23.8 C
Kocaeli
Çarşamba, Haziran 17, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarTeknoloji Prangası

Teknoloji Prangası

Batı’nın normatif değerlerine göre, bir toplumun ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak için gökdelenlerine, hızlı trenlerine, savaşma ve savunma gücüne veya cep telefonlarının, bilgisayarlarının işlemci hızına bakmak yeterli oluyor.

Bu doğru mu?

Doğru olan, yaşlısına, çocuğuna ve teknolojiye ayak uydurmakta zorlanan insanına nasıl davranıldığıdır. Medeniyet, en güçlülerin değil, en kırılganların hayatını kolaylaştırabildiği ölçüde anlam kazanır.

Batı sistemi insanlığı değil, verimliliği; duyguları değil, algoritmayı; vicdanı değil; görselliği, reytingi seçmiş durumda.

Bugün seksen yaşındaki bir insan, bankadaki hesabını kontrol etmek için akıllı telefon kullanmak zorunda kalıyor. Hastaneden randevu almak için uygulama indirmesi gerekiyor. Tren bileti almak için gişe arıyor; ama çoğu zaman karşısına yalnızca bir ekran çıkıyor. Markette kasiyerle iki kelime sohbet etmek yerine, soğuk ve duygusuz bir makineyle baş başa kalıyor.

Bütün bunlar bize “kolaylık”, “insan dehasının ürünü”, “çağdaş nimet” diye sunuluyor.

Elbette teknoloji hayatı kolaylaştırmaktadır. Kimse eskiye dönelim, her işi elle yapalım demiyor. Önemli soru şu: Kolaylık kimin için? Teknolojiyi rahatlıkla kullanabilen gençler için mi, yoksa gözleri iyi görmeyen, parmakları titreyen, küçük bir ekrana yabancı olan yaşlı insanlar için mi? Özellikle hayatının yarım asrını devirmiş insanlar, gençlerin, hatta çocuklarının yardımı olmadan günlük ihtiyaçlarını gidermekte zorlanıyorlar.

Bir insanın en temel haklarına ulaşabilmesi için başkasına muhtaç hâle gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir meseledir. Çünkü bağımsızlık yalnızca ekonomik bir mesele değildir; insanın kendi işini kendi görebilmesi, onurunun ve özgürlüğünün de bir parçasıdır. Teknoloji adlı prangaya mahkum edilen birinin özgür olduğunu söylemek ne kadar doğru olur?

Ömrü boyunca çalışan, çocuk yetiştiren, vergisini veren, bu ülkenin yollarını, okullarını, fabrikalarını inşa eden insanlar bugün bir hastane randevusu almak için torunundan yardım istemek zorunda kalıyor. Kimisi çekiniyor, kimisi mahcup oluyor, kimisi de hiç uğraşmıyor ve hakkından vazgeçiyor. Bu sonuç, ne kadar adildir, ne kadar insanidir?

Batı’nın ahlak yapısına göre şekillenen sosyal yapımızda teknolojiyi kullanırken ayağımıza kurşun sıkıyoruz, kendimizi değersizleştiriyoruz, en yüce değerlerimizden vefayı öldürüyoruz.

İşte asıl kayıp burada başlıyor.

Teknoloji yalnızca makineleri değil, insan ilişkilerini de dönüştürüyor. Eskiden mahalledeki bakkal müşterisini tanırdı. Bankadaki görevli yaşlı müşterinin işini sabırla hallederdi. Tren gişesindeki görevli, bileti verirken birkaç cümle de olsa sohbet ederdi. Şimdi ise her şey hız üzerine kurulu. İnsanlar değil, sistemler konuşuyor. Sorularımıza insanlar değil, otomatik makineler cevap veriyor.

Oysa insan hayatının en önemli ihtiyaçlarından biri, anlaşılmak ve muhatap bulmaktır.

Bir yaşlının markette kasiyerle ettiği kısa sohbet, bazen bütün gün kurduğu tek insan ilişkisi olabilir. Bankada kendisine sabırla yardımcı olan bir görevli, ona yalnızca hizmet sunmaz; aynı zamanda değer verildiğini hissettirir. İnsan bazen çözüme değil, yanında duran bir başka insana ihtiyaç duyar.

Teknoloji ise çoğu zaman bunu sağlayamaz.

Evet, yapay zekâ gelişebilir. Uygulamalar daha hızlı çalışabilir. Kimlikler tamamen dijital olabilir. Ama hiçbir ekran, gözlerinin içine bakarak “Size yardımcı olayım” diyen gerçek bir insanın yerini tam anlamıyla dolduramaz, sesindeki tınıyı, kalbindeki sevgiyi hissettiremez.

Teknolojiyi insanileştirmek zorundayız. Bunu ancak, her durumda insanı öncelikleyen, insanın ve eşyanın varlık nedenini iyi kavrayan inançlı teknoloji üreticileri yapabilir. Batı algoritmalarına göre sistemleştirilmiş teknoloji, şimdilik kaydıyla, insanı insandan ve doğadan koparmış, gerçek Yaratan’ı unutturmuş görünüyor.

Bir toplum, bireylerini, özellikle yaşlılarını sisteme uyum sağlamaya zorladığında değil; sistemi onların ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğinde ilerlemiş sayılır. Çünkü ilerleme, insanı makinenin hızına mahkûm etmek değildir. İlerleme, hız ile merhameti, yenilik ile insanlığı aynı potada buluşturabilmektir.

Bugün belki genç ve çeviğiz. Telefonlarımızı kolayca kullanıyor, işlemlerimizi birkaç dakikada hallediyoruz. Fakat zaman, hepimiz için aynı yönde ilerliyor. Bir gün biz de yavaşlayacağız. Yeni teknolojileri anlamakta zorlanacağız. Birilerinin sabrına, yardımına ve gülümsemesine ihtiyaç duyacağız.

İşte o gün nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi bugünden belirliyoruz.

Eğer kurduğumuz sistem, yalnızca hızlı olanları ödüllendiriyor; yavaşlayanları, yaşlananları ve zorlananları geride bırakıyorsa, buna ilerleme denemez. Çünkü medeniyetin gerçek ölçüsü teknoloji değildir; insanın insana gösterdiği değerdir.

Unutulmamalıdır ki, bir ekrana sığmayan en büyük gerçek, insanın değeridir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img