Hükümetin “Fahiş Fiyatla Mücadele” için seçtiği yöntemlerin en az 1700 yıllık geçmişi olduğunu biliyor muydunuz?
Ticaret Bakanlığı fahiş fiyat artışı ve stokçuluk uygulamalarına karşı piyasa denetimleri yapıyor. Bakanlık özellikle sebze-meyve, kırmızı et, tavuk eti ve zincir marketlerdeki etiket ile haksız fiyat artışlarına odaklanıyor. Sanal mağazalar da denetim ve yaptırım kapsamına alındı. Yapılan denetimlerin sonucunda haksız kazanç sağladığı tespit edilen işletmelere ağır para cezaları uygulanmakta.
Geçtiğimiz hafta Kütahya Çavdarhisar’da bulunan AİZANOİ Antik Kentinde “Macellum” denilen “Dünyanın ilk ticaret borsasının” duvarlarının kalıntılarını gördüm. Bu kalıntılardan Roma imparatorluğu döneminde (MS 301) enflasyon ve fahiş fiyatla mücadele yöntemi olarak “EMİR ve CEZA yönteminin” kullanıldığını öğreniyoruz.
Aslında aynı yöntemin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde de kullanıldığını biliyoruz. Enflasyonla mücadelede başarısız olan kudretli yöneticilerin sık sık emir ve ceza yöntemine başvurduğunu ve hepsinin de başarısız olduğunu tarih yazıyor. Bu yüzden devleti yönetenlerin bu ilk borsa tecrübesini öğrenmeleri gerekiyor.
Bundan 1725 yıl önce yapılan ilk borsanın duvarlarında yaklaşık 1500 kalem mal ve hizmetin (yağdan ayakkabıya, köleden avukatlık ücretine, balıktan öğretmen maaşına kadar) devletçe belirlenmiş tavan fiyatları taş bloklara kazınmış. Bu yazılar okunabilir şekilde günümüze ulaşmış.
Milattan sonra 301 yılında, Roma İmparatorluğu muazzam bir krizin pençesinde kıvranıyordu. Bu dönemde, bitmek bilmeyen savaşlar, istikrarsızlık ve en önemlisi paranın (Denarii) içindeki gümüş miktarının sistematik olarak düşürülmesi (devalüasyon), imparatorluğu tarihin gördüğü en azgın enflasyonlardan biriyle baş başa bırakmıştı. Gün geçtikçe para pul oluyor, etiketler ise her gün katlanıyordu.
İşte tam bu kaosun ortasında İmparator Diocletianus, iktisat biliminin temel kurallarına aykırı, ancak siyaset tarihinin en çok sevdiği o “pratik” çözüme sarıldı: Fiyatları emirle sabitlemek!
Roma İmparatoru Diocletianus, tarihe “TAVAN FİYATLAR FERMANI” olarak geçecek olan meşhur kararnamesini ilan etti. Amacı, serbest piyasanın kendi dinamikleriyle yükselen fiyatları devletin demir yumruğuyla aşağıda tutmak, enflasyonu ve paradaki değer kaybını “fiyatları dondurarak” durdurmaktı.
İmparator bu fermanı Kütahya Çavdarhisar sınırları içinde yer alan ve dünyanın ilk ticaret borsası kabul edilen Aizanoi Macellum’unun taş duvarlarına kazıttı.
**********************************
Tavan Fiyatlar Fermanına Uymayanım Cezası
Diocletianus’un TAVAN FİYATLAR FERMANINA uymamanın cezası çok ağırdı: Fermanı ihlal eden, malını fahiş fiyattan satan ya da daha fazla kâr etmek amacıyla malı piyasadan gizleyip stokçuluk yapan herkes İDAM edilecekti.
Buna rağmen imparator piyasaya diz çöktüremedi. İktisat kanunları, imparatorluk kılıcından daha keskin çıktı. Ölüm tehdidine rağmen hiçbir tüccar, maliyetinin altındaki bir fiyata malını satmaya yanaşmadı. Üreticiler üretimi durdurdu; tüccarlar mallarını tezgahlardan çekip depolarda saklamaya başladı.
Sonuç, İktisat tarihçisi Lactantius’un ifadesiyle: “Çok kan döküldü, mallar piyasadan gizlendi, kıtlık daha da kötüleşti ve fiyatlar karaborsada katlanarak artmaya devam etti.”
Fiyatı emirle sabitleyerek enflasyonu bitireceğini sanan Roma devleti, kendi eliyle tarihin ilk büyük karaborsa ekosistemini ve mal kıtlığını yaratmıştı. Diocletianus’un fermanı, enflasyonu durduramadığı gibi Aizanoi’nin arkeolojik kalıntılarına bir “iktisadi fiyasko anıtı” olarak miras kaldı.
Bu büyük ekonomik bozgun, Roma İmparatoru Diocletianus’un sonunu hazırladı. Emirle ekonomiyi yönetmeye kalkışmanın yarattığı kıtlık, toplumsal huzursuzluk ve piyasanın felç olması, Diocletianus’un imparatorluk üzerindeki mutlak otoritesini tamamen sarstı. Diocletianus, fermanın başarısızlığından kısa bir süre sonra, MS 305 yılında tahtı bırakmak ve imparatorluktan uzaklaşmak zorunda kaldı.
Roma’yı demir yumrukla yöneten hükümdar, ömrünün son yıllarını özel sarayında siyasetten uzak, lahana yetiştirerek geçirdi. Piyasayla inatlaşmanın bedelini imparatorluğu kaybederek ödeyen Diocletianus, arkasında “iktisat kurallarına meydan okuyan liderlerin hazin sonu”na dair zamansız bir ders bırakmış oldu.
**********************************
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Değişmeyen Genetik
Bu tecrübe ne yazık ki sonraki nesillere ders olmadı. Osmanlı İmparatorluğu da 19. yüzyıla kadar fiyatları devlet eliyle belirleyen “Narh Sistemi” ile piyasayı yönetmeye çalıştı. İsyanlardan çekinen devlet fiyatların milim oynamasına izin vermez; uymayan esnafı falaka, dükkân kapısına kulağından çivileme veya sürgünle cezalandırırdı. Fakat bu cezalar bile fiyatların yükselmesini durduramadı.
Cumhuriyet döneminde, II. Dünya Savaşı şartlarında çıkarılan Milli Korunma Kanunu (1940) devlete fiyatları belirleme, ürünlere el koyma, hatta vatandaşı zorunlu çalıştırma gibi sınırsız yetkiler veriyordu.
Muhalefetteyken bu “sopa” ekonomisine ateş püsküren Demokrat Parti, iktidara gelip enflasyon dalgasına yakalanınca 1956’da aynı kanunu geri getirdi.
Günlük piyasa müdahaleleri ticareti öyle bir kilitledi ki, ülke en basit hammaddeyi ithal edecek dövizi bulamaz oldu. Bu macera 1958’de devletin borçlarını ödeyememesi (Moratoryum) ve IMF istikrar programıyla sonuçlandı.
**********************************
2026 Model İktisat Yöntemi
Geldik günümüze… “Terör örgütlerinin başını nasıl ezdiysek fiyatlardaki yükselişin belini de öyle kıracağız” felsefesi, 1700 yıllık “ağır yumruk” refleksinin modern tezahürüdür.
Zabıta denetimleri ve tanzim çadırları çare olmayınca, Haziran 2026’da beyaz et sektörünün devleri sayılan 13 büyük firmaya “fahiş fiyat ve stokçuluk” suçlamasıyla “Denetim Kayyımı” atandı. Şafak operasyonlarıyla CEO’lar, patronlar gözaltına alındı. Bereket versin mahkemeler kısa sürede bu absürt kararı kaldırdı da tavuklar kümeslerde sahipsiz kalmadı.
Tavuk şirketlerine savcı yollayıp kayyım dikince; döviz kuru, ithal yem fiyatları, elektrik faturaları, mazot maliyetleri ve asgari ücret de emirle aşağı iniyor mu? Tabii ki hayır.
Etiketlerin çıldırması bir sebep değil; yanlış politikaların ve öngörülemeyen maliyet artışlarının kaçınılmaz bir sonucudur. Devlet maliyeti düşürmek yerine etiketle savaşırsa, piyasa kendi ara formülünü üretir.
İdam cezaları, kulağından çivileme gibi cezalar bile arz-talep kanununu bükemedi. “Ağır para cezalarının” da arz talep kanununa yenileceği açık.
Haziran 2026 tarihli denetim ve cezalar ile “Tavukçulara Şafak Operasyonu” gibi haberler 1700 yıllık tarihi tecrübeden ders çıkarılmadığını gösteriyor.



