“Fon skandalı”na adı karışan bürokratların çoğunun atama kararnamesinin altında Cumhurbaşkanının imzası var.
Yine “milletin malına el uzatan” siyasilerin hepsi de “Bakanından bakan yardımcısına, AK Parti Genel Başkan Yardımcısından milletvekillerine, hatta AK Parti’nin seçim kampanyasının başındaki isme kadar uzanan isimler zinciri” Erdoğan’ın Ak Parti Genel Başkanı sıfatıyla görevler verdiği kişiler.
“Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal dolandırıcılığına” karışan bu kişilerin yapıp ettiklerinden sadece kendilerinin sorumlu tutulması için bir takım söylemler geliştiriliyor:
Yapılan dolandırıcılığı “nefsine yenilen, şeytana uyan” bazı kişilerin bireysel eylemleri olarak tanımlamak. “Cumhurbaşkanımıza yanlış yapanlar”, “Cumhurbaşkanımıza yük olan, onun yükünü artıran anlayışta olanların”, “şahsi kusurlarına karşı”, “Cumhurbaşkanımızın çok kızdığı, öfkelendiği, ucu nereye giderse gitsin, sorumlular cezalandırılsın talimatını verdiği” gibi ifadeler…
Bunlar atama ve görevlendirmeleri yapan makamın hiçbir sorumluluğu olmadığını düşünmemiz için geliştiriliyor.
İktidar kanadının Cumhurbaşkanı için savunduğu “atadığı kişilerin eylemlerinden sorumlu olması düşünülemez” görüşü muhalefet belediyelerinde yürütülen yargı operasyonlarında uygulanmıyor. Yolsuzluk iddialarına konu edilen ihale ve idari işlemlerde katkısı olmayan belediye başkanları doğrudan sorumlu kabul ediliyor.
******************************
Cezai Sorumluluk
10 Temmuz 2018 tarihli ve 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanı, tüm üst kademe kadrolar için atamaya yetkili amir yetkilerine haizdir.
Bakan yardımcıları, valiler, rektörler ve MİT Başkanı gibi en üst düzey görevliler doğrudan Cumhurbaşkanı kararıyla atanır. Bir kısım kadrolara ise Cumhurbaşkanı onayıyla atama gerçekleştirilir
Cumhurbaşkanının “atamaya yetkili amir” sıfatına sahip olması, alt kademedeki memurların görevlerini yaparken işledikleri bireysel suçlardan doğrudan cezai olarak sorumlu tutulacağı anlamına gelmez.
Cumhurbaşkanının bürokrasideki atamalar üzerindeki geniş yetkisi, hukuki veya cezai bir sorumluluktan ziyade siyasi bir sorumluluk doğurur. Atanan bir bürokratın suça karışması, o atamayı yapan irade için ceza mahkemelerinde bir yargılama konusu yapılamaz. Yüce Divan’da yargılanması da fiilen imkansızdır.
Atamaya yetkili amirin (bu Cumhurbaşkanı, bakan veya vali olsun) alt kademedeki personelin eylemlerinden ötürü hukuken veya cezai olarak sorumlu tutulabileceği çok sınırlı istisnalar vardır:
• Kanunsuz Emir: Anayasa’nın 137. maddesine göre, amir memura kanuna aykırı ve suç teşkil eden bir emir verirse memur bu emri yerine getiremez. Yerine getirirse sorumluluktan kurtulamaz. (Emri veren amir de suça iştirak ve azmettirmekten yargılanabilir.)
• Denetim ve Gözetim Görevinin İhmali (Görevi Kötüye Kullanma): Eğer amir, maiyetindeki kişilerin suç işlediğini net bir şekilde biliyor, buna göz yumuyor veya denetim görevini kasten/ihmalle yerine getirmeyerek bu suçun işlenmesine zemin hazırlıyorsa, duruma göre “görevi ihmal” veya “suça iştirak” hükümlerinden dolaylı olarak sorumlu tutulabilir.
Ancak bu durum, doğrudan “atayan kişi olmak”tan değil, “denetim görevini yapmamak”tan kaynaklanır.
******************************
Siyasi Sorumluluk
Hukuk sisteminde ve siyaset biliminde, atama yetkisini elinde bulunduran en üst makamın (bu senaryoda Cumhurbaşkanının) alt kademedeki kişilerin organize ve sistematik usulsüzlüklerinden ötürü idari ve siyasi sorumluluğu, cezai sorumluluktan farklı olarak oldukça geniş bir çerçevede ele alınır.
Demokratik sistemlerde siyasi sorumluluk, hukuki bir suçun sabit olmasını beklemez; tamamen kamuoyu vicdanı, siyasi etik ve güven ilişkisi üzerinden yürür.
Cumhurbaşkanı, halktan aldığı yürütme yetkisini kendi belirlediği kadrolar eliyle kullanır. Atadığı bürokratların, bakan yardımcılarının veya parti içinde görevlendirdiği aktörlerin toplumsal düzeyde güven sarsıcı eylemlere karışması, doğrudan doğruya “yönetim ve kadro tercihinin” başarısızlığı olarak yorumlanır.
Bu tür durumlarda en üst siyasi irade, suçu bizzat işlememiş olsa dahi, “bu kişilere bu gücü ve yetkiyi veren makam” olduğu için siyasi sorumluluğu üstlenmek durumundadır.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapılan eleştirilere yönelik olarak sarf ettiği “”Milletin malına el uzatana sahip çıkmayız.” “Bu camianın başını öne eğdirmeyeceğiz” “Meseleye bir cerrah titizliğiyle vaziyet ediyoruz… ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışıyla hareket edilmeyecek” şeklindeki ifadeleri, tabandan ve kamuoyundan yükselen hesap sorma baskısının bir yansımasıdır.
Ancak bu sözlerin siyasi sorumluluğu üstlendiği anlamına gelmediği açık. Eğer demokratik ülkelerdeki siyasi sorumluluk anlayışı ile hareket etseydi derhal bir seçime giderek güven tazelemesi yapmak istemesi gerekirdi. Bu yapılmadığında, parlamenter sistemde istifa veya güvensizlik oyu, başkanlık sisteminde azil ve dönemsel seçim seçenekleri gündeme gelirdi. Maalesef bizdeki sistemde ikisinin de karşılığı yok.
******************************
İdari Sorumluluk
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde, Cumhurbaşkanı sadece devletin başı değil, aynı zamanda yürütme organının ta kendisidir ve idarenin en yüksek amiridir. Bu durum idari açıdan şu sorumlulukları doğurur:
• İdare hukuku ve genel hukuk doktrininde personeli seçen, atayan ve ona yetki veren makamın, o personelin liyakatinden ve güvenilirliğinden de sorumlu olduğunu savunulur.
Eğer atanan çok sayıda üst düzey yetkili organize bir usulsüzlüğün parçası haline gelmişse, bu durum “objektif seçim ve denetim görevinin” idari açıdan sekteye uğradığını gösterir.
• Gözetim ve Denetim Yükümlülüğü: En üst amir, sadece atama yapmakla kalmaz; kurduğu hiyerarşik yapı üzerinden idarenin işleyişini denetlemekle de yükümlüdür. Cumhurbaşkanının atadığı kişiler tarafından yönetilen devlet denetleme mekanizmalarının (DDK, SPK, BDDK, ilgili bakanlık müfettişleri vb.) bu büyüklükte bir organize ağı zamanında fark edememesi veya durduramaması, yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanlığının idari denetim mekanizmalarındaki yapısal eksikliği ve sorumluluğunu gündeme getirir.
Özetle; Cumhurbaşkanı bu kişilerin eylemlerinden ötürü ceza mahkemesinde yargılanamaz. Ancak devletin zirvesindeki liyakatsiz kadrolaşma ve idari denetim zafiyeti nedeniyle kamuoyu önünde bir siyasi sorumluluk taşır. Yürütmenin başı olması sıfatıyla da kurumsal kirlenmeyi temizleme süreçlerini işletmek gibi ağır bir idari sorumluluğu vardır.
Ancak mevcut sistemde fiilen işleyebilecek tek mekanizma kamuoyunun tepkisi ve derhal seçim baskısı yapmasıdır.


