Yunus Emre’nin Hayatı ve Hayata Bakışı (6)

19

Abdestümüz namazumuz doğruluktur tâatumuz

Işka bağladuk safumuz safumuzdan kim ayura”

gibi beyitlerle, eserlerinde iman, ibadet ve itikadını ortaya koymuş ve muammalaşan hayatına rağmen itikadında ihtilâfa yer vermemiştir. (a.g.e., s.19)

Yunus’un gayesi, yalnız ilmi veya aşkı seçmek değil, bir insanda ikisini birleştirerek aklı ve gönlü nurlandırmaktır. Bunun için de, ilmin vazifesi, insanı, Allah’a götürmek, akılda şüphelerin barınmasına meydan vermemektir. Bu görüşünü:

“İlim ilim bilmekdür

İlim kendin bilmekdür

Sen kendüni bilmezsin

Ya nice okımakdır”

şeklinde ifade eden Yunus:

“Okımakdan mânâ ne kişi Hakkı bilmekdür.

Çün okıdun bilmezsin ha bir kurı emekdür”

sözleriyle de belirttiği gibi, insana Allah’ı bildirmeyen ve buldurmayan ilmi mânâsız görmüş ve ilgilenmemiştir.

“Âlimler kitap düzer karayı aka yazar

Gönüllerde yazulur bu kitabun sûresi”

sözleri ile de âlim-câhil herkesin nazarını gönüllere ve kâinatı tefekküre çekmeye çalışmış, bunun için de her zaman olduğu gibi yine Kur’an’ı esas almış:

“Eğer yerdeki ağaçlar kalem olup, denizler mürekkep olsa, Cenab-ı Hakkın kelimatını yazsalar, bitiremezler” şeklindeki Kur’anî hitabı, (Bu cümle Kehf sûresi 109. âyetin meali sayılabilir):

“Ben bir kitap okıdum kalem ânı yazmadı

Mürekkep eyleyeydüm yitmeye yidi deniz”

diyerek nazmen terennüm etmiştir. (a.g.e., s.20-21)

Bütün semavî dinlerin gayesinin insana bu ilham ve ihata kabiliyetini ve imanı vermek olduğunu bilen Yunus:

“Dört kitabun ma’nisin okudım tahsil itdüm

Işka gelicek gördüm bir uzun hece imiş”

beytinde insanları Allah’a götüren aşk yolunun, biraz uzun, zahmetli ve çileli bir yol olduğunu anlatmak istemiştir. (a.g.e., s.22)

“Gezdim Urum ile Şamı,

Yukarı illeri kamu.”

gibi şiirleri ile bugünkü Anadolu, Suriye, Kafkasya, Azerbaycan gibi yerlere gidip, gerek konuşmalar ve vaazlarla, gerekse ilahilerle insanların gönlüne Allah inancını yerleştirmeye çalışmıştır.

“Varduğumuz illere şol safa gönüllere

Halka Tapduk mânâsın saçduk elhamdü lillah”

gibi sözlerinden, irşat vazifesinde başarılı olduğu anlaşılmaktadır.

 

 

Önceki İçerikAzerbaycan Gezisi (3)
Sonraki İçerikYunus Emre’nin Hayatı ve Hayata Bakışı (7)
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.