Gücünü Yüce Yaratan’dan alarak Putperestliği din edinmiş ilkel toplumunu İnsanlık âlemine örnek olacak medeni bir topluma dönüştürmeyi başaran Yüce Peygambere Selam olsun;
“Güzel ahlakı tamamlamak için’’ gönderildiği toplumda “Hanifelerdendi… Herkesin babasının adıyla anıldığı o toplumda onun adının önünde “Emin’’sıfatı vardı… Müslüman’ı, ‘’Elinden ve dilinden’’emin olunan olarak tanımladı…’’Birbirinizi namazlarınızla değil, şu üç şeyle imtihan ediniz; sır verdiniz ifşa etti mi, yola çıktınız sizi yarı yolda bıraktı mı, emanet verdiniz emanete sahip çıktı mı?’’O seçkin İnsanın haiz olduğu ahlak ‘’Kur’an Ahlakıydı’’O Yüce Yaratanın Seçkin Kulu Hz. Muhammed’idi.
O ahlak peygamberine gelen ilk ayet ‘’Oku, Allah’ın adıyla oku…’’ der ve devam eder… Eğer Kur’an’ın indiği İslam Âlemi gelen ayetlerin şuuruna vakıf olsaydı, ahlak Peygamberinin yaşadığı toplumunda verdiği nitelikli kavganın önemine vakıf olabilseydi, çağdaş medeniyetlerin öncüsü olmalıydı. ABD den daha önce Aya çıkmış olmalıydı. Uzay istasyonlarını kurmuş olmalıydı. Muasır medeniyetin diğer adıyla İslam’ın öngördüğü medeniyetin öncüsü İslam Ülkeleri olmalıydı…
*
Ahlak felsefesinin temel kavramları iyi, kötü, vicdan, ahlak yasası, kural, etik, irade ve ahlaki eylemdir
Ve Kur’an’ın muhatabına tanıdığı ölçü;
“Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma.”(Kasas, 28/77)
Dünyadan nasibimizi unutmayalım; ama dünyayı da amaç hâline getirmeyelim. Evimizi en güzel biçimiyle inşa edelim, servetimizi faydaya dönüştürelim, bilgimizi paylaşalım, zamanımızı değerlendirelim, insanlara faydalı olalım. Bütün bunları, yarını düşünerek yapalım, Allah’ın rızasına, buyurduğu sisteme uygun olarak yapalım. İnsanın bu dünyadaki asıl hesabı, kaç eve sahip olduğu değil; o evlerde nasıl yaşadığıdır. Aldığı değil, okuduğu kitaptır kişiyi ayrıcalıklı kılan; kazanılan para değil, faydaya dönüşen sermayedir önemli olan, kaç yıl yaşadığın değil, kaç kişinin hayatına dokunduğundur seni üstün kılan.
*
Kur’an-ı Kerim’in insanı uyarmak için “Asra yemin olsun…” diye başlaması boşuna değildir. Ardından gelen hüküm çok ağırdır: “İnsan gerçekten ziyandadır.” (Asr, 103/1-2) Neden? Çünkü zaman gidiyor. İnsan, giden zamanı geri getiremiyor.
Bir hadiste de beş şey gelmeden önce beş şeyin ganimet bilinmesi öğütleniyor: Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın, meşguliyet gelmeden boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden gençliğin ve fakirlik gelmeden zenginliğin. Demek ki nimet dediğimiz şeylerin hepsinin bir vadesi var. Ömrün de… Sağlığın da… Zenginliğin de… Boş zamanın da… Öyleyse mesele, ne kadar sahip olduğumuz değil; sahip olduklarımızı ne kadar anlamlı kullandığımızdır.


