ABD’nin dünyanın bir bölgesinde siyasi dengeleri değiştirmek için gerektiğinde kullandığı aktörler içinde “silahlı terör örgütü lideri” olarak bildiklerimiz de vardır. ABD bunlara uzun vadeli yatırımlar yapar. İşine yaradığı sürece kullanır, isterse devlet başkanı yapar, gerekirse pasifleştirir, gerekirse öldürür.
Birkaç örnek verelim:
USAME BİN LADİN, EL KAİDE VE TALİBAN
1979’da Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal ettiğinde, ABD (CIA) ve Suudi Arabistan “Dünyanın dört bir yanından radikal gençleri toplayıp komünizme karşı cihat ettirmek” stratejisini geliştirdi.
Bunun için ilk olarak S.Arabistan’lı milyarder Usame bin Ladin’i kullandı. Ladin 1980’lerde Sovyet-Afgan Savaşı sırasında Afganistan’a giderek Sovyetlere karşı savaşan yabancı mücahitleri finanse ve organize etti. 1988 yılında El-Kaide örgütünü kurdu ve yönetti. CIA’in fonladığı Pakistan İstihbaratı ve Suudi fonları aracılığıyla, ABD silahlarını veya parasını kullandı.
Usame Bin Ladin S. Arabistan’la ideolojik ayrılığa düşünce, Ladin ABD’nin kontrol ettiği veya istediği bir figür olmaktan çıktı. “ABD sisteminin düşmanı küresel terörist” haline geldi.
Daha sonra El Kaide’nin düzenlediği malum 11 Eylül 2001 saldırıları oldu. 11 Eylül saldırıları ABD tarafından Orta Doğu’nun askeri, siyasi ve coğrafi olarak yeniden dizayn edilmesi için en büyük meşruiyet bahanesi olarak kullanıldı. “Büyük Orta Doğu Projesi” (BOP) devreye girdi.
ABD, bu bahaneyle Bush Doktrinini (Önleyici Vuruş) kabul etti. Kendisine tehdit oluşturabileceğini “düşündüğü” her ülkeye uluslararası hukuku hiçe sayarak saldırma yetkisini yasallaştırdı.
Bu arada Afganistan’ı, “katı şeriat kurallarına dayalı bir İslam emirliğine dönüştürmek” amacında olan Taliban yönetiyordu (1996-2001). ABD, Taliban yönetiminden, 11 Eylül Saldırılarından sorumlu tuttuğu Usame Bin Ladin’i istedi. Ladin verilmeyince Afganistan’ı işgal etti.
Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarından yaklaşık 10 yıl sonra, 2 Mayıs 2011 tarihinde, ABD operasyonu ile öldürüldü.
Ama sonuçta ABD Ağustos 2021’de Afganistan’ı Taliban’a bırakıp çekildi. ABD güçleri ülkeden çekilirken geride helikopterler, zırhlı araçlar ve milyonlarca hafif/ağır silah bıraktı. Taliban bir anda bölgenin en donanımlı düzenli ordularından birinin cephaneliğine konmuş oldu.
********************************
IŞİD/ DAEŞ
ABD 2003 yılında Irak’ı işgal etti ve Irak ordusunu lağvetti. Bunun yarattığı otorite boşluğu kullanılarak Irak’taki El Kaide’nin kalıntılarından IŞİD ortaya çıktı. Örgütün lideri Ebubekir el-Bağdadi ve üst düzey kadronun ABD gözetiminde bir araya geldiği görüşmelerden sonra örgüt kuruldu.
Zamanın T.C. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ CNN Türk’te “TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KURULUŞU BİR PROJEDİR” demişti. Bu görüşün devletimizin resmi görüşü olduğu kuşkusuzdur.
IŞİD/ DAEŞ eski olmayan bir terör örgütü idi. Bozdağ “Adı yeni duyulan bu örgüte katılmak, ölmek ve öldürmek üzere yaklaşık 125 ayrı ülkeden binlerce teröristi kim ikna edip de bölgeye getiriyordu. Bunları nasıl ikna ettiler?” sorularını sorarak şu sonuca varmıştı:
“Bir ülke değil pek çok ülke bu terör örgütünün arkasında. Musul’u (bile) işgal ediyorlar. Burada Musul Kerkük petrolleri var. Bütün koalisyon güçleri havadan bombalıyor da niye bu DAEŞ terör örgütü bitmiyor? Çünkü DAEŞ (IŞİD) terör örgütünü kuran güçlerin projeleri tamamlanmadı. Tamamlandığı gün göreceksiniz DAEŞ terör örgütü kaybolup gidecektir.”
IŞİD, Orta Doğu haritasını yeniden şekillendirmek için kullanılan geçici bir dalga kıran işlevi gördü:
Irak ve Suriye’nin fiilen bölünmesini sağladı. Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG (SDG) eliyle yeni bir yapının kurulmasına meşruiyet zemini hazırladı. (Dünya kamuoyuna “IŞİD ile savaşan seküler Kürtler” imajı satıldı).
Sünni Arap nüfusun yoğun olduğu Musul, Rakka gibi şehirlerin yerle bir edilerek bu bölgelerin demografik yapısının değiştirilmesine neden oldu.
IŞİD’i böyle bir anda büyüten ve sonra da istediği boyuta küçülten devletlerin başında ABD’nin geldiği açık değil mi?
********************************
HTŞ – AHMET ŞARA, YPG/SDG – MAZLUM ABDİ
ABD sözde “PKK terör örgütüdür” dese de onun Suriye uzantısını (PYD/SDG) ayrı tuttu. “IŞİD’e karşı mücadelede müttefikimdir” bahanesiyle korudu. Fırat’ın doğusunu SDG kontrolüne verdi.
Ancak son dönemde ABD (Esad rejimini devirmek için) El Kaide türevi HTŞ’nin lideri Colani‘yi kullanmayı tercih etti. Esad kaçtı. Colani’ye sivil elbise- kravat giydirip, Ahmet Şara adını verdiler, Suriye Cumhurbaşkanlığına getirdiler.
SDG içindeki Arap aşiretler çekildi, SDG’nin gücü azaldı. ABD, SDG’ye Şara yönetimindeki “Suriye devletiyle entegre olun” dedi. SDG denilen PKK uzantısı, önceki beklentilerini karşılayamasa da Suriye devletine bir ortak haline geldi. Bu gelişmeler “SDG, ABD’nin yönettiği bir örgüttür” iddialarını güçlendiriyor.
Bugün eski terörist Ahmet Şara’nın Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması, terörden aranan Mazlum Abdi’nin ise devlet içinde “Cumhurbaşkanı Danışman” sıfatıyla devlete ortak grubun lideri olarak yer alması uluslararası ilişkilerin en kirli yüzünü göstermektedir.
Yaşanan son gelişmeler ABD’nin Orta Doğu politikasında hiçbir vekilin kalıcı müttefik olmadığını gösteriyor. Çıkarlar bittiğinde veya yeni bir aktör (Şara yönetimi) ikame edildiğinde eski ortaklar kolayca gözden çıkarılabiliyor.
Ancak ABD gelecekte dengelerin değişebileceğini düşünerek YPG/SDG’ye (Mazlum Abdi’ye) bağlı 5 tugayı bir bütün olarak ve komutanlarını da değiştirmeden Suriye ordusuna kattı.
Uzun vadede her iki tarafın çok güçlenemeyeceği, içinde kırılmalar yaratılabilecek bir devlet yapısı oluşturdu.
Yapılanların kısa vadeli değil, uzun vadeli bir stratejik aklın ve sabrın eseri olduğu; daha da önemlisi demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, kimlik, özgürlük kavramlarıyla hiç alakası olmadığı çok açık değil mi?
NOT: Gelecek yazıda ABD’nin Öcalan’ı Neden Türkiye’ye Teslim Ettiği Anlaşıldı mı? diye devam edeceğiz.


