2.8 C
Kocaeli
Cumartesi, Şubat 21, 2026
Ana SayfaKültür - SanatTürkocağı’nda Hüseyni Faslı

Türkocağı’nda Hüseyni Faslı

Sivil toplum kuruluşları önce bağımsızdır, sosyaldir, sivil ve kültürel değerleri korur, sanat, sağlık ve eğitimi de içine alan medeniyet hareketine endekslidir, iyiliği yaygınlaştıramaya çalışan kurumsal yapılardır. Gücü ise fahri hizmet ve gönüllülüktür.

Her dönemde de bir sivil toplum kuruluşu, yeni nesille böylesi görevleri üslenir.

İstanbul’da bugün için dönüp baktığımda başta Türkocağı, KOCAV ve TURİNG böylesi bir görevi aşkla ve şevkle yapıyor. Bütün yatırımı da daha çok üniversiteli genç insanlara; hem katkı veriyor ve hem de ufuk açıyor. Şartlar ne olursa olsun programı değişmiyor. Ben her üçünün de müdavimiyim ve alkışlıyorum.

Makamlardan Birkaçı

Başkanlığını Dr. Cezmi Bayram arkadaşımızın yürüttüğü İstanbul Türkocağı yıllardan beri hem ulusal ve hem de uluslararası sempozyumlar, çalıştaylar yanında her hafta Cuma akşamları Çemberlitaş’taki merkezinde konulu bir toplantısı vardır. Program sonunda çayın yanında ekmek içinde helva ikram edilir. Çünkü bu programın saati insanların midesinin zil çaldığı zaman dilimine denk gelir. Sultanahmet’teki Mefkure Mektebi ise bir akademi gibi çalışır. İstanbul Türkocağı Ömürlü Musiki Topluluğu da konserleri, musiki çalışmalarıyla dikkat çeker. Çünkü musiki önemli bir sanat dallarından biri. İhmale gelmiyor, musikisiz de olmuyor. Bizim kültürümüzde Osmanlı Cihan Devletinden makamlı miras ezanlar sabah saba, öğle rast, ikindi hicaz, akşam segâh nadiren de eviç ve rast, yatsı ezanı da uşşak ve hicaz makamında okunur. Cenaze ve Cuma Selâları ise hüseyni makamındadır. Kur’an-ı Kerim Okuma tarzları da mesela Mısır’dan farklıdır ve genelde saba, nihavent, rast ve hicaz makamında tilavet edilir. Kahire hafızlarının Kur’an okuması güzel, İstanbul hafızların ki bir başka güzeldir. Hepsi de ses eğitimi almıştır.

Kahire’de Opera Salonunda gerçekleştirilen ve Türkiye’yi Sanatçılarımız Abdurrahman Kızılay ile Mehmet Özbek’in temsil ettiği İslam Ülkeleri Uluslararası İlahi Programı’nı izlemiştim de tek kelime ile muhteşemdi(2006). İlahilerimizdeki makamlar da daha bir farklıydı.

Bir asırdan fazladır hizmet veren İstanbul Türkocağı Aralık ayında sanat yönetmenliğini Elif Ömürlü Uyar’ın yaptığı Hüseyni Faslı Konseri vardı. İstanbul Türkocağı Ömürlü Musiki Topluluğuna 14 hanım, 6 erkek, 6 da saz sanatçısı iştirak etti. Osmanlı Cihan Devleti’nde sanat ve özellikle musiki nefis birliktelik örneklerini sunar. Türk, Ermeni, Rum sanatçıların eserleri aynı fasılda yer alırdı, alabilirdi.

Biraz Zahmete Girmek

Türkocağı konserinde de Lavtacı Anton’un iki hüseyni peşrevi programdaydı. Yesari Asım Arsoy’un “Farig olmam meşreb-i rindaneden/ Yüz çevirmem nafile peymaneden/ Bezmedikçe halet-i mestaneden” adlı bir bestesiyle devam etti.  Sırada Mehmet Eşref Efendi’nin bir eseri vardı. “Dilrubasın sevdiğin yoktur nazirin bi-riya/ Dostu gönlüm lema-i aşkımla oldu neş’e-za/ Nergis-i mestanına canlar dayanmaz ey şeha/ Sen umidi aşkım derdime ancak reha” Melodi güzeldi ama güfteyi pek anlamadım diyenler elbette olacak. İlk eserde bir aşk sarhoşu anlatılıyor. İkincisinde gönül hırsızına vurgu yapılıyor. Aşkın bir çare olduğunun da altı çiziliyor. Biraz zahmete girilmesi gerekiyor. İngiltere’de veliler çocuklarına Shakespeare İngilizcesi öğretmek için özel hoca tutuyor okul dışında.  Varın bizdekiyle kıyas edin.

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği mezunu Sanat Yönetmeni Elif Ömürlü Uyar eserleri titizlik seçiyor, bunun için bir zaman ayırıyor. Sanatçı fasıl meclislerinden feyz almış, ömrünü vakfetmiş musikiye aynı babası Yusuf Ömürlü gibi. Muhtelif radyo ve televizyonlarda programlara imza atmış. İstanbul Fetih Cemiyeti’nde ve Türkocağı’nda “Şiir ve Musiki” etkinlikleri hazırlamış. Kubbealtı Musiki Topluluğunu çalıştırmış, nazariyat, solfej, repertuvar, ve usul dersleri vermiş bir sanatçı. Halen Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmalar Enstitüsü’nde bilimsel çalışma yapan Elif Ömürlü Uyar Erler Demine, Yusuf Ömürlü Besteleri, Gönül Bahçemden, Kim Dosta Varır? Ve İlahiyat-ı Kenan adlı albümleri vardır.

SİNEDE CANI GİBİ İLE SAKLANAN

Konser Şükrü Tunar-Hüseyin Siret Özsever ikilisinin bir eseriyle sürdü; “Geçti sevdalarla ömrüm, ihtiyar oldu ömrüm/ Ak pak olmuş saçlarımla bikarar oldum bugün/ Bir muhabbet neşesiyle İlkbahar oldum bugün/ Ben huzurunda yer öptüm tacidar oldu bugün”

Bir sevgi hamulesi bu kadar güzel anlatılır. Bütün bir ömür aşk ile özetleniyor. Bir bahar yaşıyor sanatçılar ve bunu bir taç ile ödüllendirmiş görüyor.

Peki bu hüseyni türküye ne diyeceksiniz? “Menekşe kokulu yârim/ Kime arz edeyim halim/  Elimden aldılar yârim/ Yârim al beni al beni/ Al da sinene sar beni” Eğer seviyorsa biri sevgilisinin ter kokusu ona gül gibi gelir, menekşe güzelliğinde de yansır. Bu sevgi, bu aşk artık günümüzde unuttuğumuz bir şey. Yaşadığımız zaman diliminde “dünyevileşme” öyle bir hissettiriyor ve bastırıyor ki bu konserler abı hayat gibi geliyor ve insan olduğumuzu, ete kemiğe büründüğümüzü, kan dolaşımı, sinir sistemine sahip olduğumu hatırlıyoruz.

Aynı minval üzere Sultanahmet Camii İmamı Saadettin Kaynak bakın neler söylüyor “Haticem saçlarını dalga dalga taramış/ Mevlâm bizi topraktan O’nu nurdan yaratmış” Aşkı böyle hatırlatıyor işte. Sizi aşk, sevgiden sırılsıklam etmeye görsün bir kere.

Halk ozanımız Emrah’tan esinlenen Bestekar Fehmi Tokay’a kulak verelim bu defa “Tutam yar elinden/ Çıkam dağlara dağlara/ Olam bir yareli bülbül/ İnem bağlara bağlara/Birin bilir binin bilmez/Şu gözümün yaşın silmez/Yar ismini desem olmaz/ Düşer dillere dillere” Aşk, sevgi, muhabbet kim olursanız olun sizi yakalayınca bırakmıyor. İyi ki de bırakmıyor çünkü bu aşk dillere değil, yüreklere düşüyor.

Lemi Atlı da Sanatçı Aile Faik Ali Ozansoy’un güftesini notalar dökerek “ Zaman olur ki anın hacle-i visalinde/Bir inziva ve o cananı bivefa bulurum/ Zaman olur ki gözümden kaçan hayalinde/Hayatı ruhuma müşfik bir aşina bulurum” diyor. Diyor ama aşkın içinde sevgilinin vefasızlığı da olduğunu biliyor ve buna rağmen aşkın şefkatini görüyor.

Bin Can ile Sevmek

Mehmet Akif Ersoy da musiki fasıllarının kadri kıymetini bilenlerden. Fatih Gökmen, Ferit Kam, Abbas Halim Paşa, Hasan Basri Çantay, Ahmet Naim, Neyzen Tevfik vs gibi dostları yanında İstanbul’un ünlü hafızlarıyla da kavi bir muhabbeti vardı. Bursalı Hafız Emin, Hafız Mehmet ve Hafız Asım ile birlikte olunca onlara illa bir aşir okutur, bir ilahi seslendirir, onları vect içinde dinler ve sonra kendisi de onlara iştirak ederdi. Şerif İçli de Mehmet Akif Ersoy’un “Ezelden aşinanım ben, ezelden hem zebanımsın/Beraber ahde bağlandık, ne olsan yar-ı canımsın/ Ne olsam zerrenim, kalbimde hala çarpar esrarın/ Gel ey canan gel ey can, kalmasın ferdaya didarın!”

İstiklal Marşı şairindeki aşk kimsede yok. Ailesine aşık, ülkesine, vatanına, milletine aşık, inancı için yarını inşa ve ihya etmeye çalışan bir sanatçı. İşte bütün bunlar için gel ey sevgili, gel ey bin can ile sevdiklerim diyor.

İstanbul Türkocağı Ömürlü Musiki Topluluğu her zaman, her konserinde böyle. İyi ki varlar, iyi ki bizimler ve iyi ki birikim ve donanımlarını toplumumuza, gençlerimize yansıtıyorlar. Çünkü salon üniversitelilerle dolu. Yaşasın sanat, yaşasın sanatçılar ve yaşasın gücü ve gönüllüğünü toplumu için harcayan sivil toplum kuruluşlarımız.

Seçtiklerimiz

spot_img