Zalimleri Affetmek Mazlumlara Zulmetmektir (2)

27

Eski şairlerimizden biri:

 

“Unut felâket-i şahsiyyenin müsebbibini,

Fakat, hakareti affetme vâliden vatana!”

 

demiştir. Yâni:

“Şahsına yapılan kötülükleri affet fakat, anan gibi olan vatanına yapılan hakareti affetme!”

Süleyman Nazif merhûm da, asırlardan beri azîz vatanımızı parçalamak, ele geçirmek için uğraşan düşmanlara karşı duyduğu nefreti:

“Benim dinim, kinimdir!” diye ifade etmişti. (Konularına Göre Açıklamalı MESNEVÎ TERCÜMESİ, 5. ve 6. cilt. Tercüme: Şefik Can, İstanbul – 1997, s. 648 – 649)

X

Konunun açılımına bir de şu açılardan bakalım:

“Cehennem’in vücûdu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakîkî adâlete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddıyeti yoktur. Belki rahmet ve adâlet ve hikmet, onun vücûdunu isterler.

“Çünkü, nasıl bin mâsumların hukukunu çiğneyen bir zâlimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adâlet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi afvetmek ve canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukabil yüzer bîçârelere yüzer merhametsizliktir…

“Hukuklarına tecavüz ve kâinatın gaye-i hilkati (yaratılış gayesi) ve bir sebeb-i vücûdu (vücûd sebebi) ve bekası (devamı) olan tezahür – ü Rububiyet – i İlâhiyeye (İlâhî Rububiyetin zuhuruna) karşı ubûdiyetlerle (kulluklarla) mukabelelerini (karşılık vermelerini) ve âyînedarlıklarını (ayna oluşlarını) tekzîb (yalanlamak) ile hukukuna bir nevi (bir çeşit) tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet bir zulümdür ki afva kabiliyeti kalmaz.”

X

“Hem âlicenabane (cömertcesine) afvetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini afvedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var, yoksa başkaların hukukunu çiğniyen cânilere afuvkârâne (bol keseden affedercesine) bakmağa hakkı yoktur. Zulme şerik (ortak) olur.”

X

(Nitekim) toplum affa karşıydı. Karşı olmakta haklı olduğu da, af sonrası suç işleyenlerin sayısı görülünce bir kez daha anlaşıldı. (Emin Çölaşan, Hürriyet, 27 Ocak 2001, s. 5)

 

 

Önceki İçerikOrwell’ler Ölür 1984’ler Ölmez
Sonraki İçerikAsıl Lezzet Değil Cennet (3)
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.