Devlet, kaba kuvvetten ibaret bir aygıt değildir; onu çetelerden veya zümre tahakkümlerinden ayıran ve meşru kılan yegâne unsur hukuktur.
“Kanun devleti” ile “hukuk devleti” kavramları birbirinden farklıdır. Totaliter rejimlerde bile, biçimsel olarak kanunların varlığı ve bunlara uyulması ülkeyi “kanun devleti” yapmaya yeter.
Oysa “hukuk devleti”, çıkarılan kanunların evrensel adalet ilkelerine, insan haklarına, liyakate ve anayasal sınırlandırmalara uygun olmasını şart koşar. “Kanun devleti” gücü yasallaştırırken “hukuk devleti” gücü adaletle sınırlandırır.
Türkiye’de son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler ve fiili uygulamalar, Türkiye’yi evrensel hukuk devleti standartlarından adım adım uzaklaştırmıştır. Devletin kurumsal hafızası ve denge-denetleme mekanizmaları ağır bir tahribata uğramıştır. Şekil olarak Meclis’ten geçen veya KHK ile yürürlüğe konan pek çok düzenleme, özü itibarıyla hukuk devletini aşındıran birer araca dönüştürülmüştür.
**********************************
“Bağımsız Yargı” Söylemi ve Acı Gerçekler
İktidar çevreleri her fırsatta “yargının bağımsız ve tarafsız olduğunu” iddia ediyor. Ancak aşağıda bahsedeceğim bazı yasal düzenlemeler bu söylemi yalanlamaktadır.
Eğer yargı bağımsızsa; Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesinde yapılan değişiklikle, soruşturma aşamasında savcı ve hakimlere emir ve talimat vermek neden suç olmaktan çıkarılmıştır?
Cumhuriyet savcılarının resen soruşturma başlatma iradesi, neden, fiilen siyasi otoriteyle uyumlu, Başsavcılık makamlarının iznine tabi kılınmıştır?
Yargıyı “bağımsız ve tarafsız” olmaktan çıkaran yasal düzenlemelerden başka örnekler verelim.
- Hakimlerin en büyük güvencesi olması gereken “coğrafi teminat” sisteme dahil edilmemektedir. Bugün siyasi nitelikli davalarda iktidarın arzu etmediği yönde karar veren bir hâkimin, ertesi gün ülkenin bir başka ucuna sürülmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
- İstenen kararı verenlerin ödüllendirildiği, hukuka uyanların görevden alındığı bir sistemde bağımsızlıktan söz edilemez. Üstelik, HMK 46. maddedeki değişiklikle, kasıtlı veya ağır kusurlu kararlarıyla vatandaşın hayatını karartan yargıçlara doğrudan tazminat davası açılabilmesi de engellenmiş, yargısal hesap verebilirlik ortadan kaldırılmıştır.
- HSK’nın yapısını Prof. Dr.Fikret Erenşöyle eleştiriyor: “2017’de Hâkimler Savcılar Kurulu 13 üyeye düşürüldü. 13 üyenin 13’ünü de siyasal iktidar seçiyor. Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Böyle hukuk devleti mi olur? Bu yönetim tarihe en diktatoryal devlet biçimi olarak geçecektir. Siz (HSK’yı düzenleyen) 159’uncu maddeyi değiştirerek, devletin değiştirilemez temel niteliklerinden birini yani hukuk devletini ortadan kaldırdınız.”
- Danıştay, “HSK kararlarına karşı kanun yolu kapalıdır” diye hüküm verdi. Eski Yarsav Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na göre, “Danıştay’ın kararı ‘yargı, artık bir silahtır ve iktidar değiştirilmeden bu durum değiştirilemez’ anlamına gelmektedir. Ve HSK artık kanun koyucu gibi davranmaktadır.”
- Dosyalara otomatik gizlilik (kısıtlama) kararları getirilmektedir. Sanıklar neyle suçlandıklarını bilmeden aylarca tutuklu kalmaktadır. Bu durum tutuklamayı bir tedbir olmaktan çıkarıp peşin cezaya dönüştürmüştür. CMK 153. maddedeki değişikliklerle “katalog suçlar” gerekçe gösterilerek yapılan bu uygulamaların evrensel hukuk standartlarına uymadığı kuşkusuzdur.
- 2014 yılında ihdas edilen Sulh Ceza Hakimliklerinin yapısı bir olağanüstü yargı pratiği yaratmıştır. Tutuklama, arama, el koyma gibi en kritik kararları alan bir Sulh Ceza Hakiminin kararına sadece bir sonraki numaralı Sulh Ceza Hakiminin bakabilmesi, etkili itiraz yolunu tıkamaktadır.
**********************************
Özgürlük ve Mülkiyet Hakkı İhlalleri
Düşünce, ifade ve inanç özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalar artmıştır.
Bir üniversite öğrencisi veya memur adayı, sosyal medyada ekonomik krizi eleştiren veya iktidarın politikalarına ters düşen bir inanç/düşünce beyanında bulunduğunda, anında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” veya “terör propagandası” gibi ağır torba suçlamalarla karşı karşıya kalabilir. AYM bu konuda “ifade özgürlüğüdür” dese bile, yerel mahkemeler bunu dikkate almayabilir.
Ömrünü devlete, bilime veya işine adamış saygın bir bürokrat, aydın veya iş insanı, iktidarın bir uygulamasına karşı çıktığı için hedef tahtasına oturtulabilir. Savunması dahi alınmadan, kimliği belirsiz “gizli tanık” ifadeleriyle hazırlanan mesnetsiz bir iddianame sızdırılarak yandaş medyada manşet yapılır. Onur, şeref ve itibar suikastları ile hayatı zindana çevrilebilir.
İnsanlar iktidarın çizdiği inanç ve düşünce kalıplarına “görünürde” uymak zorunda olduklarını hissederler. Otosansür kurumsallaşır.
****
Mülkiyet Hakkı ve Masumiyet Karinesi ihlalleri yaygınlaşmıştır. OHAL KHK’ları kalıcılaştırılarak, kesinleşmiş bir yargı kararı (mahkûmiyet) olmadan şirketlere kayyım atanması ve şahsi mallara el konulup satılabilmesinin önü açılmıştır. Bu durum, mülkiyet hakkının özüne dokunduğu gibi yabancı ve yerli sermaye için “hukuki güvenlik” ilkesini de ortadan kaldırmıştır.
Vergisini veren, istihdam yaratan bir sanayicinin, hakkında somut bir delil olmaksızın, sadece soyut bir “iltisak” (bağlantı) iddiası veya isimsiz bir ihbar mektubuyla bir sabah şirketine kayyım atanabilir. Mahkeme süreci yıllarca sürer. Kişi yıllar sonra beraat etse bile, o süreçte şirketi liyakatsiz ellerde iflasa sürüklenmiş veya yok pahasına satılmış olabilir.
Mülkiyet garantisinin olmadığı yerde yerli yatırımcı parasını yurt dışına kaçırır, yabancı sermaye ise ülkeye adım atmaz.
**********************************
Devletin Kendini Denetleyebilme Kapasitesi
Bir devletin ciddiyeti, kendi kendini denetleyebilme kapasitesiyle ölçülür. Maalesef Türkiye’de yürütmeyi denetlemesi gereken mekanizmalar bilinçli bir şekilde işlevsizleştirilmiştir.
İdari ve Mali Denetimin Zayıflatılması: 1945 kuruluşlu Hesap Uzmanları Kurulu ve 1879 kuruluşlu Maliye Teftiş Kurulu gibi devletin köklü denetim mekanizmalarının KHK ile kapatılması, devletin kurumsal hafızasını yok etmiş ve yürütmenin mali denetimini zaafa uğratmıştır.
Sayıştay’ın İşlevsizleştirilmesi: TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen Sayıştay’ın, tespit ettiği suç unsurlarını doğrudan savcılığa bildirme yetkisinin sınırlandırılması, anayasal “denge ve denetleme” ilkesine vurulmuş ağır bir darbedir.
TBMM Etkisizleştirilmesi: Cumhurbaşkanlığı Sisteminde kanunlar çoğunlukla Saray’da hazırlanmakta TBMM’de usulen onaylanmaktadır. “Torba Yasa” uygulaması kalıcılaşmıştır. Birbirinden tamamen alakasız onlarca kanun, TBMM komisyonlarında yeterince tartışılmadan, uzman görüşü alınmadan bir torba içinde gecenin bir yarısı geçirilmektedir. Bu durum TBMM’ni etkisizleştirmektedir.
Denetimsiz güç mutlaka yozlaşır. Devletin ayakta kalması, iktidarın denetlenebilmesine bağlıdır.
Yargı ve denetim kurumlarının tahribatı devletin beka meselesidir.
Bu tahribatın faturasını vatandaşlar yoksullaşarak; özgür ve onurlu yaşama umutlarını kaybederek ödemektedir.


