27.8 C
Kocaeli
Pazartesi, Ağustos 24, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarTürk Hukuk Dilinin Türkçeleştirilmesi 

Türk Hukuk Dilinin Türkçeleştirilmesi 

“Konuştuğumuz Türkçe kadar Türk’üz!..” Sosyal medyada Alper Aksoy yıllardır bu ilke çevresinde Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce gibi dillerden dilimize girmiş sözcük ve kavramların yerine öz Türkçe karşılıklarının kullanılmasının önemine dikkat çekiyor.

Ben de bu görüşe Hukuk dilimizdeki kavramların Türkçeleştirilmesi konusundaki gelişmeleri ve görüşlerimi aktararak katkı vermek istiyorum.

Türk hukuk dilinin sadeleştirilmesi ve Türkçeleştirilmesi yalnızca bir dil reformu değildir. Adalete erişimi kolaylaştıran, kanunun anlaşılırlığını artıran ve hukuki güvenliği sağlayan tarihsel bir dönüşümdür.

Dönüşümün tarihsel sürecini 4 bölüme ayırabiliriz:

Osmanlı Dönemi (Mecelle ve Tanzimat Hukuku): Arapça ve Farsça kökenli, medrese eğitimine dayalı terminoloji hakimdir. Kavramlar halk dilinden tamamen uzaktır.

Cumhuriyet Devrimi ve Dönem Kanunlaştırmaları (1926-1930’lar): İsviçre, İtalya ve Almanya’dan alınan kanunlar Osmanlıca, Türkçe karması ağdalı bir hukuk diliyle tercüme edilmiştir.

Anayasa ve Dil Devrimi Hamlesi (1945 ve 1961): 1945 yılında 1924 Anayasası’nın dili Türkçeleştirilmiş (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yerine Anayasa denilmiş); Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarıyla hukuki terim ambarı sistemli şekilde sadeleştirilmiştir.

Son Dönem Yasaları (2000’ler): Yeni Türk Medeni Kanunu (2001), Türk Borçlar Kanunu (2011) ve Türk Ceza Kanunu (2004) ile asırlık ağdalı ifadeler terk edilerek, önemli ölçüde sadeleşmiş ve yaşayan Türkçeye yaklaşmıştır.

******************************

Kanunlar ve Kavramlar Nasıl Değişti?

1926 tarihli Borçlar Kanunu’nda yer alan “”Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır” İfadesi 2011 tarihli Türk Borçlar Kanunu’nda “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür” şeklini almıştır.

Burada hala değişmeyen bir kanun maddesine dayanarak verilen “mutlak butlan” kararının dil bakımından da yarattığı tartışmaları hatırlamak gerekir.

1926 tarihli Medeni Kanun’da yer alan “Her şahıs hakları ihraz ve borçları iltizam hususunda ehildir” ifadesi 2001 tarihli Türk Medeni Kanunu’nda “Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar… haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler “şeklinde sadeleşmiştir.

Mecelle’deki “dava üzerine … sene mürur-ı zaman cereyan ederse istima olunmaz” benzeri ifadeler yeni kanunlarda “Zamanaşımı süresi dolduktan sonra dava dinlenmez / hak düşer” şeklinde yer almıştır.

Türkçeleştirme sürecinde bazı köklü kavramlarda da değişimler yaşanmıştır:

“Cumhuriyet Savcısı”nın eski adı “Müddeiumumi”, “Dilekçe”nin “İstida / Arzuhal” idi. Bilirkişi’ye “ehl-i vukuf” deniyor, “yaptırım” yerine “müeyyide” kullanılıyordu.

Halkın çok benimsediği Arapça kökenli “Mahkeme”, “Hâkim”, “Kanun” kelimeleri halen kullanılıyor olsa da yargılama, yargıç, yasa sözcükleri de birlikte kullanılmaktadır. “Hukuk, adalet, hak” gibi temel kavramlar ise Türkçeleştirme dalgasının dışında kalarak dilimize kalıcı biçimde yerleşmiştir. Bu da göstermektedir ki Türkçeleşme, yabancı kökenli her kelimeyi silmek değil, anlaşılırlığı ve adalete erişimi önceleyen seçici bir sadeleşmedir.

Bunlar olumlu gelişmelerdir. Çünkü mahkemeler ve kanunlar halk içindir. Vatandaşın kendi hak ve borçlarını düzenleyen bir kanun metnini okuduğunda anlayamaması, Anayasal bir hak olan hukuki güvenlik ve adalete erişim ilkelerine açıkça aykırıdır.

******************************

Eleştiriler ve Cevapları

Hukuk dilinin sadeleştirilmesi ve Türkçeleştirilmesi hamlesi adalete erişimi kolaylaştırıp metinleri anlaşılır kıldı. Ancak bu dönüşümün “hukuki derinlik ve nitelik kaybına” yol açtığını savunan muhafazakâr yaklaşımlar da mevcuttur. Bu eleştirilerin başlıcaları ve cevapları şunlardır:

  • “Eski terimler asırlık doktriner nüanslar taşır, yeniler bunu karşılayamaz.”

Uygulamalar gösterdi ki, yeni türetilen Türkçe terimler (örneğin: “kesin hükümsüzlük”), eski terimin (“batıl”) sınırlarını ve hukuki sonuçlarını eskisinden çok daha net ve açık çizmektedir. Artık “izale-i şüyu” değil, “ortaklığın giderilmesi” davası deniyor. Bu kavram terimin anlamını daha iyi veriyor ve herkes bunu daha iyi anlıyor.

  • “Genç hukukçuların geçmiş yargı kararlarıyla bağı kopuyor.”

Hukuk yaşayan bir sistemdir. Geçmiş içtihatların dili güncel dile aktarılabilir; ancak yürürlükteki kanun geçmişin diliyle yazılamaz.

  • “Sadeleşme, hukukun teknik dilini günlük sokak diline indirger.”

Sadeleşme sokak dili kullanmak demek değildir; hukuki teknik terimlerin yaşayan Türkçe köklerle yeniden yapılandırılmasıdır.

Cumhuriyet dönemiyle başlayan ve 2000’li yıllardaki yeni temel kanunlarımızla (Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu) taçlanan Türkçeleşme hamlesi büyük bir zihinsel devrim yaratmıştır.

******************************

Bilişim Dili ve Hukuk Dilinin Türkçeleşmesinde Benzerlikler

Türkiye’de bilim, teknoloji ve hukuk alanında yürütülen Türkçeleştirme hamleleri; yalnızca bir dil tercihi değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir” anlayışına dayanan bir milli egemenlik ve aydınlanma mücadelesidir.

1960’lı yılların sonunda Türkiye’ye ilk bilgisayarlar girdiğinde dönemin aydınları ve akademisyenleri; computer, printer, memory, instruction, communication gibi kavramların aynen kullanılması gerektiğini savunmuştu. Bu teknolojiye Türkçe karşılıklar arayan Prof. Dr. Aydın Köksal’ın çabaları saçma bulunmuş, “Halk benimsemez, bu kelimeler tutmaz” denilerek gazete köşe yazılarında alay konusu edilmişti.

Ancak bilişimsel dilbilim uzmanı Prof. Dr. Aydın Köksal, Türkçenin yapım eklerine ve matematiksel mantığına güvenerek 2.500’ün üzerinde terim türetmiştir.

“Bilgisayar, bilgi işlem, bellek, yazıcı, komut, iletişim, yazılım, veri tabanı” gibi Aydın Köksal’ın türettiği kavramların tamamı halk tarafından kabul görmüştür. Bu durum, Türk milletinin mantıklı, yalın ve işlevsel olan yeni kavramları benimseme kabiliyetinin göstergesidir.

Prof. Dr. Aydın Köksal’ın bilişim alanında tek başına yaktığı meşale, Türkçenin bilim, teknoloji ve hukuk dili olarak ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ispatlamıştır.

“Kimse computer yerine bilgisayar demez” diyen anlayış nasıl mağlup olduysa; hukukta “Anayasa, dilekçe, zamanaşımı, yaptırım, bilirkişi kelimeleri tutmaz” diyen anlayış da toplumsal kabul karşısında erimiştir.

****

Elbette hukukta Türkçeleştirme ihtiyacı bitmiş değildir. Bugün de kanunlarımızda halkın kolay anlamadığı (intifa, irtifak, tefhim gibi) bir çok terim bulunmaktadır.

Ancak halkımızın yeni ve sade kavramları özümseme hızı göstermektedir ki hukuk dilinin Türkçeleşmesi geri döndürülemez bir süreç ve hayati bir kazanımdır.

Türk milleti, kendi hukukunu da kendi öz diliyle yazmaya ve uygulamaya devam edecektir.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img