29.4 C
Kocaeli
Pazartesi, Ağustos 10, 2026
Ana SayfaGüncelAvrupa, Irak ve Lübnan'daki Federasyonlar

Avrupa, Irak ve Lübnan’daki Federasyonlar

“Çerçeve yasa” bir başlangıç. PKK/DEM kanadına göre, “bin adımlık yolun ilk adımı.” Devamında teröristbaşı Öcalan’ın ifadesiyle, “Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli” büyük bir tarihi değişim olacak.

Türkiye’yi iki veya üç ortaklı bir devlet haline getirecek; özerk bölgeler, kantonlar, federasyon, konfederasyon kavramlarının yer aldığı bir modele geçiş hazırlığı yapılıyor.

Önceki yazımızda, Avrupa’daki federal modellerin Türkiye’ye neden uymayacağını sosyolojik gerekçelerle ele almıştık. Bugün ise meselenin Ortadoğu boyutuna bakalım.

****

Bazı Avrupa ülkelerinde (İngiltere, Hollanda, İspanya gibi) rejim şeklen monarşi ama ileri demokrasi uygulanıyor. Buna karşılık, Ortadoğu’daki “tabela cumhuriyetlerinde” (Suriye Arap Cumhuriyeti, Irak Cumhuriyeti, İran İslam Cumhuriyeti vd.) demokrasi yok.

İsviçre, Almanya ve Fransa yönetim şekli olarak “Cumhuriyet” (veya Konfederasyon) olmalarına rağmen, bu kavramın içini boş sloganlarla değil; yüzyıllara dayanan sosyolojik evrim ve sarsılmaz anayasal kurumlarla doldurmuşlardır.

Fransa Anayasası’nın 1. Maddesi ülkeyi “Bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet” olarak tanımlar. Fransa, yerel yönetimlere geniş yetkiler verirken, bu yetkileri asla siyasi bir özerklik veya “bölünme” aracı yapmaz.

Almanya’da Federal yapı, Alman Anayasa Mahkemesi’nin tavizsiz hukuki denetimi altındadır.

Dünyada demokrasinin belki de en doğrudan (referandumlar yoluyla) uygulandığı İsviçre’de kanton sistemi, “yerel diktatörlüklere” veya feodal ağalıklara evrilmez. Çünkü İsviçre sosyolojisinde yüzyıllardır hür ve eşit birey olma bilincini içselleştirmiş bir yurttaşlık kültürü vardır.

Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi aşiret bağlarının, feodalitenin, tarikat/cemaat ilişkilerinin ve en önemlisi silahlı bir terör örgütünün vesayet kurmaya çalıştığı sosyolojik zeminlerdir. Buraya Avrupa’nın “federal” veya “özerk” şablonlarını (Çerçeve Yasa artı Yerel Yönetimler Şartı yoluyla) monte etmeye kalkarsanız; evrileceği yer asla bir İsviçre kantonu veya Alman eyaleti olmayacaktır.

Evrileceği yer, vatandaşın feodal yerel güçlere teslim edildiği “yerel diktatörlükler” ile zamanla etnik temizliğe ve iç savaşa giden bir “Balkanizasyon” veya “Yugoslavya sendromu” olacaktır.

Özetle, Avrupa’da eyalet ve kantonlar; özgür bireylerin hukukun üstünlüğüne dayalı, “birleştirici” idari şemsiyeleridir. Türkiye’de alt yapısı yapılmaya çalışılan siyasi özerklik modelleri ise, etnik ayrılıkçılığın ve feodal tahakkümün “ayrıştırıcı” silahından başka bir şey olamaz.

**********************************

İstenen Sistem Irak ve Lübnan Modeline Çok Benziyor

Türkiye’de yeni tasarlanan modelin Irak ve Lübnan örneği ile benzerliği dikkat çekicidir. Bu aşamada Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Kürt, biri Alevi olsun” sözünü düşünelim.

Bir devlette üst düzey makamların liyakate, seçim başarısına veya ehliyete göre değil de doğrudan etnik köken ve inanca (Kürt, Alevi, Sünni vb.) göre tahsis edilmesi uygulaması için Irak ve Lübnan örneklerini incelemek gerekir.

2003 ABD işgali sonrası Irak’a, ülkeyi “demokratikleştireceği” iddiasıyla tıpkı Avrupa’daki gibi bir federal anayasa (2005) dayatıldı. Ülke fiilen üçe bölündü: Kuzeyde Kürtler, merkezde Sünni Araplar, güneyde Şii Araplar.

Irak’ta Cumhurbaşkanlığı Kürtlere, Başbakanlık Şiilere, Meclis Başkanlığı Sünnilere verildi. Yardımcılıklar ve bakanlıklar da aynı formülle bölüşüldü.

Kürtlere ayrılan makamlar ve bakanlıklar sadece Kürt partilerin, Şiilere ayrılanlar ise Şii örgütlerin “şahsi kasası ve kadrolaşma alanı” haline geldi. Devletin hiyerarşisi ve “İdarenin Bütünlüğü” parçalandı. Bu ayrışma, devleti o kadar felç etti ki, IŞİD gibi bir terör örgütü ülkenin üçte birini birkaç günde işgal edebildi.

Almanya’da eyaletler tarihsel bir uzlaşıyla birleşirken; Irak’taki anayasa, işgal altındaki bir ülkeyi etnik ve mezhepsel fay hatlarından resmen böldü.

İsviçre veya Almanya’da eyaletlerin kendi orduları yoktur, sadece yerel polis teşkilatları vardır. Irak’taki özerk yapıda ise Erbil kendi silahlı gücünü (Peşmerge) kurdu. IŞİD krizi patlak verdiğinde, Irak ulusal ordusu çökerken Peşmerge kendi sınırlarını genişletmek için hamle yaptı. Bir devlette iki farklı ordu olması, kaçınılmaz olarak namluların birbirine dönmesine yol açtı.

İsviçre’nin kantonları veya Almanya’nın eyaletleri, kendi anayasal sınırları içinde hizmet yarışındayken; 2003 sonrası Irak’a dayatılan etnik federalizm, ülkeyi bitmek bilmeyen bir petrol, toprak ve kimlik savaşına soktu.

Lübnan’da Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanı ise Şii Müslüman olmak zorundadır. Yardımcılıklar ve bakanlıklar da bu kotalara göre dağıtılır.

Böyle olunca kimse “Lübnanlı” olarak aidiyet hissetmedi. Her memur, her bürokrat liyakate değil, kendi mezhebinin siyasi liderine sadakat duydu. Bakanlıklar hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkıp, o mezhebin “ganimet kapısına” dönüştü. Sonuç, başkentinde aylarca çöp toplanamayan, kendi elektriğini üretemeyen, merkez bankası iflas etmiş ve silahlı yapıların (Hizbullah vb.) esir aldığı “çökmüş bir devlet” oldu.

**********************************

Helvayı Kim Pişiriyor?

Adının cumhuriyet olması bir devleti nasıl demokrat yapmıyorsa; yerel yönetimlere “siyasi özerklik” veren ‘Avrupai’ görünümlü yasalar çıkarmak da o bölgelere özgürlük getirmez.

İsviçre’nin demokratik kanton modelini alıp aşiretlerin, feodal ilişkilerin ve silahlı yapıların baskın olduğu bir sosyolojiye dikmeye kalkarsanız; biçeceğiniz tek şey, vatandaşı ezen yerel diktatörlükler ve ülkeyi paramparça edecek etnik çatışmalardır. Bize dayatılan ‘demokratik özerklik’ masalı, hukukun üstünlüğünün değil, yerel feodalitenin ve bölücülüğün kılıfıdır.

Merkezi hükümetten koparılmış, mali ve idari denetimden çıkmış yerel özerk yapılar, küresel güçlerin (ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri) doğrudan manipüle edebileceği, fonlayabileceği ve Türkiye’ye karşı koçbaşı olarak kullanabileceği zayıf ve kullanışlı aparatlara dönüşür.

Zaten bu, başta ABD/İsrail olmak üzere, emperyalist devletlerin geliştirdiği ve mevcut iktidara dayattığı bir projedir.

Yandaş gazeteci Abdülkadir Selvi sürecin kimlerin eseri olduğunun itirafı gibi yazdı: Süreç için Erdoğan ve Bahçeli’nin iradesi yanında “ABD’nin desteği yanımızda. Irak ve Suriye’deki denklem de yanımızda. Öcalan sorumluluk üstlenmiş durumda. Un var, şeker var, yağ var; sıra helvayı yapmaya geldi.”

ABD/İsrail/PKK/Öcalan’ın pişirdiği helvayı yemeye hazır mıyız?

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img