Yunus’ta Varlık Felsefesi (1)

31

Felsefe; maddeyi, hayatı ve bunların çeşitli görünüşlerini, sebeplerini, ilk unsurları, başlangıç ve gaye cihetinden inceleyen fikrî çalışma ve bu çalışmaların neticelerini toplayan bilgidir.

“Felsefe tabiri; hem soyut ve teorik düşünceyi, hem de tabiat ilimlerini içine alacak biçimde geniş manasıyla kullanılmıştır. Bu umumî mânadaki kullanılış M. 17. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu durum İslâm dünyasında da görülmektedir. ‘Felsefe’ ve ‘Hikmet’ tabirleri hem müspet ilimleri hem de nazarî / teorik düşünceyi birlikte ifade eden tabirlerdir. İlimlerin felsefeden ayrılışı Batı’da 17. yüzyıldan itibaren başlamıştır. Genel çekim kanununu keşfeden Newton bile yazdığı fizik kitabına ‘Tabiat Felsefesi’ adını vermiştir. Zaten ‘fizik’ kelimesi, eski Yunanca olup, tabiat manasına gelir. Bu sebeple bugünkü fizik, kimya, astronomi, biyoloji, jeoloji gibi müspet ilimlerin konuları ‘tabiat felsefesi’ içinde düşünülmüştür.” (Yeni Ansiklopedi, 1. Cilt, İstanbul-1989, s.337-338.)

Sosyal hayata, ahlâka, insanın olgun ve erdemli olmasına ve san’atın ilerlemesine hizmet eden Felsefe bizimle barışıktır. Hattâ inancımıza yardımcıdır. Karşı çıkıcı değildir.

Sapıklık ve inançsızlığa ve tabiat bataklığına düşürmeye yol açan, ahlâksızlığa zemin hazırlayarak, gaflet ve yanlışlıklara insanı sürükleyen, hatta sihir gibi harikalarıyla gerçeklere karşı çıkan felsefeyi ise kabul etmemiz imkânsızdır.

Kaldı ki, “İnsanlık âleminde, Hz. Âdem zamanından bugüne kadar iki büyük akım, iki fikir silsilesi, her tarafta ve her insanlık tabakasında dal budak salmış, iki büyük ağaç hükmünde. Biri Peygamberlik silsilesi yani inanç kolu, diğeri felsefe silsilesi gelmiş gidiyor.

“Her ne vakit o iki silsile birbiriyle kaynaşmış ve birleşmişse yâni: Felsefe silsilesi, inanç silsilesine katılıp, itaat ederek hizmet etmişse, insanlık âlemi parlak bir surette bir saadet, bir sosyal hayat geçirmiştir.

“Ne zaman ayrı gitmişler ise, bütün hayır; inanç silsilesi etrafına toplanmış ve bütün kötülükler ve sapıklıklar, felsefe silsilesinin etrafına toplanmışlardır.” (Sözler, İstanbul-1985, s. 538-544.)

“Varlık sorunu, felsefe kadar eskidir. Hatta, felsefenin varlık sorunu ile başladığını söyleyebiliriz.

“Varlık sorunu ilkin doğa felsefesi ile başlamış, ama asıl felsefe sorunu olma niteliğine metafizik’te ulaşmıştır.

“Metafizik, varlığın en genel prensiplerini, evrenin yapısını, Tanrı’nın varlığını, ruhun varlığını ve ölümsüzlüğünü, insan eylemlerinin ereğini araştırır.

“Metafizik problemler çok çeşitli problemlerdir. Bunlar ontolojik, kosmolojik, ruhun varlığı ve hürlük ile ilgili problemlerdir.” (Prof. Dr. İsmail Tunalı, Felsefe, İstanbul-1990, s. 31-32.)

Yunus’un varlık anlayışına gelince:

“Ben bir kitap okıdum kalem anı yazmadı

Mürekkeb eyler-isem yitmeye yidi deniz.

62 / 7″ (Yrd. Doç. Dr. Nâmık Açıkgöz, Elif, Aşk, Mukaddes Kitaplar ve Bizim Yunus, Millî Kültür, Ocak 1991, Sayı: 80, s.33.) beytinde ifadesini bulduğu kitap, kâinat kitabıdır. Yunus, harfleri ağaçlardan; satırları dağlar, taşlardan; sayfaları gece gündüzden olan bir kitap okumuştur.

Bu, Îlahî bir kitap olduğu için, okunmakla bitmez, yorumlamakla tükenmez bir eserdir. Üstelik bu kitabın anlamını ihata etmek, kucaklamak da zor, hattâ imkânsızdır.

Öyle bir kitap ki, önümüze alamıyacak kadar büyük; boyu yetişemeyecek kadar yüksek; göz seçemeyecek kadar girift ve karışık; âdeta kitap içinde kitaptır. Tabî İlâhî bir kitap, okunması, mütalâası bitip tükenmek bilmeyen bir eser.

Kitap olur da, kâtibi olmaz mı hiç? Basiret gözüyle anlamıştır Yunus. Bunun içindir ki:

“Bu şehrin sultanı var

Kamuya ihsanı var

Sultanla bilişenler

Yoğiken vara benzer.”

(Vehbi Vakkasoğlu, Yunus Emre, İkinci Baskı, İstanbul-1983, s.79) diyerek bir iğne ustasız, bir köy muhtarsız olmaz hükmünü vurgulamıştır.

 

 

Önceki İçerikBir İntihar Saldırısı Olarak Darbe
Sonraki İçerikDarbe ve Halk
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.