17.7 C
Kocaeli
Çarşamba, Eylül 30, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarBırakın Şu Kıbrıs Türk’ünün Peşini, Düşün Yakamızdan…

Bırakın Şu Kıbrıs Türk’ünün Peşini, Düşün Yakamızdan…

Akdeniz’in orta yerinde bir ada, adı Kıbrıs. Konu orada yaşayan Türkler ve KKTC devleti…

Bölgenin uluslararası toplantılarında, dünya coğrafyasında yaşanan her gelişmenin içinde onlar, onların geleceğiyle, devletiyle ilgili görüşmeler var!

Sanki onlar böyle bir şey talep ediyor da gelin bizim geleceğimizi siz planlayın diyorlar…

Birleşmiş Milletler toplantılarında onlar, AB müzakerelerinde onlar. Adada türlü menfaatler güdenlerin konusu yine onlar!

Geçtiğimiz hafta yapılan BM görüşmelerinde de Kıbrıs konusu vardı. Bu konuyla ilgili en çarpıcı olanı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Tayyip Erdoğan’ın adalı Türkler tarafından kurulan KKTC’nin tanınması yönünde uluslararası camiaya yaptığı çağrıydı.

KKTC’nin tanınması yönündeki bu çağrı, BM zeminde 5’nci kez tekrarlandı.

Görünen o ki, 500 kez de tekrarlansa BM’nin Hristiyan kulübüne üye ülkelerin hiç birisinden cevap çıkmayacaktır.

Çünkü Hıristiyan kulübü ülkeler tarafından Kıbrıs adasında kurulu Müslüman bir devlet istenmiyor. Ne bu devlet, ne de bu devletin garantörü Türkiye isteniyor.

Yapılan bu haklı çağrıya hiçbir ülkeden cevap gelmedi. Sadece adanın yarı buçuğunda kurulu GKRY den yoğun eleştiriler geldi ki, Rum tarafı zaten her Allah’ın günü bunu yapıyordu…

Rum tarafı bununla da yetinmedi. KKTC’yi temsilen gelen yetkililerin BM üye ülkelerin temsilcileri ile yapmak istedikleri görüşmelerin engellenmesi için her ülkeden talepte bulundular.

Dikkat edilecek olursa neredeyse bir asırdan beri süregelen Kıbrıs konulu görüşmelerde konu hep adada yaşayan Türkler, Türklerin nasıl yönetileceği ile ilgilidir.

Bugüne değin yaşanan müzakere süreçlerinde hiç Rumlarla ilgili bir konunun görüşüldüğünü duydunuz mu?

Ancak ada tarihine bakıldığında daima Kıbrıs Türk’ünün yaşam mücadelesine yön veren Rum eziyeti ve ambargoları görülecektir.

Ticaretten eğitime, turizmden türlü etkinliklere, spor müsabakalarından müziğe hangi alana baksanız, hangi alanda uluslararası bir etkinlik yapmaya kalksalar Türklerin karşısına bir Rum engeli çıkar.

Adayı kendi ülkeleri gibi gören, Kıbrıs Türk’lerine azınlık haklarından bir fazlası dahi verilemez diyen bu Rumlarla aynı çatı altında nasıl yaşanır?

Hele ki, yıllarca katliama uğramış, evleri malları yakılıp yıkılmış, yaşadıkları topraklardan sürülüp atılmış olan bu insanlara şimdi yeniden zorlayarak iç, içe yaşayacaksınız nasıl denir?

Aslında şu anda adada görülen gerçekler, yaşamın içinden izlenimler o kadar net, o kadar açık ki…

Adanın kuzeyinde Türkler, güneyinde Rumlar yaşıyor. Her iki halkında kendine ait devleti var. Halklar hayatlarından memnun.

Ne Rum halkı, ne de Türk halkı iç içe yaşamak istemiyor. Hele ki, Türklerin bu yönde hiçbir talebi yok, onlar kendi geleceklerini kurdukları KKTC devleti içinde planlamak bu devletin içinde yaşamak istiyorlar.

Zaten dili, dini, kültürü birbirinden tamamen farklı bu iki halkın bir arada yaşaması imkânsız. Yıllar önce bunun mümkün olamayacağı Rumların türlü eziyetleri, yaptıkları katliamlarla ile acılı bir şekilde yaşandı öğrenildi.

Türkler bu acılı dönemden çok çekti. Hala da Rum ambargolarıyla çekiyorlar.

Bu satırlar aracılığı ile BM üye devletlerine, AB ülkelerine, adada türlü menfaatler peşinde koşan devletlere sesleniyorum:

Ne istiyorsunuz Kıbrıs Türklerinden?

Bugüne değin hangi hukuk çerçevesinde davrandınız ki, Kıbrıs Türk’ünün elde etmiş olduğu tarihi ve hukuki kazanımlarından taviz talep ediyorsunuz?

Siz kimsiniz?

Kıbrıs adasıyla ilgili türlü tuzakları neden kuruyorsunuz?

Rum Yunan ikilisinin akıl almaz taleplerine evet derken; Kıbrıs Türk halkının, garantör Türkiye’nin haklı taleplerini neden göz ardı ediyorsunuz?

Şunu bilin ki, Kıbrıs adasında Kıbrıs Türk Halkı hep vardı, sonsuz kadar da var olacak. KKTC devleti de yaşayacaktır.

Siz ister bu devleti tanıyın, ister tanımayın; Anavatan Türkiye’nin garantörlüğü de bu devletin üzerinde olacaktır.

Bırakın şu Kıbrıs Türk’ünün peşini, düşün yakamızdan.

Yeter artık.

Atilla Çilingir
Atilla Çilingirhttp://www.atillacilingir.com/
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.

Seçtiklerimiz

spot_img