Rûh sahiplerinin en şereflisi, dünyadan kemiyet / sayı ve keyfiyet / madde bakımından en çok yararlanan insandır. Bu insan; dünyaya pek çok düşkün olduğu hâlde, Yüce Allah, insana dünyayı kesben (çalışmamak şeklinde) değil, dünyayı kalben, mânen terk etmesi gerektiğini hissettiren duygular vermiştir.
Bazılarını nazara verelim:
İnsan, yaşlandığında, dünyanın güzel câzibeli / çekici şeyler üstünde; ömrünün bir gün sona ereceğinin damgasını ve acı mânasını görür. Dünyadan ürker hâe gelir. Fâni oluşa bedel, bâkî bir matlûbu / talep etmesini gerektiren şeyi arar.
x
Ahbâblarının yüzde doksandokuzu, dünyadan gidip, başka bir âleme göç ettikleri için, onlara karşı duyduğu ciddî muhabbet / sevgi sebebiyle, onların gittiği yere karşı bir özlem duyar. Ölüm ve eceli sevinçle karşılaması gerektiğini düşünür.
x
Kendindeki nihayetsiz zayıflık ve âcizliği, bazı şeylerle hisseder. Hayat yükü ve yaşamak külfetlerinin ne kadar ağır olduğunu anlar. İstirahata ciddî bir arzu duyar. Başka bir diyara gitmeye samimî bir istek hissetmeye başlar.
x
Mü’min / inanan insan, iman nûru ile görür ki, mevt / ölüm îdam / yok oluş değil; mekân değiştirmedir. Kabir ise, karanlıklı bir kuyu ağzı değil; nurlu, aydınlık âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şa’şaasına / gösterişine rağmen, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette, dünya zindanından Cennet Bağları’na çıkmak; usanç verip bunaltan cismanî hayat dağdağasından rahat bir âleme ve ruhların uçarcasına serbest oluş hallerine geçmek, ne büyük ferahlatıcı bir sonuçtur. Mahlûkatın sıkıntılı gürültülerinden sıyrılıp; Rahman’ın huzuruna gitmek, bin can ile arzu edilen bir seyahat, belki bir saadettir.
x
Çünkü, dünya, Samedânî / hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kitabıdır. Harfleri ve kelimeleri, kendilerine değil; belki, başkasının zât, sıfat ve isimlerine işaret ediyorlar. Öyle ise, mânasını bil, nakışlarını bırak.
x
Hem, dünya bir tarladır. Ek ve mahsûlünü al. Posasını at. Önem verme.
Hem, birbiri arkasında daima gelen geçen aynaların toplandığı yerdir. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, nurlarını gör. Onlarda zuhûr eden isimlerin yansımalarını anla. İsimlenenleri sev. Zevale / yokluğa ve kırılmaya mahkûm olan, o cam parçalarından alâkanı kes.
Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise, alış verişini yap, gel. Senden kaçan ve sana iltifat etmiyen kafilelerin arkalarından boş yere koşma. Yorulma.
Hem, geçici bir seyir yeridir. Öyle ise, ibret nazariyle bak. Zâhirî / görünüşdeki çirkin yüzüne değil; sonsuz güzellik sahibi olan Allah’a bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faydalı bir gezinti yap. Dön ve o güzel manzaraları gösteren perdelerin kapanmasiyle, akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme.
x
Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan kerîm olan Allah’ın izni dairesinde ye, iç, şükret.
Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git.
Saçma – sapan şeylerle, yersiz bir surette karışma. Karıştırma.
Senden ayrılan, sana ait olmıyan şeylerle mânasız uğraşma,
Geçici işlerine bağlanıp boğulma.
Zâhir hakikatlarla, dünyanın iç yüzündeki sırları gör.
Dünyadan ayrılığı son derece hafifleştir.
Uyanık, akıllı ve zeki olanları sevindir.
Rahmetinin her şeyde, bir izi bulunduğunu sezdir.


