Bizi Kim İşletiyor?

29

Cumada iki saf arasındaki
üçüncü safa büyük oğlanla birlikte aralıklı iki seccade koyduk. Ön çaprazdaki
seccade sahibi hutbeyi arkadaki kamelyada dinledikten sonra cumanın farzını eda
için yerine geldiğinde 1,5 – 2 metrelik mesafeyi yeterli görmedi ve seccadesini
1 metre daha ileri kaydırdı. Akşama Yuvacık Minibüsünde gördüm; bütün koltuklar
dolu ve o da herkes gibi bitişik nizamda; ayakta da 10-15 yolcu var. Maskeli de
olsa kapalı yerde yarım saatlik yolculuk normal
ama avludaki açık havada 2 metre mesafe normale yetmedi. Değerleme ölçüsü nedir: Televizyonlar.

            İnsanın sosyal
bir varlık olarak evrilişinin ve
fakat bu içtimaîlik içerisinde ferdî
tekâmülünü ihmal edişinin örnekleriyle doludur dünyadaki yolculuğumuz. Kitlesel hareketler anlamsız ve çelişik
de olsa sürü içinde bulunmak rahatlatır bizi. Antiloplar, Masai Mara Nehri’ni geçecekler; taşkın da olsa geçecekler, suda av bekleyen timsahlar olsa da geçecekler, kıyıda aç aslanlar olsa da geçecekler.

            Oysa yollar
alternatiflerle birlikte yaratılmıştır
. İlâhi senaryodaki görev gereği düşünen ve akledenler bunun ayırdındadırlar.

            Büyük Selçuklular
ile Türkiye Selçuklularının
kuruluşundaki aklı, resmî
ideoloji/teoloji üreten Nizamiye
Medreseleri
yavaş yavaş öldürdü. Osmanlıların
kuruluşundaki aklı, Mısır Zaferi’nin
getirileri ve Kanuni Yüzyılının ihtişamı
adım adım yok etti. Kurtuluş Savaşı’ndaki
ortak aklı ve Cumhuriyet’in kuruluşundaki akıl-mantık
muhakemesini
ise hem 500 ilâ 1000 yıllık dinî ezberin getirdiği alışkanlıklar batağında hem de Mevlâna
tarzı âlimlerin Moğollara,
kapitülasyoncu Padişahların Avrupalılara,
İnönü-Menderes birlikteliğinin de Amerikalılara
halkı özelleştirmeleriyle terkettik.

            Kalabalıklar göz
bağımız
, sloganlar kulak tıkacımız. Geçtim hizaya, uydum kalabalığa, Allahu ekber; en büyük sigortamız. Sorgu – analiz şartelleri attırır.

            Yeni trend: “Bir
hizmet size bedava sunuluyorsa orada ürün sizsinizdir.
” İyi de ne zamandır?

            10–15 senedir
yediğini-içtiğini niye paylaştın? Aile bireylerini ve özel ilişkilerini kime
göstermiş oldun?

Arap Baharı’nda (!) TV’lerde halkın
isyanı
, özgürlük talebi diye
geveliyordun, biz facebook ve tıvitter üzerinden açık istihbarat çalışmalarıdır derken.

            Esad’ı sana iyi gösterdiler, iyi dedin; kötü gösterdiler, kötü dedin;
şimdi de ne diyecekleri üzerinden ne diyeceğini beklemedesin.

            Cemaat’e toz kondurmadın, şimdi yedi sülâlesine düz gidiyorsun. Şimdilerde Kanije Kalesi gibi müdafaa ettiğin kişi ya da kuruluşları yarın nasıl yerin
dibine sokacağını bir kez olsun düşündün mü? Yoksa “bir yarın olsun da
bakarız
” mı diyorsun?

            Birileri seni vatsap’tan, facebook’tan kışkışlarken başka başka yerlere
pazarlıyor
olmasın?!

            Boğaziçi’nde DHKP-C’liler
ve LGBT’liler stres atarken, siyaset
başörtüsüyle veya muhalefetin söz örgüsüyle setredilirken asıl gözden kaçırılmak istenen eve kapanmanın
getirdiği yokluğun yakıcılığı olmasın?!

Amerika’da polisler
kameraların kontrolünde zencileri öldürüyorsa onları ayaklandırmak ve
kargaşayı arttırmak
için olmasın?!

Trump’un getirilişi ve götürülüşü, ülkenin 1,5 asır önceki Kuzeyliler
& Güneyliler gibi ortadan ikiye
ayrılışını ve 45. Başkan’ın halkı
sokağa döküşü
ABD’nin eko-politik
dağılışını
hızlandırmak için
olmasın?!

Korona tedbirleri ile virüs
mutasyonu – aşı dizisinin yeni bölümleri,
devletlerüstü şirketlerin hegemonyayı
Amerika üzerinden Çin’e kaydırma kurgusu
olmasın?!

“Olmasa
mektubun, yazdıkların olmasa” diyeceğim, ne mektubu; SMS mi, Hangouts mu
diyeceksin. Yazmak ne ki, okumaya bile üşeniriz.

Okudun
mu? He, okudum. Ne okudun? Okul okudum.

O
kul, bu kul şu kul ayırt etmeden soruyorum: Zekânın işletim sistemi akılsa
bizi kim işletiyor?