu yaklaşım tarzı iki şekilde olur:

a ) İyi niyetli yaklaşanlar

b) Art niyetli yaklaşanlar

Her duruma göre cevap verme ve izah etme tarzı farklıdır. Bu bölüm inanmayan aynı zamanda art niyetli olan ve kafa bulandırmaya çalışanlara verilecek cevabı içermektedir.

Bu meseleyi doğru anlayabilmek için, öncelikle bu ayetin sebebi nüzulünü bilmek gereklidir. Sonra peygamber (sav) ve sahabe bu ayeti nasıl anlamış, yorumlamış ve uygulamıştır ona bakmak gerekir. Cahiliye mantığıyla Kur’an doğru anlaşılamaz ve yorumlanamaz. Unutmamak gerekir ki Müslümanlar olarak biz Kur’an-ı doğru anlamak ve yorumlamak, anlayamadığımızı da sorup öğrenmek durumundayız.

Yoksa bu ayet ya da bazı ayetler günümüze uymaz, öyleyse onları Kur’an’dan çıkaralım, yok sayalım deme hakkına ve lüksüne sahip değiliz. Ama hoşuna gitmeyen aklına yatmayan insanların Müslüman olmak gibi bir zorunlulukları da yoktur. Bu bir tercih meselesidir, mecburiyet yok.

Ayetleri seçme, dinin kurallarını koyma hakkımız da yok. Herkes haddini bilecek. Bazı haddini bilmez aklı evvel ateistler bu ayete bakarak içeriğini bilmeden, cahiliye mantığıyla bu ve benzeri ayetleri yorumlayarak Kur’an’ın, İslam’ın perde arkasından da Allah’ın kadına bakışının şiddet içerdiğinden bahsederek saf zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar. Bu art niyetli bir yaklaşımdır.

Bilmezler ki küçük beyinler büyük meseleleri kavrayamaz. Bunlar dünyayı gördükleri kadar sanır, görmediklerini yok sayarlar. Akıllarının almadığı mantıklarının kavramadığı hususları mantıksız olarak nitelendirirler.

Bunlara verilecek cevap şöyledir:

Bunlardan biri bir gün Hz Ali’nin yanına gelerek “Ya Ali merek ediyorum Allah kıyamet günü bu kadar insanı nasıl teker teker sorguya çekecektir” diye sorar.

Aslında merak ettiğinden değil şeytanlığından. Ona göre Hz Ali bu soruya cevap veremeyecek. Aklınca Hz Ali’yi zora sokacak.

Hz Ali (ra) cevaben buyurur ki, “Bu kadar canlıyı teker teker nasıl rızıklandırıyorsa öylece de sorgulayacaktır. Bir canlıyı ömür boyu doyurmak mı? Zor Yoksa onu bir sefere mahsus sorgulamak mı?”

Bu cevap üzerine ayetteki ifadesiyle “kâfirin gözleri fal taşı gibi açılır”.

Ne müthiş zekâ, ne müthiş cevap değimi?

Devam edecek…

Kültür Emperyalizmi “Kaleler Dıştan Değil, İçten Yıkılır”

Bu söz her yerde her zaman için doğrudur. Gerçekten tarih sayfaları, dış istilalardan, dış zorlayışlardan çok bu istilaları hazırlayan dahili isyanlar içtimai sarsıntılar içten dağılış ve çöküşlerle doludur. Dünyanın büyük imparatorlukları hep bu iç kargaşalıklar neticesinde yıkılıp gitmiştir.

Muhtelif ırk, dil, dinden olan halk yığınları aynı hükümdarın, aynı kanunların idaresi altında asırlarca yan yana yaşadılar. Fakat bu guruplar birbirleriyle kaynaşmadılar. Millet ve milliyetlerine sımsıkı sarıldılar. İlk fırsatta tabi oldukları siyasi birliğe isyan ederek, hür ve bağımsız milletler haline geldiler. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor ki, milletler zorla, silah kuvvetiyle yok edilemezler. Fakat milletler kendi benliklerini unutur başkalarına benzemeye çalışırlarsa taklit ettikleri benzemeye çalıştıkları millet tarafından benzetilirler temsil edilirler.

Tarihte bunun birçok örnekleri vardır. Irk, kan başlı başına bir şey ifade etmez. Mesela Macarlar, Bulgarlar soy itibariyle Türktürler. Bunlar yabancı dinlerin ve kültürlerin tesiri altında kalarak benliklerini kaybettiler. Türk düşmanlığı anane haline gelmiştir. Eğer Osmanlılar istila ettikleri memleketlerde bir temsil siyaseti İslamlaştırma politikası takip etselerdi bu gün Rusya’nın pençesine düşen devletlerden hiç biri olmayacaktı.   Osmanlılar kimsenin diline, dinine adetlerine karışmadılar. Hıristiyan cemaatleri kendi hallerine bıraktıktan sonra bu cemaatler ayrı ayrı birer devlet haline geldiler.

Birinci Cihan Harbinin sonunda Osmanlı İmparatorluğu çöktü. Üç kıta ve yedi deniz imparatorluğundan elimize Anadolu Yarım Adası ile Trakya da bir çiftlik kadar küçük arazı parçası kaldı.

Viyana’dan Ankara önlerine kadar düşüşümüzün sebebi şarklı kalmamızda arandı. Geri kalmışlık Avrupa’dan ilim, teknik alacaktık. Çünkü ilim, tekniğin milliyeti rengi yoktu. Milli mücadeleyi yapan Kuvayi Milliye ruhu muhafaza edilmesi şartıyla bu lazımdı. Hatta zaruri idi. Hâlbuki biz böyle yapmadık. Kendi ruhumuzu, kendi tarihimizi, kendi imanımızı ayaklar altına aldık. Avrupa bize ilimden, teknikten evvel adetleri, zevkleri, balolarıyla girdi. Bizde siyasi partiler kurulmadan evvel Garden partiler, kokteyl partiler vardı.

Siyasi müstevlilere kapadığımız kapıları kültür istismarlarına, manevi emperyalizme karşı arkasına kadar açtık. Çanakkale’yi geçemeyenler başka yollardan, başka kanallardan, başka usullerle top, tüfek kullanmadan kolayca geçmesini bildiler. Tünelden Taksime kadar yürüyünüz, kitapçı vitrinlerine, gazete bayilerinin köşelerine bakınız vitrinler sanki bir baskına uğramış renk renk, boy boy yabancı kitapların, dergilerin işgali altında bir milleti temsil etmenin, onu içerden kolayca fethetmenin bütün yolları.

Eğlence yerlerine, sinemalara gidiniz hep aynı hava çoğumuz ABD şehirlerinin eyaletlerini TEXSAS’ı KONYADAN, ÇUKUROVADAN daha iyi biliyoruz. Çocuklarımız mahalle aralarında GANGANSTER, kovboy oyunu oynuyorlar. Holuvud dünyası gençlerimizin hayalinde bir cennet, bu sevda bir cinnet haline gelmiştir. İsimlerimiz bile değişti. Leyla Lili, Mediha Mimi, Feriha Feri, Semih Seniş oldu.

Amerika ile dostluğumuz yalnız siyasi, askeri ve iktisadi sahada kalmamıştır. Bizim itirazımız silaha değil külahadır. Dolara değil yularadır.

Dünya menfaatler dünyasıdır. Resmi gazeteler günlük politika edebiyatı yuvarlak masalarda şerefe kalkan kadehler, söylenen nutuklar bir tarafa milletler arasındaki anlaşmalar menfaate dayanır yarın vaziyet değişebilir. Siyaset icabı dost düşman, düşman dost olabilir.

Esasen kültür emperyalizminden bahsederken yalnız Anglosaksonları kastetmiyoruz. İtirazımızın asrilik ve modernlik perdesi arkasında Batıdan memleketimize ithal edilen rezaletlerin maskaralıkların cümlesinedir.

Bizim politika işlerine aklımız ermez biz politikacı değiliz biz Türk Milliyetçisiyiz. Sadece toprağa, bu millete bağlı imanlı çilekeş insanlarız. Siyasi anlaşmaların askeri birleşmelerin taraftarıyız. Başka türlü birleşmeleri asla Trumanı sayarız. Noel Babayı asla, dün yabancılar vatan topraklarına ayak basmıştı. Bu gün kalbimize, kafamıza başmış bulunuyorlar. Dün Mehmetçik siyasi emperyalizme, vatan topraklarına ayak basan müstevlilere yaman bir ders vermişti. Bu gün kültür emperyalizmine, kafamıza ve kalbimize ayak basanlara karşı gelmek milli kültür sınırlarını bir Mehmetçik heyecanı ve imanıyla müdafaa etmek bize milliyetçi münevver Türk İnsanına düşüyor.

Her çiçeğin bir rengi her varlığın kendine has bir hususiyeti olduğu gibi bizimde kendimize göre bir rengimiz bir hususiyetimiz var. Çünkü biz Türk Milliyetçisiyiz.

Arkasında asırların, nesillerin, şanların, şereflerin çağladığı bir Millet temsil edilemez. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.

TÜRKÜZ TÜRK DOĞDUK TÜRK KALACAĞIZ.

Ebu Süfyan Muhafazakârlığı Değil Muhammedî Devrim

Başbakan‘ın Anadolu tribünlerine dönüp “Dindar gençlik; oley, oley, oley!” çektirmesi dikkatimi cımbızlamadı. Ama mevlid münasebetiyle yayınlanan ‘Çağrı‘ filmi dikkate şayandı. Gündeme sazanlama dalmayalım, soğusun da motorun âhını almayalım deyu takvime vurduk.

Biraz okur‘um. 80‘lerin sonlarında Risale ve Necip Fazıl külliyatını, 90‘larda da şiir dergilerini ve yakın tarih kitaplarını hatmettim. Sonrası karla karışık yağmur; es geçiyorum. Bitiremediğim tek kitap Kur’andır. 93‘ten beri yevmiye 1 sayfa metin ve meal kıraat ettiğim halde..

Okuduğum kitapların içindeki kalem izleri ve notlar, okunduklarının görgü şahitleridir. Evvel ahirde başucumda şiir ajandaları vardı, sonrasındaysa ajanda-i kalbî. Oradan bir kısmını sadeleştirerek paylaşma medenî cesaretinde bulunayım:

  • Müslümanın birinci vazifesi zulmü durdurmaktır.
  • Peygamberi koruma kanunu yok ama Hükümeti var.
  • Kur’an niçin nüzul / indiriliş sırasına göre okunmaz?
  • Bakara (Sığır), Âl-i İmran (İmran Ailesi), Nisâ (Kadın), Mâide (Sofra) sûreleri mi
  • yoksa Alâk, Kalem, Müzzemmil, Müddessir sûreleri mi ilk okuyanı daha çok etkiler?
  • Bakara Sûresi Medine âyetlerinden müteşekkil olduğu halde 281. âyet niye
  • Mekkî ayet?
  • Hz. Ebubekir zamanında Hz. Ömer’in talebiyle tertip edilen tek ‘Mushaf’ ile Hz.
  • Osman zamanında 6 nüsha çoğaltılan Kur’anlar aynı tertip sırasında mıydı?
  • İtikaden Maturidî olduğumuz söyleniyor; Allah için aklını kullanan kaç kişi var?
  • Hepimiz aşağı yukarı Hanefîyiz de İmam-ı Âzam’ın yap dediğinden öte yaptığını
  • yapan kaç kişi var?
  • Ebu Süfyan’ın sakalı toplanmış, sarığı beyaz, cüppesi tertemiz. Bunlar sünnet
  • mi?
  • Yezid’in dedesi Ebu Süfyan, ninesi Hint. Yaşasın kabilecilik!
  • Haricî skolastizmini ve geleneksel Emevî muhafazakârlığını günümüzde kim,
  • kimler temsil ediyor?
  • Biz sahabeyle yarışmayacaksak kimle yarışacağız?
  • Gençliğe Hitabe âyet değil de falan Şeyh hazretlerinin, filan Efendi babanın
  • dedikleri ne?
  • Ritmik hareketlerin matematiksel tekrarıyla Cennet imtiyazı kazanacağınızı mı
  • zannediyorsunuz?
  • İslâm’ın çıkış sebebi; yoksulun ezilmemesi, kadının – çoluk çocuğun köpek
  • muamelesi görmemesi, kodamanların Karunlaşmaması ve tüm bunların putlar adına kutsayıcı bir dinsellikle yapılmaması değil midir (Bkz: Necaşî’ye giden heyet sahnesi)
  • Zekât veriliyor ama ne yoksulluk ne gelir dağılımdaki uçurum değişiyor. Zekât
  • verdiğinizden emin misiniz?
  • Camilerin içinde İslâm’ın, sokaklarda ve piyasada kapitalizmin mi ümmetiyiz?
  • Namazda ayak parmaklarının aralığını santimle hesaplayan ticarette tartarken,
  • sokakta volta atarken, işini yürütmek için rüşvetle yalayıp yutarken niye tâdil-i erkân aramaz?
  • Kaç umre bir şehit sevabı yapıyordu; yoksa bir umre eşittir 20 öğrenciye burs:
  • ilim sevabı mıydı?
  • Milyar dolarlık servetlerde 35 Türkün hiç değilse yarısı mevcut İktidar
  • üzerinden günahlarını dökülse her birerleriyle senede kaç ili kurtarabiliriz?
  • Siyasal İslâm’ın oy yüzdesi Âlem-i İslâm’da o kadar artıyor da niye ümmetin
  • burnu Amerikan bokundan kurtulmuyor?

Abant Platformu Ciddiye Alınmalı mı?

“Abant Platformu” Gülen Cemaatinin organizasyonu olan bir çalışma grubu. Platform “Yeni Anayasa’nın Çerçevesi” başlıklı toplantı yaptı. Toplantının açış konuşmasını da TBMM Başkanı Cemil Çiçek “3 günlük çalışmanın Meclis için yol gösterici olacağını” söyledi.
Genel olarak bu tür çalışmaları saygıyla karşılıyorum. Abant Platformu’na katılan kişilerin ve grup olarak şimdiye kadar yaptığı toplantılarda açıkladığı görüşlerin çoğuna katılmadığım halde, konuların demokratik bir olgunlukla tartışılmasına peşin bir hüsnü zan hatta safça yaklaşım içinde oldum. Bu çapta platformların muhalefet kanadında da olmaması veya en azından bu kadar ses çıkaramamasının bir eksiklik olduğu düşüncesine kapıldığım bile oldu.
İlk defa bu Pazar günü, Abant Toplantısını naklen yayınlayan bir TV kanalından sonuç bildirisi için yapılan tartışmaları ve oylamaları izledim. Maalesef büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim.
Anladım ki Abant Platformu ve toplantıları kamuoyunda hak ettiğinden fazla yer almakta. Buna rağmen yazmamın sebebi katılımcıları ciddiye almasam da Cemaati önemsediğimdendir.
Dinlediğim kısımda ‘Ana Dilde Eğitim, Üniter Devlet- Özerklik Dengesinde Yerel Yönetimler, İnanç Özgürlüğü, Diyanet ve Din Dersleri, Yeni Anayasa’da Cumhurbaşkanının Konumu’ konuları konuşuldu.

A-    Toplantıya katılanlarla ve usulle ilgili tespitlerim:
1-   Sadece mevcut sistemin tamamen yanlış olduğu, sistemi tersine çevirerek doğruyu bulabileceği peşin hükmüyle işe başlayan kişiler bir araya gelmişti. Bir yanda inandığı temel değerleri cemaat içinde koruma gayretindeki birkaç safdil aydın. Diğer tarafta bunların “diyalog” ve “uzlaşma” mecburiyetinde olduklarını hissettikleri kendi inanç değerlerinden çok farklı dünya görüşünde olanlar… Eski sosyalist neo-liberaller, Soros Vakfından beslenenler, ayrılıkçı Kürt destekçileri ve Alevi, Ermeni ve diğer grupların etnisite ve dini kimlik üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık anlayışını yıkmaya çalışanlar… İslami kimliğinin önde geldiğini düşündüklerimizin diğerleri karşısında düştükleri eziklik ve acziyet ilginçti.
2-    Toplantının yönetimi ve oylama tarzı çok ilkeldi. Prof. Dr. Eser Karakaş öğrencilerinden oluşan bir gruba davranır gibi, hatta daha da ötesi emrivakilerle teklif edilen metne ya son şeklini veriyor ya da gruba sorar gibi yapıp, “şu maddeyi kabul edelim, şunu çıkaralım” diyerek yönlendiriyordu.
3-    Bütün yönlendirmelere rağmen bazı konularda (Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile TBMM’de nitelikli çoğunlukla seçilmesi gibi) neredeyse zıt fikirlerin alternatif olarak sunulması da tuhaftı. Bu seçenekler zaten bilinmektedir. Siz tercih belirtemiyorsanız alternatif teklifler sunmanın bir âlemi olmasa gerektir.
4-    Teklif edilen Anayasa maddelerinden biri şu idi: “Türkiye’nin idari yapısı, yerinden yönetim (adem-i merkeziyet) esasına dayanır. Yerel yönetimler üzerindeki her türlü idari vesayet kaldırılmalıdır. Resmi dil mecburi olmak kaydı ile kamusal iletişimde farklı dillerin kullanılması serbesttir.”
Kanaatimce bu madde Türkiye’yi federasyona ve daha sonra bölünmeye götürecek bir anayasal altyapı oluşturacaktır.
Katılımcıların bu maddeyi ve alternatif iki şıkkı oylarken konuşmalarından anlaşıldı ki, “Yerel yönetimlerin üzerindeki idari vesayet yetkisi” kavramını madde taslağını hazırlayan Anayasa Hukukçusu bilim adamı dışında kimse anlamamış,  Mümtazer Türköne gibi bazıları da yanlış anlamıştı. Buna rağmen Prof. Dr. Eser Karakaş tarafından, yazılan metne “yaşamsal itiraz olmaması sebebiyle”, kabul edildiği açıklanıverdi.
Sadece bu olay bile, uzmanların uzun tartışmalarla netleştirebileceği konuları, konu ile ilgili kavramlara yabancı (uzman olmayan) ama “her konuda fikir sahibi aydınların” bir günlük tartışma ile Anayasa maddesi teklif etmesinin ne kadar yanlış olduğunu gösterdi. İnşallah TBMM’de böyle yapılmaz ve bu heyetin görüşleri ciddiye alınmaz.

B- Mutabık kalınan konulardan bazıları şunlar:
1-    “Anayasa’nın dibacesinde, İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan onuruna saygı dışında herhangi bir ifade yer almamalı.” Yani Türk, Atatürk ve Atatürk milliyetçiliği vurgusu kaldırılsın isteniyor.
2-    Katılımcılar Anayasa’da Türk ve Türklük kavramının kaldırılması, yerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kavramının konulmasında mutabık kaldı. Böylece bir yabancı size milliyetinizi sorduğunda (İngiliz, Alman veya Japon’lara benzer şekilde “Türk’üm” diyemeyecek, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım” diyeceksiniz.
3-    Katılımcılar “Ana dilde eğitim” hakkı olsun fikrinde mutabık kaldı. Böylece Kürtçe ve diğer bölgesel dillerde eğitimin yapıldığı çok dilli bir Türkiye isteniyor.
4-    Diyanet’in aynen kalması ile tamamen kaldırılması arasında farklı görüşler karara bağlanamadı. Ancak diğer inançların da örgütlenmesi, vakıflar kurmasının önündeki engellerin kaldırılması hatta bu inançlara pozitif ayrımcılık yaparak devletin mali imkân ve kaynaklar sağlayarak destek olması konusunda da mutabık kaldılar. (Sünni Müslüman kimlikli bir Cemaat için bu teklif ilginç olsa gerek.)
5-    Din dersleri konusunda da “Din Kültürü ve Ahlak Dersleri”nin zorunlu veya seçmeli olmasında mutabık kalınamadı. Ancak Din Eğitimi Derslerinin (yani İslami itikat ve ameller hakkında bilgilerin verildiği derslerin) zorunlu olmaması ancak seçmeli ders olarak okutabileceği kabul edildi. Bir kısım katılan da din dersi konusunun Anayasa’da hiç yer almamasını savundu.
Türkçeyi ve Türk adını dünyaya yaymakla övünen Sünni Müslüman bir Cemaatin mensupları, bu teklifleri izahta ve savunmakta güçlük çekeceklerdir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı Bölgesel Gençlik Çalıştayı ve Kocaeli Aydınlar Ocağı

 

Yazıma başlamadan önce bu kadar geciktiğim için kendilerine mahcup olduğum Başkanımız Ruhittin Sönmez ve babam Mustafa Toka’dan özür dileme gereği duyuyorum..

Özrün yanında kendilerine Bölgesel Gençlik Çalıştayı’nda Kocaeli Aydınlar Ocağını temsil etme fırsatı sundukları için Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Sn. Ruhittin Sönmez Bey’e teşekkür ediyorum.

Çalıştay 21-22 Ocak tarihlerinde Emex Otelde ve Kocaeli haricinde Düzce, Karabük, Zonguldak, Sakarya, Bartın ve Bolu illerinden gelen 150 civarında delegenin katılımı ile gerçekleşti. İki gün süren çalıştayda gençliğin alt yapısı, sosyal hayatta gençlik, sağlık spor ve gençlik, etik ve insanı değerler ile demokrasi ve katılım bilinci konuları tartışıldı.

Çalıştaydan önce katkı sağlamak için yaptığım tema seçimi  “Sosyal Hayatta Gençlik” başlığı idi. Bu konudaki alt başlıklar ise Sosyal İçerme, Dünya Gençliği ile Ortak Çalışma ve Gönüllülük idi. Üniversite hayatımda bu üç alt başlığa yönelik  çalışmalar yaptığımdan dolayı, bana bir şeyler katmasının yanında benimde katacağım bir şeyler olduğuna inandığım konular olduğu için bu temayı tercih etmiştim.

21 Ocak Cumartesi günü çalıştay Bakan Yardımcısı Doç.Dr Yusuf Tekin, Büyükşehir Belediye Başkanımız İbrahim Karaosmanoğlu , İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan başta olmak üzere yoğun protokol katılımıyla ve yapılan açılış konuşmalarıyla başladı..

Açılışın ardından çalışma grupları kendilerine tahsis edilen salonlara ayrıldı. Daha önce böyle bir çalıştay 80 li yıllarda yapılmış, fakat katılımcıları gençler değilmiş. Gençler yerine bürokratik kademelerden katılım olmuş katılmış ve yine kararları onlar almış. Bu tür bir çalıştaydan  sonra böyle sivil bir çalıştay yapılması ve kendi komitemden gördüğüm kadarıyla polisi, öğretmeni, öğrencisi, sporcusu, memuruyla geniş yelpazede katılım olması gerçekten amacına yönelik bir oluşum olduğunu gösteriyor diye düşünüyorum.

İki gün boyunca katılımcıların fikirlerinden oluşan raporlar tartışmaya sunuldu ve demokratik bir ortamda sonuçlara ulaşıldı.  İlk gün dezavantajlı (fiziksel-zihinsel engelliler, ekonomik ve sosyal dezavantajları olan gençler) gençler, gençlerin suça eğilimi, suça karışmış gençler, gençlik sivil toplum kuruluşları konularında görüşler belirtildi.

Bu konuların hepsinde bahsedilen asıl temanın “Aile” olması benim gibi kimseyi şaşırtmadı. Her noktada ailenin önemine tekrar dikkat çekildi. Suça karışmış gençlerin tekrar sosyal hayata adaptasyonu için gerekli desteklerin verilmesi ve eğitimlerin yapılması gerektiği konuşuldu ve karar tutanağına geçirildi. İlk gün bu başlıklarda uzlaşmayla sonuçlanan konularla tamamlandı

İkinci gün ise uluslararası arenada gençliğimizin rekabet gücü, uluslar arası organizasyonlar, uluslararası programlar ve gönüllülük konuları işlendi. Bu başlıklarda üniversite öğrencisi olarak söyleyecek çok sözüm vardı tabii ki. Uluslararası arenada gençliğimizin rekabet gücünü artırmak için neler yapmamız gerektiği en çok üstünde durduğumuz konu oldu. Bu konuda öncelikle yabancı dilin önemine vurgu yaptım. Üniversiteden biri olarak bu konuda üniversitede yapılan çalışmaların büyük oranla yetersiz olduğunu belirttim ve öğrencilerde bu sebeple bir özgüven eksikliği oluştuğundan bahsettim. Üniversitelerde uluslararası projeler için ayrı bir komite kurulmasını gerektiği şeklindeki teklifimin nihai karar bildirgesinde geçtiğini görmem beni ayrıca memnun etti. Uluslararası öğrenci programlarının da okullarımızda yeterince uygulanmadığı ve bu konuda çalışmalar yapılması gerektiğinden bahsettim. Bu tartışmalarla beraber kapanış oturumlarına gelmiş olduk.

Yarım saatlik aranın ardından kapanış oturumları için herkes tek bir salonda toplandı. Çalışma gruplarının 5 moderatörü aynı oturumda kendi guruplarında yapılan çalışmalardan bahsetti ve çıkan kararları okudu. Daha sonra Bakan Yardımcısı Yusuf Tekin’in de söylediği gibi herkes çalıştayı çok verimli ve faydalı buldu..

Bakan Yardımcısının konuşmasının ardından sertifika dağıtımıyla çalıştay sonlanmış oldu. Benim için böyle bir organizasyonda bulunmak güzel bir tecrübe ve faydalı bir çalışma oldu. Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı temsil etmekten de özellikle gurur duydum.

Bundan sonraki etap Mayıs’ta Ankara’da. İnşallah orada da Ocağımızı temsil etme imkânım olacak. Umarım Kocaeli’de gördüğüm gibi amacına hizmet eden bir çalışma olur ve gençliğin sorunlarının çözümü için el feneri gibi yol gösterir.

 

 

Acı Vatan Ahıska’nın evlatları dernekleşti

 

Acı vatan Ahıska’dan Türkiye’ye gelerek Gebze’ye yerleşen Ahıska Türkleri dernekleşti.  Ahıska Türkleri Dernek başkanı Değerli Dost Aziz Aziz Bey bizi de açılışa davet etti. Açılışta araştırmalarımızdan yararlanmak istediğini söyledi. Ahıska Belgeselimiz izlendi. Ben de 3 kez gittiğim Gürcistan ve Ahıska ile ilgili araştırmalarımı sundum.  Günümüzde Ahıska toprakları Gürcistan’a bağlı özerk bölge olarak idare ediliyor. Açılışta Ahıska Türkleri yaptığımız bu çalışmalardan dolayı bizlere de teşekkürlerini sunarak tebrik ettiler. Şimdi gelin Ahıska ile ilgili edindiğimiz izlenimleri birlikte okuyalım.

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Batum’dan Tiflis’e Gürcistan’da Devr-i Alem


Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım. Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe belediye başkanları ve büyükşehir belediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’nın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım.

Gürcistan’a 3 Kez  Gittim

Gürcistan’a yine yol gözüktü. 2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz.Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaysi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı. THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim. Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum.Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava.Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik. 18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi. Batum tarihi her bakımdan çok önemli.Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

Batum’da  Gece  Manzaraları

Üçüncü kez Batum’dayım.Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş. 350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman. Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı. Ruslar buraları yakıp yıkmışlar. 15 caminin 14’ünü yok etmişler. Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigarı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum. Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem  tabloyu andırıyordu.

Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği  bir yerdi. Kaldığımız otel yeni yapılmış. Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında. Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış. Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var. Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik. Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz.

Batum’da Neler Oluyor?

5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor. Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar. 93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılmış. 50 bin Acaralı yollarda ölmüş. Bugün  Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde. Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok. Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Başiskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu. Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük. Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor. Ruslar geçmişte bir oldu bittiyle 250 bin Acaralıyı Batum’dan sürmüşlerdi. Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili. Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık. Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık. Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

Batum Botanik Parktayız

Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz. Her yer şantiye gibi. Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor. Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Baş konsolosluğuna gidiyorum. Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler. Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor. Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor. Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz. Her gün yüzlerce Türk  tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş. Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor. Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz.  Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz. Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi. Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış. Batum şehrine çok yakın. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar. Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor. Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor. Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

Batum  Başmüftü  Yardımcısı  İle Görüşüyoruz

130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var. Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser. Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası. Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası. Türkiye’nin bir çok yerinden turistler de buraya geliyor. Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz. Gürcistan baş müftü yardımcısı  ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor. Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor. Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Acara’ya veda ediyoruz.

Kutaysi Şehrine Gidiyoruz

Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz. Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz. Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz. Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor. Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor. Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermeniler’e fırsat tanımıyordu.Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar.Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar. Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor. Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz. Güneş batmak üzere.Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde. Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor. Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi. Küçücük dükkanlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar. Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı. İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz

Gürcistan’ın Başkenti Tiflisdeyiz

Yollar uzadıkça uzuyor. Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz. Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yol kötü olduğu için saatlerdir yoldayız. Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı. Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz. Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum. Tiflis ışıklar şehri. Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor. Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.

Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum. Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortodoks kiliseleri ve katedraller çekiyor. Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te. 1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyadaki hıristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilise, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslar’a hükmedercesine  yapılmış. Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.

Cemal Paşayı Tiflis’te Kim Öldürdü?

Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesinde bir suikast sonucu öldürülmüştü. Cemal Paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı. Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi. Basın ve yayın organlarında  Cemal Paşa’nın   Tiflis’te  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.

Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?

Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski Sokağı’nın köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.

Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu. İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı. Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı. Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.

O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı. Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı. Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”

Yine  dönemin basın yayın organları Cemal Paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.”İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”

Bugün acaba kaç kişi Cemal Paşa’nın Tiflis’te, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  derin devletinin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor? Aslında gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’te kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırlıyorum.

Tiflis’i Tepeden Seyretmek

Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor. Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz. Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı. Gürcü anası Tamara 1200’lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz. Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar. Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.

Tiflis’te Cuma Namazı

Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım. Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım. Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda. Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı. Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor. Cuma namazı kılmak için camideyiz. Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor. İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor. Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor. Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz. Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var. Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum. Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor. Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze. Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar. Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan. Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar. Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor. Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor. Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor. Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.

Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor. Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz. Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor. Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz. Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar. Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz. Kilise 1995 yılında yapılmış. Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor. Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar. Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor. Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.

TİKA Gürcistan Koordinatörlüğündeyiz

Gürcistan’da şimdi ki durağımız Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı TİKA’nın Gürcistan direktörlüğü oluyor. Koordinatör Resul Durmaz bey bizleri karşılıyor. Kendisiyle daha önce Gürcistan’a geldiğimde belgeseller çekmiştim. Bizlerle yakından ilgilenip sohbet ediyor. Acaralı Müslüman olan film yapımcısı ve senarist Zurap bey ile tanışıyoruz. Zurap bey Acara bölgesinde Rusların yaptığı mezalimle ilgili çok önemli bilgiler vererek, 93 harbinde Acara’dan sürülen 250 bin Acaralı Müslüman’ın dramını film yapmak istediğini, bu konuda Türkiye devleti ve TRT’den destek istediğini açıklıyor. Zurap bey ile özel bir söyleşi yaparak, yaptığı açıklamaları belgesel olarak kaydediyoruz. Zurap beyin ifadesine göre 1878 ile 1911 yılları arasında Rusların sinsi plan ve tezgahı ile 250 bin Acara’lı Müslüman’ın bölgeden çıkartılıp Türkiye’ye göç ettirildiğini, 50 bin Müslüman’ın ise yollarda öldüğünü bilgi ve belgeleriyle açıklıyor. Ruslar, Acara’da bir köyde 400 Müslüman genç, çocuk ve yaşlıyı bir camide toplayarak yaktığını gösteren arşiv belgeleri olduğunu, bu zulmün asıl amacının bölgeden Müslümanları çıkartarak Ermenileri bölgeye yerleştirmek olduğunu açıklıyor. Zurap bey elinde ki 1911 yılına ait çok önemli bilgi ve belgeler olduğunun altını çiziyor. Gerçekten çok önemli bir konu. Araştırılması ve üzerinde durulması gereken önemli bilgiler.

Gürcistan Türk Kolejindeyiz

Gürcistan’da son akşamımız. Kocaeli heyeti Gürcistan Türk kolejinin davetlisi. Gürcistan da 11 Türk koleji ve bir de Uluslarası Karadeniz Üniversitesi bulunuyor. Binlerce Gürcü ve Azeri bu eğitim kurumlarında eğitim görüyor. Gürcistan Türk kolejinde bizleri okul yönetimi karışılıyor. Yemeğin şeref konuğu olan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili’nin annesi Gülikaşvili ile yemekten sonra çaylarımızı içerken okul müdürü bizlere bilgiler veriyor. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve geziye katılan belediye başkanları açıklama yapıyor. Uluslarası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcısı da olan devlet başkanın annesi Güli kaşvili Türkçe olarak Gürcistan-Türkiye dostluğuna değiniyor. Güli kaşvali ile de Devr-i Alem programı olarak özel bir röportaj yapma imkanımız oluyor. Gülikaşvili’den Türkiye hakkında, Gürcü-Türk dostluğu ve Türk kadınıyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz.

Gürcistan’a Veda Ederken

Tarihler 24 Eylül 2011. Tiflis’te kaldığımız otelin 16. katında sabah saat 4 sıralarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça yapılan korkunç alarm sistemiyle uyanıyoruz. 5 dakika süren alarmda oteli terk etmemiz isteniyor. Büyük bir telaşla yatağımdan fırlıyorum ancak 16. kat…Biraz bekliyorum…Bir İngiliz turist ile koridorda karşılaşıyoruz, yanlış alarm olduğunu söylüyor ve no problem diyor. Tekrar odama çekilerek uyumaya çalışıyorum ama uyumak ne mümkün.

Sabah erken Kura nehrine hakim otelin terasından afiyetle kahvaltımızı yaparak gece yaşadığımız stres ve korkuyu bir kenara atıp güzel duygularla Gürcistan’a veda etmek istiyoruz. Tiflis’in ilk kurulduğu Miskhata şehrine gidiyoruz.  Miskhata şehrinde ki tarihi kilisenin yeniden imar edilmesi ve tepelerde ki kiliseler bölgenin tam bir Hıristiyan kültürü hakimiyeti altında olduğunu gösteriyor. Tipik gürcü mimarisiyle yapılmış evin önünde kokulu Karadeniz üzümü asmasından ev sahibinin izniyle doya doya kokulu üzüm yiyoruz. Üzüm ziyafetine Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve beraberindekiler de katılıyor. Afiyetle üzüm yedikten sonra Miskhata şehrinden hava limanına gitmek üzere yola çıkıyoruz. THY uçağı ile İstanbul’a gelmek üzere Gürcistan’a veda edip, bulutlu ve fırtınalı Kafkas dağlarını uçağımız türbülansa girip çıkarak geçiyor. Türk hava sahasına girdiğimizde içimiz ferahlıyor. Bulutsuz ve sakin bir hava da 2 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul Yeşilköy havalimanına geliyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Gürcistan kültür gezisi ile ilgili basında yer alan haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kocaeli Büyükşehir  Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Başkanlığında ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’da dostluk köprüsü kurdu.

Kocaeli’den Gürcistan’a kültür çıkarması

Gürcistan’a giderek gönülleri fetheden Kocaeli heyeti önemli görüşmeler yaparak, iki ülke arasında ki tarihi ilişkilere vurgu yaptı ve dostluk köprüleri kurarak yurda geri döndü.

21-24 Eylül 2011 tarihlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilçe belediye başkanları Gebze’den Adnan Köşker, Dilovası’ndan Cemil Yaman, Kartepe’den Şükrü Karabacak, Körfez’den Yunus Pehlivan, Kandıra’dan Cengiz Kan, Gölcük’ten Mehmet Ellibeş ile büyükşehir meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum ile Tiflis’te kültür ve tarih gezisi yaptı. Heyet, Batum Belediye Başkanı, Başkonsolosu, TİKA Gürcistan Koordinatörlüğü ile Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin annesi ile görüşmeler yaparak Kocaeli hakkında bilgiler verdi.

KBB’den  Komşu  Ziyareti

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti. Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu. 4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

Batum  Belediyesi’ne  Dostluk  Ziyareti

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyeleri ilk olarak Gürcistan’ın Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze’ye konuk oldu. Başkan Karaosmanoğlu ile Kocaeli heyetini samimi bir havada karşılayan Chkhaidze, kendilerini Batum’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Gürcistan ve Batum’da son yıllarda yaşanan hızlı değişimi aktaran Chkhaidze, Batum’da sundukları belediyecilik hizmetleriyle ilgili de bilgi verdi. Batum Belediye Başkanı Chkzaidze’ye kendilerini ağırlamalarından dolayı teşekkür eden Başkan Karaosmanoğlu da, geçmişe dayanan tarihi ve kültürel bağların yanı sıra Gürcistan’dan Kocaeli’ne yerleşen çok sayıda kişinin de bulunduğunu hatırlattı.

Türkiye’nin Batum Başkonsolosu

Kocaeli heyeti, temasları çerçevesinde Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Ercan Özten’i de ziyaret etti. Kocaeli heyetini Batum da görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Özten, Türkiye ile Gürcistan arasındaki ekonomik, sosyal, siyasi ve turistik ilişkilerle ilgili heyete bilgi verdi. 1922 yılında kurulan Batum Başkonsolosluğu’nun Türkiye’nin en eski temsilciliklerinden biri olduğunu hatırlatan Özten, Batum da yaşanan hızlı gelişme ve Türkiye ile gelişen ilişkilere de değindi.

Tiflis’te Türk Okulunu Ziyaret

Gürcistan’ın kültürel ve tarihi mekânlarını inceleyen büyükşehir meclisi üyeleri, Tiflis şehrinde yer alan bir Türk okulu olan Çağlar Eğitim Kurumları’nı da ziyaret etti. Kocaeli heyetini burada Çağlar Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Adem Önal’ın yanı sıra Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania da karşıladı. Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcılığı görevini de üstlenen, Türk dostu olmasının yanı sıra Gürcistan’daki eğitim faaliyetlerini de yakından destekleyen Prof. Dr. Alasania, Başkan Karaosmanoğlu ve Kocaeli heyetine yakın ilgi gösterdi.

Saakaşvili’nin Türk Dostu Annesi

Ziyarette bir konuşma yapan Alasania, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin karşılıklı girişimlerinin Türkiye-Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler ve dostluğun gelişmesine sunduğu katkıya değindi. Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania, Kocaeli heyetinin Gürcistan’a düzenlediği ziyaretin bu dostluğa katkı sunacağına inandığını söyledi ve teşekkürlerini iletti.

Dostluk ve Kardeşliğe Katkı

Hanımefendiyi saygıyla selamlıyorum” diyerek sözlerine başlayan Başkan Karaosmanoğlu, ”Yurt dışındaki Türk okullarının dostluk, kardeşlik ve iletişimin artırılması noktasında büyük katkıları bulunuyor. Ayrıca bölgeye huzur, kardeşlik ve kalkınma getirecek adımların atılması bizi mutlu ediyor” ifadesini kullandı. Başkan Karaosmanoğlu ile belediye başkanları, buluşmada yaptıkları konuşmalarda Kocaeli’nde Gürcistan’dan gelen çok sayıda kişinin yaşadığını ve onların halen bu ülkede akrabalarının bulunduğunu hatırlattı.