Başkaca Bürokrasi Hikayeleri !….

27

 

AKBANK EMEKLİLERİ DERNEĞİNDE 20 YILLIK GURUR!..

 

Önceki gün AKBANK Emeklileri Derneğinde anlamlı bir tören vardı.
Emeklilikte 20 yılını dolduranlara ONUR PLAKETİ veriliyordu.  100’ü aşkın eski dostla beraber olduk.. Bir-iki saatlik harika bir kokteyl idi..  Yıllardır göremediğimiz çok arkadaşımız ve bazı değerli Üstatlarımız da oradaydı..

Daha ilk girişte bizi karşılayan Dernek Yöneticileri ve onların arasında her zamanki sıcaklığı, içtenliği ile Teoman BAŞCAN ve sanki gerçek kızlarım, Zerrin, Nihal ve kimler kimler…  Rahmetli Ahmet DALLI Beye, “Akbank’ın Kapılarını Altınla Kaplatalım” teklifi ile olay yaratan: Hızlı Müdür Dündar Akdeniz.. Sevgili Üstadım Ragıp TEKİN OLDAÇ; (Teftiş argosundaki adı; Regabettin Tekabettin OLDAÇYAN) Can Üstadım benim….

Ragıp Beyle anılarımıza geçmeden önce önemli bir görevi yerine getirmem gerekiyor.. Öncelikle; AKBANK EMEKLİLERİ DERNEĞİNİ KUTLUYORUM.. KENDİLERİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM. Güzel düşünülmüş bir etkinlikti..  Şahsen mutlu oldum. Gelenler hepsi de mutlu oldular…

Her yıl değil ama, 5-10 yılda bir bu tür etkinlikler gereklidir..  Bir EMEKLİ, Derneğinden başka ne bekler ki!… Ara sıra sesini duyursun.. Sonra da kendisi gibi, bir zamanlar KARTAL olanlarla beraber olsun. Dertleşsin, sohbet etsin.. Bir parçacık mutlu olsun…

Çalıştığı zamanlar gözü hiçbir şeyi görmeden DON KİŞOT VARİ, koşarken farkına varamadığı bazı hasletleri ve çevresindekileri görebilsin..

Bir süre önce Sevgili Behçet TAR Üstadımızla karşılaştıktan sonra kaleme aldığımız bir yazı var; ANI-MAKALE cinsi bu yazıyı kendilerine gönderdim.  ÇORUM HABER’de neşredildi.. Akbank Teftiş Heyetinden Yetişenler Derneği; AK DENETE de gönderdik ve bu yazının Tüm Üyelere gönderilmesini istedik…

Sevgili Behçet TAR üstadın, bu yazı için, bu yazının tüm çalışanlara da gönderilmesi için bir ilave notu vardı ki,  işte asıl bu notu herkesin okumasını isterdim.. Üstat aynen şöyle diyordu:

“LÜTFEN BU YAZIYI TÜM ÜYELERE VE HALEN BANKADA ÇALIŞANLARA DA GÖNDERİNİZ.. GÖNDERİNİZ Kİ ONLAR DA KENDİLERİNDEN ÖNCE BU KURUMDA ÇALIŞANLARI BİRAZ OLSUN TANISINLAR… TANISINLAR VE DÜŞÜNSÜNLER Kİ; ONLARDAN ÖNCE BU KURUMU SIRTINDA TAŞIYAN BİZLER CANLA BAŞLA,  FEDAKAR VE DÜRÜST, KENDİMİZİ YIPRATIRCASINA, HELAK EDERCESİNE; ÇALIŞMASAYDIK, ŞİMDİ ONLAR DA BATMIŞ BİR BANKANIN,  ÇARESİZ İŞ ARAYAN MENSUPLARI OLURLARDI..”  Bu teşhis önemlidir..

Bu tespite canı gönülden katılıyorum.. Bizler %98 oranında TAM BİR AMATÖRDÜK. Bizlerden ÇÜRÜK ÇIKMADI… Çok az çıktı… Biz bir EKOLDÜK… Sayın Ahmet DALLI’nın; Sayın Vefa CEMAL SEZER’in Sayın Hamit BELİĞ BELLİ’nin, Sayın Medeni BERK’in ve – acil şifalar diliyorum- Sayın KENAN TEMELLER’in ekolü idik…,

BİZLER OLMASAYDIK, ÇALIŞKAN VE DÜRÜST OLMASAYDIK; şimdi bunlar BATMIŞ BİR BANKANIN ÇARESİZ DÖKÜNTÜLERİ OLURLARDI…

Bu gün halâ,  o, meşhur reklamdaki KALP ATIŞLARI; Gürp, Gürp KÂLP atışları, bizim kalbimizi titretir..  O GÜRP GÜRP ATIŞLAR BİZİM KALBİMİZDİR… Bu gün evet bu günde o gürp, gürp sesler bizim kalbimizi hoplatır…  Şimdi çalışanlardan çok azının aynı duyguları taşıyabileceğini sanıyorum..

Ve işte bu yüzden AKBANK EMEKLİLER DERNEĞİNİN, EMEKLİLİKTE YİRMİ YILINI DOLDURANLARA PLAKET TÖRENİNDE, işte bu duygularla kendilerine teşekkür  ettim ve tebriklerimi ilettim..

Tabii bir de SİTEM VARDI… Heyecanını yitirmiş şimdiki çalışanlara;  ONLAR DA BÖYLESİ TÖRENLER YAPABİLİRLERDİ..  Ne bileyim mesela (5) yılda bir mesela (10) yılda bir..  Ya da sadece mesele ANITLAŞMIŞ ESKİ MENSUPLARI; Diyelim ki; AHMET DALLI’yı Diyelim ki; Naim TALU’yu; Medeni BERK’i  ANMA GÜNLERİ TERTİPLEYEBİLİRLER ve emeklilerimizi de davet edebilirler..

Ne yazık, bu toplantıya hiç biri gelmedi..

Bu tür vefa borçlarının sergilenmesi de ONLAR İÇİN ETKİLİ BİR REKLAM OLMAZ MI? Dersiniz.. Ama bilmezler… Onlar da MAKİNALAŞMIŞLAR… MADDELEŞMİŞLER.. Oysa kurumların da bir RUHU VARDIR.. Ve o ruhu kaybetmemek gerekir..

Kulakların çınlasın Sevgili Behçet TAR Üstadım…

Evet şimdi AKBANK EMEKLİLERİ DERNEĞİ’nin toplantısına ve RAGIP Üstada yeniden dönelim…

Ragıp Tekin OLDAÇ üstadım, beni hemen yanına aldı ve sordu:

–  Şu kitabındaki (“Aslında ZOR Değil” Birinci cildi kastediyor.. ) RAGIP YABANCI kim?

–  Sevgili Üstadım, o bizim SAKIP SABANCI tabii…

–  Yaa, bana bu sen misin diyorlar…da!..

–  Aslında Üstadım, siz ve Sakıp Bey aynı çamurdansınız… Hani o, siz de olabilirsiniz…Ama siz asıl,  ZOR serimizin DÖRDÜNCÜ Kitabında ve “ZOR Değil – ALTINCI KİTAP’ta varsınız…

–  Haa Öyle miii?  Neler var?

–  Üstadım;  birincisi;  “BU DEVEYİ GÜTMEYİZ, BU DİYARDAN DA GİTMEYİZ..” Hatırladınız mı?  Moda…

–  Moda Deniz Klubü… Hatırladım…

–  Sonra; GEMLİK ve BURSA’dan hikayeler var…. Çok var Hani Şu RAPORLAR!… Sonra Gemlik çıkışında yokuşta kalan ARABA!…

–  Bak biliyor musun, Ben olayla MAKRO Bakan bir adamım..

–  Evet efendim, kesinlikle…….

–  Yaa baksana Ne zaman çıkacak bu; “DÖRDÜNCÜ ZOR” ve  “ALTINCI KİTAP” ? Ne zaman?

–  Sevgili Üstadım, bir iki ay içinde inşallah…

–  Bak bekliyorum.

–  Tabiî ki, Sayın Üstadım…

Ragıp TEKİN OLDAÇ Üstatla ilk GALATA Teftişinde beraber olmuştuk…  GALATA o zamanlar AKBANK’ın  BİR NUMARADAKİ ŞUBESİYDİ…

Sanıyorum; (9) kişilik, kalabalık bir TEFTİŞ GRUBU idik… Şef Ragıp Bey idi; en kıdemsizleri de ben ve Tuluy.. Tuluy ULUĞTEKİN…

Tuluy ve ben daha çok Üstadın bir sonraki programı için seçilmiştik…  Galata’da az kaldık; bir ay filan.. Teftiş bitmişti,,  Veda Yemeği veriliyordu..

Kimler yoktu ki; en büyük  iki şube; Beyoğlu ve Galata  Müdürleri, Genel Müdür Yardımcılarından etkili üç tanesi; Teftiş Kuru Başkanı, Yardımcıları ve bizler..

Moda Deniz Kulübü gibi nezih bir ortamda, seviyeli bir iş yemeği…

Ne konuşulur? Sektör tahlilleri, gelişmeler, Bankamızın sektörel yeri, sorunlarımız, çalışanların sorunları vb. Tabii çalışanların sorunları ile Bankanın Sorunları aynı doğrultuda göremeyen bir de üst yönetim anlayışını unutmamak gerekiyor..

Kimileri bulundukları makamlara gökten indirildiklerini filan zannederler.. Nereden geldiklerini unuturlar… Kraldan çok kralcı olurlar.. Aslında savundukları GÖRÜNÜRDE KRALIN ÇIKARLARI da uzun vadede kralın da çıkarına değildir.. Bunların başında da Personel Hakları gelir… Zannedilir ki Çalışanlara verilen her şey patronun zararınadır. Çalışana mümkün olduğu kadar az vermek ve patronu kolladığınızı göstermek gerekir. Bu kesinlikle yanlış olmasına rağmen ve çoğu zaman patronda bu yanlışı bilmesine rağmen bu tutum onun da hoşuna gider. Ve bunu savunanlar da kısa dönemde patron nezdinde prim yaptıklarını filan zannederler..  Patron bunu da bilmektedir, ama göz yumar,

İşte bu anlayışla gerçek Makro Bakış tartışıyordu, o masada… Ragıp Tekin Üstat gerçekten makro bakabilen birisidir…  Orada da bu makro açıdan söylenmesi gerekenleri söylüyordu.. Tartışma bir anda gerginleşti..

O zamanların güçlü ismi,  -rahmetle anıyorum- Genel Müdür Birinci Yardımcısı Sayın Sabahattin Ulukan;  aniden yükselen bir tonla:

–          Bu böyle Ragıp, YA BU DEVEYİ GÜDERSİN…. Dedi, fakat lafın sonunu tamamlamadan içkisinden bir yudum alarak bardağı hırsla masaya vurdu.

Birden büyük bir sessizlik oldu.  Çatal bıçak elimizde lokma ağzımızda kaldı.. Adeta donmuştuk.. “TIK” oynar gibi..   kalakalmıştık..

Göz ucuyla emen yanımdaki Tuluy’a baktım, sabit gözlerle tabağına bakıyor ve dudaklarını ısırıyordu…

İmdada garsonlar yetişti, içki servisi yapılıyordu. Tuluy bana döndü ve;

– Oğlum, hapı yuttuk, hepimizi atarlar yarın..

Başımdan soğuk bir ter boşanmıştı.. Derken, Ragıp Üstadın sesi adeta gürledi:

–  Beyefendi, Sabahattin Beyefendi!.., BU DEVEYİ GÜTMEYİZ…  BİZ BU DEVEYİ GÜTMEYİZ… BU DEVEYİ GÜTMEYİZ, BU DİYARDAN DA GİTMEYİZ… Bu Banka büyüyecekse, bizim anlattıklarımıza sizlerin kulak asması gerekir.. Bir mutfaktayız. Ve BANKAMIZI MAKRO BAKIŞLA tahlil edebiliyoruz…  Müşterinin beklentilerini de personelin beklentilerini de biliyoruz.

Sanıyorum,  Sabahattin Bey bu cevap karşısında konunun üzerine fazla gitmedi.. Ya da önemli bir şey söylemedi diyelim…

Yemekten ayrıldıktan sonra Tuluy’la bir süre daha konuştuk… Tuluy ve doğrusu ben de korkuyorduk..  Bunlar bu lafı yemezler ama bakalım hayırlısı dedik ve ayrıldık..

Ve… GEMLİK Teftişine gidiyoruz.. ,

Ragıp Beyle sözleştiğimiz gibi; Kartal Arabalı Vapur İskelesinde buluştuk… Vapur hareket eder etmez bizi arabanın başına aldı, iki eliyle kaputa yaslandı ve;

–          ARKADAŞ, şimdi biz Gemliğe gidiyoruz.  İlk Teftişimiz Gemlik Şubesidir.  Kırk gün kadar sürecek.

Bakın ben sizi özel olarak istedim ve aldım…

Çalışma arkadaşlarımı ben seçerim.

Şimdi GEMLİK’te bu gün başlıyoruz..  Sayımları yaparız. Yemeğe çıkarız..

Sabah geliriz.   Kahvemizi içeriz ve bana Allahaısmarladık.. Akşam gelir sizi alırım..

Teftişi Siz yapacaksınız…

Tuluy Beyefendi sen KREDİ ve MEVDUAT BANKACILIK HİZMETLERİ Raporlarını Yapacaksın,  Sen de Doğan Beyefendi;  GENEL DURUM ve PERSONEL Raporlarını yapacaksın.

Ben çalışmıyorum.. Soru sorabilirsiniz. Yardım ederim O kadar arkadaşşş….

Anladık mı arkadaş? Annattırabildim mi?  TAMAM..

Hadi şimdi yukarı çıkıyoruz. Çaylar benden..

Ve Gemlik teftişi başladı..

Gerçekten, üstat sabah bizimle geliyor, kahvesini içiyor ve şubeden ayrılıyordu…

Ona bazı şeyler sorduk mu hatırlamıyorum, ama çılgın gibi çalışıyorduk… Bu tutum bizi çok onurlandırmıştı.. Daha 6-7 aylık Müfettiş Muavini olarak önemli bir şubenin tüm raporlarını yapmak az bir gurur değildi.  Sonra öğrenecektik ki; bizim devre arkadaşlarımızdan bazıları, hatta önceki devreler bile, değil müstakil rapor yazmak, daha halâ puantaj yapıyorlardı…

Evet Müfettiş olarak isim yapabildikse, mesleğin hakkını verebildikse Ragıp Üstadın bu tutumu büyük etkendir diyebilirim…

Sanıyorum yirminci gün filandı,  Raporların tamamlandığı bilgisini verdik.. Hiç tereddütsüz;

–          TAPAJLAYIN ARKADAŞ!.. dedi ve okumadı bile….

Raporlar, tapajlandı, cevap için Şubeye verilecek olanlar verildi ve bizler de Üstatla beraber başladık Müşteri Ziyaretlerine…

Harika günlerdi..  Ragıp Beyle her bir ziyaret ve her bir yemek ayrı bir olaydır.. Anlatmakla bitmez…

Sadece, bir iki anekdot aktarmak isterdim.

Sıcak bir Temmuz günü Üstat bizi Kumla’ya götürüyor.. .. Gemlik çıkışında, yokuşta, tam da yolun ortasında bir araba kalmıştı..  Araç üstadın arabasıyla aynı model, Anadol 69.. Dikkatimizi çekti..  Durduk; üstat hemen indi ve aracın başındaki insana yaklaştı;

–   Beyefendi, merhaba, geçmiş olsun problem nedir?

–   Efendim teşekkür ediyorum..  Şey… Çalışmıyor…  Bakın istop etti ve çalışmıyor..

Aracın başındaki insan, beyaz yazlık kıyafetleri içinde şık bir beyefendi..

Ragıp Üstad, araç motoruna  şöyle bir göz attı ve işaret parmağıyla motorda bir bölümğ göstererek;

–   Beyefendi, dedi, görüyor musunuz şurayı? Tam şu yuvarlak bölüm.. Bakın şurası..

–   Evet efendim evet görüyorum. Gördüm..

–   Beyefendi tam buraya Lütfen şey yapar mısınız?  işer misiniz?

–   Beyefendi teessüf ederim. Nasıl konuşuyorsunuz, burada bakın bir hanım var!…

–   Özür dilerim, Hanımefendi sizden de özür dilerim.. Bir dakika bekler misiniz?

Hepimizin şaşkın bakışları arasında üstadımız arabasına kadar gitti ve küçük bir su bidonu alarak geri döndü… Müsaade istedi, o gösterdiği yere biraz su döktü, bekledi, biraz daha döktü.. Ve adama döndü;

–   Beyefendi lütfen çalıştırır mısınız? Dedi..  Adam gitti arabayı çalıştırmak için anahtarı çevirdi, Bir daha ve Araba çalıştı..

–   Nasıl Dedi.. Oldu mu?.. Adam şaşkın baktı ve Hayret dedi oldu.. Oldu.. Bakın Çalışıyor..   Güzel çalışıyor..

–   Beyefendi dedi, üstadımız; şu parmağınızı uzatır mısınız?  Adam şaşkın, uzattı.. Ve biraz su döktü parmağına.. Adam önce parmağını çekti, korkar gibi, sonra gülümsedi ve yeniden uzattı.. Biraz daha döktü ve sordu.

–   NEDİR ?

–   Su Beyefendi Su. Bildiğiniz Su, Merak etmeyin ŞEY değil, sıcaklığı gördünüz neye benziyor? İşte O’nun sıcaklığında değil mi?  Adam mahçup..

–   Şey dedi EVET, öyle…GİBİ..

–   Gibi değil efendim aynen öyle.. Eeee şimdi ben geldim ve size bidonu getirdim.. Farz  edin ki, suyunuz yok ve bu sıcaklıkta değil. Ne olacak. İşte o zaman ŞEY yapacaksınız..  ŞEY yani.. Anladınız mı?

Adam daha da şaşkın bakıyordu..

–          Beyefendi dedi bizimki, bakın bu meret abralarda, benimki de aynı model, burada buharlaşma olur sıcaktan ve biraz soğutulması gerekir. Ama soğuk su dökerseniz çatlar, ILIK SU dökmek lazım.. Eee ılık su da yoksa İşte o zaman ŞEY yapmak lazım ŞEYY.. Tamam mı efendim?

–          Tamam fendim. Çok teşekkür ederim..  Ve eşi de aynı neazketle gülümsedi ve Teşekkür ettiler.

–          Bir şey değil efendim.. Dedi üstad ve bize döndü; hadi bakalım. İşte bu kadar Annattırabiliyor muyum.. Hadi..

Biz üstadı çok severiz. O da bizleri.. Biz bir aileydik.. BU hikayeler çk, pek çok, tıpkı bir aile içi olaylar gibi..

Ve Behçet Beyi anımsıyorum.. Anımsıyorum ve yukarıdaki satırları bir daha alıyorum:

“LÜTFEN BU YAZIYI TÜM ÜYELERE VE HALEN BANKADA ÇALIŞANLARA DA GÖNDERİNİZ.. GÖNDERİNİZ Kİ ONLAR DA KENDİLERİNDEN ÖNCE BU KURUMDA ÇALIŞANLARI BİRAZ OLSUN TANISINLAR… TANISINLAR VE DÜŞÜNSÜNLER Kİ; ONLARDAN ÖNCE BU KURUMU SIRTINDA TAŞIYAN BİZLER CANLA BAŞLA,  FEDAKAR VE DÜRÜST, KENDİMİZİ YIPRATIRCASINA, HELAK EDERCESİNE; ÇALIŞMASAYDIK, ŞİMDİ ONLAR DA BATMIŞ BİR BANKANIN,  ÇARESİZ İŞ ARAYAN MENSUPLARI OLURLARDI..”  Bu teşhis önemlidir..

Bu tespite canı gönülden katılıyorum.. Bizler %98 oranında TAM BİR AMATÖRDÜK. Bizlerden ÇÜRÜK ÇIKMADI… Çok az çıktı… Biz bir EKOLDÜK… Sayın Ahmet DALLI’nın; Sayın Vefa CEMAL SEZER’in Sayın Hamit BELİĞ BELLİ’nin, Sayın Medeni BERK’in ve – acil şifalar diliyorum- Sayın KENAN TEMELLER’in ekolü idik…,

BİZLER OLMASAYDIK, ÇALIŞKAN VE DÜRÜST OLMASAYDIK; şimdi bunlar BATMIŞ BİR BANKANIN ÇARESİZ DÖKÜNTÜLERİ OLURLARDI…

Bu gün halâ,  o, meşhur reklamdaki KALP ATIŞLARI; Gürp, Gürp KÂLP atışları, bizim kalbimizi titretir..  O GÜRP GÜRP ATIŞLAR BİZİM KALBİMİZDİR… Bu gün evet bu günde o gürp, gürp sesler bizim kalbimizi hoplatır…  Şimdi çalışanlardan çok azının aynı duyguları taşıyabileceğini sanıyorum..

Ve işte bu yüzden AKBANK EMEKLİLER DERNEĞİNİN, EMEKLİLİKTE YİRMİ YILINI DOLDURANLARA PLAKET TÖRENİNDE, işte bu duygularla kendilerine teşekkür  ettim ve tebriklerimi ilettim..

Tabii bir de SİTEM VARDI… Heyecanını yitirmiş şimdiki çalışanlara;  ONLAR DA BÖYLESİ TÖRENLER YAPABİLİRLERDİ..  Ne bileyim mesela (5) yılda bir mesela (10) yılda bir..  Ya da sadece mesele ANITLAŞMIŞ ESKİ MENSUPLARI; Diyelim ki; AHMET DALLI’yı Diyelim ki; Naim TALU’yu; Medeni BERK’i  ANMA GÜNLERİ TERTİPLEYEBİLİRLER ve emeklilerimizi de davet edebilirler..

Ne yazık, bu toplantıya hiç biri gelmedi..

Bu tür vefa borçlarının sergilenmesi de ONLAR İÇİN ETKİLİ BİR REKLAM OLMAZ MI? Dersiniz.. Ama bilmezler… Onlar da MAKİNALAŞMIŞLAR…MADDELEŞMİŞLER Mİ?.. Oysa kurumların da bir RUHU VARDIR.. Ve o ruhu kaybetmemek gerekir..

Herkese selam sevgi ve saygılar sunuyorum.