Zamana Direnmek ve Mabed’i Korumak

45

Günümüz, çağımız ve içinde yaşadığımız dünya bize bir şeyleri anlatıyor çok uzun zamandır. Kaybettiğimiz, yitirdiğimiz bir şeyleri mesela zamanın anlamını. Mabed’in (Hakikatin) kutsallığı bizim için hiç bir şey ifade etmiyor artık. Çünkü giden gelene hep aynı öğüdü veriyor: “Büyük oyna!” Ama bilmiyorlar büyüklük sadece samimi ve küçük kalplerde bir anlam ve itibar kazanır. Gelişmiş ve gelişmeye devam eden her medeniyette bir azim, bir çaba ve samimi bir arzu vardır. Bizde ise şan, şöhret, mevki ve makam bu değerli kavramları gölgede bırakıyor. Çünkü yaşadığımız çağı tanımıyoruz ve bazı tanımlamaları kendimize yakıştırıyoruz.

Ehliyet ve liyakat kavramlarını unuttuk. Oysa medeniyet fikrinin ve şuurunun temel dinamiklerini oluşturan, bizatihi medeniyet tecrübesini yaşamış bir milletin bilmesi ve uygulaması gereken en önemli kavramlar bunlar. Biz Osmanlı devleti ile medeniyet tecrübesini her anlamda dünyaya anlatmış bir millet değil miyiz?  Böyle bir millet bu kavramları unutmaz ama unutturulabilir ve biz buna müsaade etmemeliyiz. Bizim bir iddiamız olması için ilk önce hakikat ile yoğrulmamız gerekir. Doğru’ya doğru deyip yanlış karşında elimizi güçlendirmeliyiz; işi ehline vermeli ve Mabed’i korumalıyız. Mabedi terketmenin bedeli sahte mabutların kölesi olmaktır, bunu da unutmamalıyız.

Ben zamana karşı direnen, aynı zamanda Mabed’i yani hakikati koruyan, yanlış’a yanlış deyip hakikatin izini süren bir azınlığın ve kaleyi muhafaza edenlerin bir medeniyet iddiasında bulunabileceğini düşünüyorum. Ezberlerle konuşmanın,  ezberler üzerinden çıkarımlar yapmanın bizi sadece oyaladığının kanısındayım. Zamanı ve mekânı terk edip gitmenin bedelini dönüp mücadele ederek ödemeliyiz. Ehliyet ve liyakat başta olmak üzere bütün kavramların eski değerini bulması için mücadele edilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Bilinmesi gerek; bir zamanlar yön oku olan bir medeniyet tecrübesinin ezber zekâlarda çürüdüğünün ve kokusunun burnumuzu acıttığının bilincindeyim. Bu yüzden bir geç kalınmışlığın zamanı ve insanı daha fazla yormaması için hep birlikte hareket etmeliyiz. Hedefimiz de “Çağ açan, çağ aşan ve çağrısı çağını kuran öncü bireyleri bu toplumun içerisinden çıkarabilmek” olmalıdır.