Kader / İlâhî Takdir ve Cüz’-i İhtiyarî / insana Allah tarafından verilen, istediğini seçip yapma serbestlik ve yeteneği; İslâmiyet ve İman’ın son sınırını gösteren hâlî / şu anki ve vicdanî / vicdan ve hisle alâkalı bir İman’ın kısımlarındandır. Yoksa, bilimsel ve nazarî / kuramsal, teorik değillerdir. Yani, inanan kimsenin; her şey’i, hattâ iş ve hareketini, kendini Allah’a vere vere, tâ nihayette teklif ve sorumluluktan kurtulmaması için, cüz’-i ihtiyarî yeteneği önüne çıkar. Ona: “Sorumlu ve yükümlüsün.” der. Sonra, ondan meydana gelen iyilikler ve kusursuz oluş hâlleriyle gururlanmaması için, Kader karşısına çıkar. Der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.”
Evet Kader, Cüz’-i İhtiyarî / isteğini seçip yapma serbestliği; İman ve İslâmiyet’in son mertebesidir. Kader, nefsi gururdan ve Cüz’-i İhtiyarî nefsi sorumsuzluktan kurtarmak için, İman mes’elelerine girmişler. Yoksa, kötü fiillerinde direnen; inatçı, fenalıkları emredici nefislerin işledikleri kötülüklerin sorumluluğundan, kendilerini kurtarmak için Kader’e yapışmak ve onlara yapılan iyilik ve güzelliklerle övünmek, gururlanmak, Cüz’-i ihtiyarî’ye dayanmak; bütün bütün Kader’in sırrına ve Cüz’-i İhtiyarî’nin hikmet, gaye ve amacına zıt bir harekete sebebiyet veren bilimsel mes’eleler değildir.
Evet, mânen ilerlememiş halka göre; Kader için kullanılacak yerler vardır. Fakat onlar geçmişe ait musibet ve felâketlerdir ki; yeis, ümitsizlik ve üzüntülerin ilâcıdırlar. Çünkü artık geçen geçmiştir. Onlara takılmanın bir faydası yoktur. Zira, artık “Ya yeni hâl, veya izmihlâl.” geçerlidir. Nitekim geçmişte kalan âsilik, isyan ve itaatsizliklerin; gelecekte olacaklarla bir alâkası kalmamıştır ki, sefahet ve tembelliğe sebep olsunlar.
Demek ki, Kader mes’elesi; teklif ve sorumluluktan kurtarmak için değil, aslında övünme ve gururdan kurtarmak içindir ki, İman’a girmiş. Cüz’-i İhtiyarî, kötülüklere kaynak olduğu içindir ki, inanca dahil olmuş. Yoksa, güzelliklere kaynak olarak kibirlenmek için değildir.
Kur’an’ın dediği gibi: İnsan, kötülüklerinden tamamen sorumludur. Çünkü: Kötülükleri isteyen odur. Kötülükler yıkım cinsinden olduğu için, insan bir kötülük ile çok tahripler yapabilir. Dehşetli bir cezayı hak eder. Bir kibrit ile bir evi yakabilir. Fakat, iyi şeylerde övünmeye hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü, güzellik ve iyilikleri isteyen ve gerektiren İlahî Rahmettir. İcat eden Rabbanî kudrettir. Dua eden / çağıran ve sebep; ikisi de Hak’tandır. İnsan; sadece dua, iman, şuur / bilinç ve rıza ile onlara sahip olur.
Fakat kötülükleri isteyen, insanın kendisidir. Nasıl ki, güneşin ışığından bazı maddeler siyahlaşır ve kokuşur. O siyahlık, onların istidadına aittir. Fakat o kötülükleri, çok işleri içeren bir İlahî Kanun ile icat eden yine Hak’tır.
Demek ki, sebep olan, yol açan ve istemek nefistendir ki, sorumluluğu o çeker. Hakk’a ait olan yaratmak ise, daha başka güzel sonuçlar doğurduğu için güzeldir, hayırdır. Bu sırdandır ki: Şerri işlemek şerdir / kötüdür. Şerri yaratmak şer / kötü değildir. Nasılki, pek çok faydalar sağlayan bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez: “Yağmur rahmet değil.” Çünkü, yaratmada -görünüşte- az bir zararla beraber çok büyük hayırlar vardır. Az bir şer için, birçok hayır ve faydalardan vazgeçmek; işte o zaman, büyük bir şer ve kötülük olur. Bunun içindir ki, o azıcık şer; hayır hükmüne geçer.
Allah’ın yaratmasında ise, şer ve çirkinlik yoktur. Şer ve çirkinlikler; kulun kabiliyetine ait olan kusurlardan ileri gelmektedir. Kaldı ki, İlahî Kader netice bakımından şerden ve çirkinlikten münezzeh ve uzaktır. Öyle ki, sebep itibariyle de, zulüm ve çirkinlikten temiz ve uzaktır. Zira: Kader, hakîkî sebeplere bakar adâlet eder. İnsan ise, gördüğü sebeplere göre hükmünü verir. Kader’in aynı adaletinde zulme düşer.
Meselâ: Hâkim seni hırsızlıkla mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen hırsız değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İlahî Kader de seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat Kader, o gizli katil oluşun için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan -katl işinden- masum olduğun hırsızlığa dayanarak seni mahkûm ettiği için zulmetmiştir.
İşte bir şeyde iki cihetle Kader’in adâleti ve insan kesbinin / kazandığının zulmü görünür. Demek ki Kader: Başlangıç ve sonuç, asıl ve ayrıntı, sebep ve sonuçlar bakımından şer / kötülük, çirkinlik ve zulümden münezzeh ve uzaktır.


