Yüz Yüze Öğretimde Üniversiteler

50

2019 yılının sonbaharında Çin’in Wuhan kentinde
başlayan olağandışı soğuk algınlığı vakaları kısa sürede sağlık sistemini
zorlamaya başladı. Vaka sayısı öylesine artmaya başlamıştı ki
Çin, Aralık ayında artık kontrol edilemez bir salgınla karşı karşıya
olduğunu tüm dünyaya duyurmak zorunda kaldı. Aralık ayından sonra 2020 yılının
ilk aylarında Kuzey Yarımküre’de oldukça etkili olmaya başlayan
salgın, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir
salgın (pandemi) olarak ilan edildi. Salgının adı COVID-19’du
(COrona VIrus Disease –19).  

 Türkiye’nin bu virüsle resmi tanışıklığı 11 Mart 2020
tarihinde Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın açıklamaları ile olmuştu.
Virüsün resmi olarak ilk görüldüğü tarihten tam 90 gün sonra. Ve o
günden sonra Türkiye hiç de alışık olmadığı bir döneme girdi. Tüm dünyada
olduğu gibi günlük hayat ile ilgili getirilen mecburi kısıtlamalar,
yasaklamalar, sadece insanlar üzerinde olumsuz etkiler yaratmakla kalmadı, aynı
zamanda böylesi bir duruma hazırlıklı olmayan ve zaten sıkıntılı günler yaşayan
ekonomi çarklarının yavaşlamasına yol açtı. Olumsuz etkilerin görülmediği alan neredeyse
yok gibiydi.   

 Bu süreçten eğitim-öğretim alanı da kaçınılmaz olarak
nasibini aldı. 2019-2020 eğitim öğretim yılı bahar dönemi kayıp dönem olarak
kayıtlara geçti. Eğitim-öğretim yapılamadı, lise ve üniversite giriş sınav
müfredatları yeniden düzenlendi. Salgın sürecinin 2020-2021 eğitim-öğretim
yılında yavaşlaması veya azalması yönündeki iyimser beklenti,
Kuzey Yarımküre’de sonbahar mevsimi ile birlikte vaka sayılarının
yeniden artışa geçmesi ile birlikte yerini daha kötümser bir havaya bıraktı.
Ancak eğitim-öğretimin de yapılması gerekiyordu. Milli Eğitim
Bakanlığı ilk ve orta öğretimde yaptığı düzenlemeler ile salgın sürecinde
eğitim-öğretime devam ederken, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) inisiyatifi üniversitelere
bıraktı. Sonrasında üniversiteler 2020-2021 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Döneminin
uzaktan öğretim yolu ile yapılmasında karar kıldı. Peki, Bahar dönemi için
nasıl bir yol izlenecekti? Bu cevaplanması pek de kolay olmayan bir soru gibi
durmaktaydı. Neden mi? 

 Genel olarak tüm dünyada üniversite öğrencilerinin en
temel sorununun barınma sorunu olduğunu görürüz. Öğrenciler, eğer yaşadığı
şehirden başka bir şehirde öğrenim hayatına devam edecekse, barınma için
öğrenci yurtlarını veya öğrenci evi olarak adlandırılan, 3-4 kişinin aynı yerde
yaşadığı küçük evleri tercih ederler. Gerek yurt, gerekse öğrenci
evlerinde kalabalık ve toplu bir yaşam hâkimdir. Yeni yapılan yurtlarda odalar
2-4 kişilik iken, eski yurtlarda bu rakam 4-6-8 arasında değişmektedir. Yeni
üniversitelere kayıt yaptıran öğrenciler yurt odaları bakımından eski
üniversitelere göre daha şanslı gibi görünmektedir. Türkiye’nin en köklü
üniversitelerinden birisi olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi yurtlarına
bakıldığında, bir yurtta ortalama 400 öğrencinin barındığı ve 8 kişiye bir
tuvalet-banyo düştüğü görülmektedir. Aklınıza hemen “sosyal mesafe – maske –
toplu yaşam” üçgeninin nasıl sağlanacağı sorusu gelmiş olmalı. Evet, yüz yüze
öğretimde en büyük sorun, yurtlarda kalan öğrencilerin COVID virüsünden nasıl
korunacağı ve kalabalık yurtlarda olası bir bulaşmanın önüne nasıl
geçileceğidir. Bu yazımda bu konu ile ilgili bazı çözüm önerileri üzerinde
durmaya çalıştım.  

 Öğrencinin yurt binasına ilk girişinden itibaren
başlayacak olursak; öğrenciye yurt binasına ilk girişinde COVID testi yapılma
zorunluluğu bulunmaktadır. Test sonucunun belli olacağı ilk 24 saat süresince
herhangi birisi ile temas etmemesi için öğrenci karantinaya alınmalıdır. Bunun
için bazı yurtların karantina yurdu olarak tahsis edilmesi gerekmektedir. Test
sonucu negatif çıkan öğrenci, yurt binasına kabul edilecektir. İdeal olan bir
odada bir kişinin kalmasıdır. Ancak bu sağlanamıyor ise yurt binasına en az
sayıda öğrenci kabul edilmelidir. Üniversitedeki derslere devam eden tüm
öğrencilerin dolaşımları kayıt altına alınmalıdır. Kampüs içerisinde veya
yürüme mesafesindeki yurtlarda barınan ve aynı şehirde yaşayan diğer
öğrencilere göre nispeten daha izole yaşayan bu öğrenciler, o şehirde yaşayan
ve toplu taşıma kullanarak okula gelen öğrencilerle aynı ortamlarda derslere devam
edeceği için herhangi bir bulaşma ihtimaline karşın mutlak suretle her gün
düzenli olarak COVID testinden geçirilmelidir. Sadece Kocaeli’nde 30000
civarında öğrencinin yurtlarda kaldığı düşünülürse, Türkiye’deki günlük test
sayısının milyonlar mertebesine çıkması beklenmelidir. Bu kadar test kiti var
mıdır? Bu kadar çok testi yapacak yeterli sayıda personel var mıdır? Bunların
hepsi birer soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır. Her gün yapılan düzenli
testler sonucunda COVID virüsünün görüldüğü öğrenciler durumlarına göre
izolasyona veya karantinaya alınmalı, temas ettiği kişiler de yakından takip
edilmelidir.  

 Ortak kullanım alanlarının çok sık dezenfekte edilmesi
bir diğer hassas konudur. Ortak kullanım alanlarında dokunulan tüm yüzeylerin
sık sık temizlenmesi bulaşma ihtimalini oldukça azaltacaktır. Ortak kullanım
alanlarında aynı anda kaç kişinin olabileceğinin saptanması ve buna uyulması
bir diğer önemli konudur. Yurt binalarındaki kafeteryalar-kantinler
kapatılmalı, sadece paket servis yapılmalıdır. Spor salonlarının kullanımına
ise izin verilmemelidir.  

 Yukarıdaki duruma bakıldığında öğrenci sayısının
azaltılmasının yüz yüze öğretimde oldukça önemli olduğu görülmektedir. Aslında
Türkiye’de var olan uygulamalara ve üniversite sayısına bakıldığında, öğrenci
sayısının azaltılmasına dönük kullanılabilir bir şansımızın olduğu
görülmektedir.  

 Türkiye’deki üniversitelerde “Yaz Okulu” adı verilen
bir uygulama bulunmaktadır. Öğrenci başarısız olduğu belirli sayıdaki dersi,
Türkiye’nin herhangi bir şehrindeki eşdeğer bir bölümden alabilir. Eğer gitmiş
olduğu üniversitede bu dersi başarmış ise, kayıtlı olduğu üniversite bu başarı
notunu kabul eder ve öğrenci dersten başarılı sayılır. Örneğin, Edirne’de
yaşayan ve Trakya Üniversitesi’nde okuyan bir öğrenci, normal döneminden
başarısız olduğu bir dersi, “Yaz Okulu” kapsamında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ndeki
eşdeğer bölümden alabilir. Eğer dersi başarır ise, Trakya Üniversitesi,
öğrencinin Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden almış olduğu başarı notunu kabul
eder ve öğrenci dönem kaybına uğramadan öğrenimine devam eder.  

 İçinde bulunduğumuz salgın sürecinde benzer bir
uygulamaya gidilebilir. Türkiye’nin her ilinde bir üniversite olduğunu
düşünürsek, özellikle uygulama ağırlıklı bölümlerin öğrencileri, ikamet
ettikleri ilde eşdeğer bölümlerin derslerine devam ederek bu açığı
kapatabilirler. Örneğin Antalya’da ikamet eden ve Kocaeli Üniversitesi’nde
okuyan bir öğrenci, okuduğu bölümdeki uygulama derslerini Akdeniz
Üniversitesi’ndeki eşdeğer bölümden alır. Diğer dersleri ise uzaktan
öğretim ile alarak dönemi tamamlama şansına sahip olurlar. Ya da isteyen öğrenciye,
salgın süresince ikamet ettiği ildeki üniversitenin eşdeğer bölümünün
derslerine devam etme hakkı verilir. Eşdeğer bölümlerin olmadığı illerde
yaşayan öğrenciler için ayrı bir takvim düzenlenerek, sadece uygulama dersleri
için belirlenen süreler için yurtlarda barınma imkânı vermek yine bir çözüm
önerisi olarak görülmektedir. Örneğin 14 haftalık akademik takvim içerinde
yurtlarda kalacak olan öğrenci sayısına göre tekrarlanacak olan uygulama
derslerine yer verilebilir.  

 Önerilen bu ve buna benzer uygulamalar ile
yurtlarda kalan öğrenci sayısında ciddi bir azalma olması ve böylece COVID-19
tehdidinin daha az yaşandığı bir dönem geçirilmesi düşünülmektedir. Aksi halde,
yurtlarda kalan öğrenci sayılarını azaltmadan, eski normale dönmek riskin
artmasından başka bir işe yaramayacaktır.  

 Sağlıcakla kalın…