Hz. Allah, bizim ibadetimize muhtaç değil. Biz ibadete muhtacız. Mânen hastayız. İbadet ise mânevî yaralarımıza tiryak ve ilaçlar hükmündedir. Acaba bir hasta, hekimin ona faydası olacak ilaçları içirmek için, ettiği ısrara karşılık hekime: “Senin ne ihtiyacın var ki, bana böyle ısrar ediyorsun?” dese; karşı çıkışının ne kadar yersiz olduğu açıktır.
x
Herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Hz. Allah, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan / ölçü suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın kalbî itikadına göre gösteriyor. Meselâ, gayet ümitsiz ve üzgün olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar suretinde görür. Son derece sevinçli ve neş’eli bir adam ise, kâinatı neş’eli bir şekilde gülen olarak görür.
x
Hz. Allah, kâinatı ve mahlûkları güzel cemalini müşahade etmek / bizzat görmek için, aynalar tarzında yaratmıştır. Çünkü, her cemal / güzellik ve kemal / olgunluk sahibi; kendi cemal ve kemâlini görmek ve göstermek ister. Çünkü cemal ve mânevî kemalini iki şekilde görsün ister. Biri, bizzat kendi nazarıyla görsün. Diğeri, gayrın / başkasının gözüyle görsün.
x
Âlem öyle bir saraydır ki: Tavanı gülümseyen yıldızlarla aydınlatılmış gökyüzüdür.
Tabanı ise, doğudan batıya renk renk çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür.
O sarayın sahibi, meliki ve sultanı ise, ezel-ebed sultanı olan Mukaddes bir Zât’tır.
Öyle bir Zâttır ki, yedi kat semalar ve arzı ve içlerinde olan herşey; kendilerine mahsus dillerle
O Zâtı kutsayıp tespih ediyor, O’nu anıyorlar.
Hem öyle kudretli bir Meliktir ki, gece ve gündüzü, siyah ve beyaz iki hat gibi,
Birbiri arkası sıra döndürüp; kâinat sayfasında, varlıklardan ayetlerini yazan,
Güneş, ay ve yıldızlar emrinde olan; haşmet ve kudret sahibi Yüce Allah’tır.
x
Küfür, bütün kâinatı hor görmek ve kıymetten düşürmektir.
Bütün sanatla yaratılanların vahdaniyete / Allah’ın birliğine olan şehadetlerini yalanlamaktır.
Mevcudat aynalarında ışıltıları görünen İlahî isimleri çürütmektir.
x
Şerri / kötülüğü yaratmak şer / kötülük değil.
Belki şerri kesb / kazanmak şerdir.
Çünkü, yaratmak ve icad tamamen sonuçlara bakar.
Kesb / kazanç, hususî bir girişim olduğu için,
Hususî neticelere bakar.
Meselâ, yağmurun gelmesinin sayısız neticeleri var.
Hepsi de güzeldir.
Yanlış zamanda yaptıkları işler yüzünden; bazıları yağmurdan zarar görse,
“Yağmurun yağması rahmet değildir” diyemez.
“Yağmurun yaratılması şerdir / kötüdür” diye hükmedemez.
Belki kötü seçimli işin sonucundan ötürü, onun hakkında fena oldu.
Hem ateşin yaratılmasında çok faydalar var.
Bütünü de hayırdır.
Fakat bazılar, yanlış yaptıkları ve hataları sebebiyle ateşten zarar görse,
“Ateşin yaratılması şerdir / kötülüktür” diyemez.
Çünkü, ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış.
Belki o, farkında olmadan, yanlış bir hareket ile, yemeğini pişiren ateşe eli dokundu
Ve bu sebepten ötürü,
O hizmetçisini kendine düşman etmiş oldu.


