– Bedene konulan tartıp ölçebilen duygu teraziler ile İlahî Rahmet hazinelerinde biriktirilen nimetleri tartmak ve hepsine karşı şükürde bulunmaktır.
– İnsanın yaratılışına konulan cihaz ve organların anahtarlarıyla, İlahî Kutsal İsimleri’nin gizli definelerini açmak. Allah’ın Kutsal Zâtını, o isimler ile tanımaktır.
– Dünya sergisinde, yaratılmışlar gözünde, Allah’ın isimlerinin insana taktıkları garip ve eşsiz sanatlarını ve lâtif / güzel yansımalarını; insanın, bilerek hayatıyla sergilemesi ve açığa vurmasıdır.
– İnsanın; sözü ve hâl dili ile Yaratıcısının; varlıkları egemenliği altında bulunduran yüce katına karşı, kulluğunu ilân etmesidir.
– Nasıl bir asker; komutanından aldığı çeşit çeşit nişanları, resmî günlerde takıp takıştırarak, komutanın nazarına görünür. Onun kendisine nasıl iltifat ettiğini gösterirse,
İnsan da İlahî isimlerin kendisinde yansıma ve görünmesi ile, zaten Allah’ın kendisine verdiği manevî değeri; Ezelî Şâhid olan Hz. Allah bildiği ve zaten ona, O verdiği hâlde, o güzellikleri O’na sunmaktır.
– Hayat sahibi olanların hayat belirtileri denilen Yaratanlarına karşı selâmlarını, hayat işaretleri denilen Sânilerine yaptıkları tesbihlerini, hayatın gayeleri denilen; hayatı veren Allah’a karşı kulluk ve tefekkürlerini göstermektir.
– İnsan, hayatına verilen azıcık ilim, kudret ve irade gibi sıfat ve hâllerinden küçük örneklerini; ölçü birimi kabul ederek, Yüce Allah’ın mutlak sıfatlarını ve kutsal hâl ve özelliklerini, o ölçüler ile bilmektir.
Meselâ insan, birazcık iktidarı ve azıcık ilmi ve azıcık iradesi ile, bir evi düzgün bir şekilde yaptığı gibi, Âlem Sarayı’nın insanın hanesinden büyüklüğü derecesinde, Âlemin Ustası’nı o nispette Kadîr / Kudretli, Alîm / Bilici, Hakîm / Hikmetle yaratıcı, Müdebbir / Tedbir alıcı olarak bilmesidir.
– Âlemdeki varlıkların her birinin, kendilerine mahsus bir dil ile, Yaratıcılarının birliğine, Sâni’lerine / sanatla yaratıcı Allah’a kulluklarına dair manevî sözlerini anlamak ve kavramaktır.
– Acz / güçsüzlük ve zaafın / zayıflığın, fakr / Allah’a muhtaç oluşun ve ihtiyacın ölçüsüyle, İlahî Kudret ve Rabbin zenginliğinin tecellî / yansıma derecelerini anlamaktır.
Nasılki açlığın dereceleri nispetinde ve ihtiyacın çeşitleri miktarınca, taam ve yemeklerin lezzeti, derece ve çeşitleri anlaşılır.
Onun gibi, insanın da nihayetsiz aczi ve fakrıyla, sonsuz kudret ve İlahî zenginliğin derecelerini fehmetmesi / anlaması ve kavramasıdır.
x
Çünkü: İnsan hayatının iç yüzü; Allah’ın “Bir oluş.” gerçeğine, Allah’ın samediyetine / hiçbir şeye muhtaç olmadığı keyfiyetine aynalık etmek.
Yani, bütün âleme tecellî eden isimlerinin hareket noktası hükmünde bir kapsayıcılık ile, Ehad ve Samed olan Yüce Allah’a aynalık yapmaktır.
x
Çünkü: İnsan hayatının saadet içindeki mükemmelliği; insan hayatının aynasında beliren ve Ezelî Güneş olan Allah’ın nurlarını hissedip sevmesi. Şuur ve bilinç sahibi olarak, insanın O’nu çok istemesi. O’nun muhabbetiyle kendinden geçmesi. Kalbin göz bebeğine nurunun aksini yerleştirmesidir.
İşte bu sırdandır ki insan, insanlığın en yüksek mertebesine çıkarılmış ve bu yüzden:
“Ben göklere ve yerlere sığmam, fakat mü’min kulumun kalbine sığarım.”
Denilmiştir.
x
İşte insan; hayatının böyle ulvî / yüce gayelere yönelik olduğu ve kıymetli hazineleri içerdiği hâlde, hiç akıl ve insafa lâyık mıdır ki, hayatını; nefsin, hiç ender hiç olan, geçici dünya lezzetleri için, sarf edip zayi etsin!


