20.2 C
Kocaeli
Salı, Temmuz 14, 2026
Ana SayfaGüncelAK Parti’de Küskünlerin Suskunluğu

AK Parti’de Küskünlerin Suskunluğu

İçinde bulunduğumuz ortamda doğruları söylemek ve iktidarın yaptıklarına ayna tutmak çok risklidir.Gözaltılar, tutuklamalar ve yargılanmaları göze almak gerekiyor. Bu yüzden muhalif bilinen gazeteci ve yazarlar yazı ve sözlerini defalarca kontrol ederek, her sözcüğü tartarak yazmaya ve adeta bir “otosansür” sürecine itildi.

Buna karşılık, geçen hafta AK Parti’nin kurucu kadrosunda yer alan, eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in, Şule Aydın’a verdiği röportajda, iktidara yönelik radikal eleştirilerini okuyunca şaşırdım. “O’nun şu ifadeleri, muhalif bir gazeteci tarafından söylense doğrudan ağır ceza mahkemelerinin konusu olurdu” diye düşünmeden edemedim:

“Bizim ismi cumhurbaşkanı olan padişahlarımız oldu.” Biz nasıl bir cumhuriyet olacağız? Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti mi olacağız, yoksa otokratik, totaliter bir cumhuriyet mi olacağız?”

“Bugün hükümetin yönlendirmesi ve şekillendirmesiyle hareket eden savcı ve hakimlerin zihniyeti aynıdır kardeşim… Eğer yargı bağımsız olmazsa, eğer yargı tarafsız olmazsa yani adalet bozulmuşsa tuz kokmuş demektir.”

“15 Temmuz sonrası kendisini muhafazakâr olarak adlandıran insanlar sadece bir bankaya para yatırdıkları için gerçekten zulme uğradılar.”

“15 Temmuz… Bunun bir görünen yüzü var… Bir de görünmeyen yüzü var. Demek ki bu görünmeyen yüzünün bilinmesi istenmiyor.” Dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan… Bu insanlar niye gelip ifade vermediler?… Siz o saate kadar bu darbeyi önleyebilecekken niye önlemediniz?”

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, Türk tipi başkanlık Türkiye’nin felaketi olmuştur… Meclis şu anda etkisiz ve yetkisizdir. Rus Dumasıyla bizim meclis arasında bir fark yoktur diyorum.”

“Tayyip Erdoğan’dan sonra da AK Parti’nin yaşama şansı yoktur.” Cumhuriyet saltanat gibi veliahdınızın aile içerisinden seçildiği bir sistemin adı değil…

Elbette bana göre de bunlar ve benzerlerinin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Ama yargımızın “fiile göre değil faile göre yargılama” yaptığını gösteren örneklerini ve bir kısım muhalefetin “bize düşman hukuku uygulanıyor” iddialarını hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Bu kadar radikal cümlelerin sahibinin hukuki bir yaptırımla karşılaşmamasının veya partiden ihraç edilmemesinin temel sebebini iyi anlamamız gerekiyor.

****

İktidar partisi içinde yaşanan kopuşlar, suskunluklar ve zaman zaman yükselen radikal itirazlar tek bir kalıba sığmıyor. Karşımızda birbirine hiç benzemeyen temsilî üç farklı figür ve üç farklı “sistemde tutma” yöntemi var.

Hüseyin Çelik, Bülent Arınç gibi isimler bu hareketin “ötekisi” veya dış düşmanı değildir; bizzat kurucu hafızasının bir parçasıdır. Siyasi iktidar, kurucu bir bakanı yargı önüne çıkardığı takdirde, kendi geçmişini, meşruiyetini ve ilk on yıllık başarı hikayesini de yargılamış olacaktır. Bu durum parti içinde ideolojik bir sarsılma riski taşır.

Sistemin onlara karşı geliştirdiği savunma mekanizması hapse atmak değil; onları “etkisiz eleman” statüsünde tutmaktır.

Onların itirazı ise, tarih önünde “biz o gün de itiraz ettik” demek içindir. Ancak bunlar “gönül bağı kopmuş” olsalar da Ak Parti’den istifa etmezler.

**********************************

Ayağından Çivilenenler

AKP’nin itirazcılarından eski İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın itiraflarını hatırlayınız. Kocabıyık parti tabanındaki sessizlik sarmalının ideolojik bir sadakatten değil, bir “ödül-ceza” stratejisinden kaynaklandığını kendi cümleleriyle şöyle ifşa ediyordu:

“AK Parti herkese bir şey dağıtıyor. Bana da verdiler. Eşimi vali yapmışlardı. O zaman iki bakan arkadaş beni arayıp ‘Seni nasıl ayağından çiviledik’ diye espri yapmıştı. Bir takım şeylere itiraz ettiğim için de geri aldılar. Sistem bu. İtiraz edenin mutlaka kaybedeceği bir şey var. O nedenle susuyorlar…” 

Demek ki sistemin ikinci yöntemi “Ayağından çivileme” imiş. Makam, ihale, istihdam veya rant verilerek muhtemel muhalif seslerin kesilmesi sağlanıyormuş.

Kocabıyık kırmızı çizgiyi aşarak Kavala kararlarına, Gezi davasına ve Ekrem İmamoğlu’na verilen siyasi yasağa (“Kendine darbe yaptın”) itiraz ettiğinde sistemin “sopa” kısmı derhal devreye girdi. 

Önce eşi Uşak Valiliği görevinden merkeze çekildi, ardından Kocabıyık partiden ihraç edildi. Süreç bununla da kalmadı. Verdiği röportajlar ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek sabahın erken saatlerinde evi basılarak gözaltına alındı. 72 gün boyunca tutuklu yargılanan Kocabıyık, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 2 yıl 5 ay 5 gün hapis cezasına çarptırıldı ve ardından tahliye edildi.

Sistem, “ayağından çivilediği” bir eski milletvekili itiraz ettiğinde faturayı en ağır şekilde keserek geride kalanlara çok net bir gözdağı vermiştir.

**********************************

Sisteme Bağlı Olanlar

Üçüncü grupta ise Melih Gökçek’in temsil ettiği “kırgınlar/ küskünler” yer alır.

Gökçek, devasa bir bütçeyi yönettiği 23 yıllık Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden, kendi rızasıyla değil, bizzat Cumhurbaşkanının “metal yorgunluğu” talimatıyla istifa ettirilmiştir.

Buna rağmen muhalif olmak bir yana, sistemin en partizan savunucusu olarak sosyal medyada mücadeleye devam etmektedir. Çünkü kaybedecek şeyiniz ne kadar büyükse, sadakatiniz o kadar agresif olmak zorundadır.

Çelik’in ideolojik kırgınlığı veya Kocabıyık’ın “aydın namusu” nitelikli çıkışı burada yoktur. Gökçek’in “ayağındaki çiviler”, bir valilik makamından çok daha derindir.

Gökçek’in radikal sadakatinin ödülü sadece geçmiş 23 yıla ait muhtemel hukuki, idari ve kentsel dosyalardan yargılanmamaktan ibaret değildir. Aynı zamanda oğlu Osman Gökçek’in AKP’den milletvekili yapılmasıyla ailesinin siyasi ve ekonomik güvencesi tahkim edilmiştir.

Sonuç olarak; AKP siyaseti, kırgın ve küskünlerini terbiye eden, istifa edemez hale getiren yöntemler geliştirmiştir.

AK Parti’nin iç muhalefeti yönetme biçimi, modern parti içi demokrasiyle bağdaşmıyor.

Bu yöntemler Makyavelist aklın “korkulmak sevilmekten çok daha güvenlidir”, “Prens’in etrafındaki güçlü figürleri kendisine mutlak surette muhtaç bırak”, “düşmanın mertebesini yükseltmeden, sessizce felç et” kurallarının bir güncellemesi gibi gözükmektedir.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img