Türkiye’yi üniter milli yapısından, Türk- Arap- Kürt (TAK) bileşenlerinin kurucu kabul edildiği bir federasyona dönüştürme hayalini taşıyan ve bu fikre söylemleriyle halkımızı alıştırmaya çalışanlar var. Buna karşılık bir federasyon yapısında iken üniter milli devletçiklere bölünen Yugoslavya örneğini bir kere daha hatırlatmak istiyorum:
Yugoslavya Balkanlarda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve 1992 yılına kadar hüküm süren bir sosyalist federal cumhuriyetti. Bu devletin bulunduğu alanda bugün Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Karadağ, Slovenya ve Kosova bulunuyor.
Daha önce Kosova’nın Prizren ve Priştine şehirleri ile K. Makedonya’nın Başkenti Üsküp’ü birkaç defa ziyaret etmiştim. 2021’de Sırbistan (Niş ve Belgrad), Bosna- Hersek (Saraybosna, Mostar, Poçitel), Karadağ (Kotor ve Budva) ile Kuzey Makedonya (Ohrid)’i içine alan bir gezi yapmak ve eski Yugoslavya’nın çoğunu görmek nasip oldu.
İkinci Dünya Savaşı öncesi Yugoslavya topraklarında, Sırpların öncülüğünde 1918’de kurulan, Yugoslavya Krallığı bulunuyordu. Savaş sonrası, yıkılan Krallık yerine kurulan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (YSFC)’nin ilk başkanı Josip Broz Tito oldu.
Eski Yugoslavya döneminde yaşayan çoğu kişi Tito’yu büyük bir sevgi ve saygı ile anmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu Tito’nun ülkeyi çok iyi yönettiği kanaatindeler.
****
Tito’nun başkanlığındaki Yugoslavya Soğuk Savaş döneminde sosyalist olmasına rağmen tarafsız bir politika izledi. Tito Rus lideri Stalin ile anlaşmazlığa düştü. Yugoslavya’ya özgü “özyönetimci sosyalizm” sistemi uygulanmaya başlandı.
Tito’nun 1980’de ölmesinden 9-10 yıl sonra ekonomik kriz yaşandı. Federasyon yapısı, ekonomik krizle birleşince etnik fay hatlarını patlattı.
Çeşitli bölgelerde küçüklü büyüklü çatışma ve savaşların çıkmasına sebep oldu. Bu çatışma ve savaşların sonrasında Yugoslavya Federal Cumhuriyetini oluşturan Slovenya; Hırvatistan, Makedonya (1991- 1995 arası) bağlı oldukları Yugoslavya federasyon yapısından ayrılıp bağımsızlık ilan ettiler.
Aliya İzzetbegoviç önderliğindeki Bosna toplumu referandum yaparak 3 Mart 1992’de Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilân etti. Son olarak 2006’da Karadağ ve 2008’de Kosova da bağımsızlığını ilan edince eski Yugoslavya’dan 7 bağımsız devlet ortaya çıkmış oldu.
İlk ayrılma dalgasında en büyük acıyı nüfusunun büyük kısmı Müslüman olan Bosna-Hersek gördü.
Eski Yugoslav Halk Ordusu’nun teçhizatıyla donatılmış Sırbistan ordusu ve milis güçlerinin saldırıları ve bunların yanında küçük çaplı Hırvat saldırıları ile Bosna-Hersek, insanlık dışı olaylara sahne oldu. Boşnak tarafı ise BM tarafından silahsızlandırılmaları, yaşadıkları alanların çevrelenmiş olması ve dış desteğin olmaması gibi sebeplerle oldukça güçsüz bir durumda kalmıştı.
Bosna’daki Sırp güçleri, Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadığı Srebreniça, Zepa, Gorazde, Saraybosna ve Bihaç; Hırvatlar da Mostar kentini kuşatma altına aldı.
Srebrenitsa kasabasında 13-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8.372 Müslüman Boşnak, ağır silahlarla donatılmış Sırp güçler tarafından öldürüldü. Oysaki Birleşmiş Milletler (BM) 1993 yılında Srebrenitsa’yı Boşnaklar için “güvenli bölge” ilan etmişti.
Srebrenitsa’da yaşanan katliam II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımıdır ve Lahey Adalet Divanı tarafından soykırım olarak tanınmıştır.
Savaş, 1995’te imzalanan Dayton Anlaşması’yla sona erdi.
Savaşta Bosna’daki Müslüman nüfusun yüzde 10’u hayatını kaybederken, birçoğu da başka ülkelere göç etti.
**************************
Balkanlarda Türklerin Tarihi
Osmanlıların Balkanları XIV. yüzyılda fethetmesinden yüzyıllar önce, eski Türk boyları bölgeye göç etmiş ve burayı yurt tutmuşlardı. Prof. Dr. Muzaffer Turan bu konuda şu bilgileri veriyor:
6. yüzyılda, yani Malazgirt savaşından 5 asır önce, “Avar Türkleri Karadağ bölgesinde Tivar isminde bir şehir kurmuş. İpek isminde bir şehir öteden beri “İpek Yolu”nun kilit noktalarından biridir. İpek kentinden sonraki karayolu Prizren’den geçerek Elez Han vadisine ulaştıktan sonra Üsküp şehrine varır. Üsküp önemli bir kavşaktır.
İlk Türk Avar, Türk Peçenek, Türk Kuman ve diğer boylar Karadeniz’in Kuzey kısmından göç ederek Romanya ve Bulgaristan’ı aşarak Balkanlara yerleşmişler. XIV. yüzyılda Osmanlı fethinden sonra eski Türk boylarının mensupları Osmanlı’nın ana unsuru olan Oğuz Türkleriyle birleşmiş, kaynaşmışlardır.
Belgeler göstermektedir ki Türkler, Osmanlı döneminden önce Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan’da yaşamakta ve bu toprakların sahibi bulunmaktaydılar. Türk asıllı eski Bulgarların, eski Makedonyalıların bir kısmı Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyeti döneminde Müslüman olmuşlar, bir kısmı da Ortodoks Hıristiyan olarak kalmışlardır.
Zamanla Avar, Bulgar, Peçenek, Oğuz, Kuman ve diğer Türk kavimlerin Slav kızları ile evlilikleri ve karşılıklı kültür etkileşimleri Türk kökenli boyların bir kısmının erimesine yol açmıştır.”
Yüzyıllar boyunca Türkler, Arnavutlar, Makedonlar, Bulgarlar, Sırplar vb. arasında etkileşme son derece gelişmiş ve çok boyutludur. Nasıl olmasın ki; Osmanlı döneminde buraların fethi İstanbul’dan önce gerçekleşti.
Türkler Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova’da 539 yıl, Bulgaristan’da 545 yıl hâkim oldu.
İşte bu köklü Türk yurdu mikro-milliyetçilik yüzünden bugün paramparça…
**************************
Yugoslavya’dan Ders Çıkaralım
Sancılı bir ayrışmanın yaşandığı eski Yugoslavya coğrafyasını gezenler/ gezecekler bir de bu gözle etrafa baksınlar. Türkiye’ye bugün yaşatılmak istenen bölünme sancısının bedellerini düşünsünler isterim.
Hırvat topçuları tarafından yıkılan, Osmanlı’nın 1566’da inşa ettiği Mostar Köprüsü yenilenmiş, diğer tarihi binalardan zarar görenler restore edilmiştir. Ancak soykırımın ruhlarda bıraktığı derin acılar silinmiş olabilir mi? Saraybosna’da bazı binalarda özellikle muhafaza edilmiş kurşun ve bomba izlerinden daha derin olan ruhlardaki yaralar silinemez.
Sırbistan’da, Belgrad’da çok azı kalan Osmanlı eserlerinden Taşmeydan, Kalemeydan, Bayraklı Camii gibi yaşayan izler bizi heyecanlandırır. Bosna– Hersek’te Saraybosna özellikle Başçarşı ve çevresinde, Mostar Köprüsü ve çarşısı ile Sarı Saltuk Tekkesi (Blagay Tekkesi) bizleri Türkiye’de gibi hissettirir.
Saraybosna’da Aliya İzzetbegoviç’in ve binlerce şehidin mezarını ziyaret ederken dört tarafımızdan minarelerden ezan dinlemek ruhlarımızı ürpertir.
Ohrid’de tarihi çarşı ve daracık sokakları olan eski mahalleleri de Türkiye’nin bir parçası gibidir. Ohrid Gölü muhteşem manzarasını tarihsel geçmişini düşünerek izlemekten büyülenirsiniz.
Yakın gelecekte çocuklarımız/ torunlarımız “bölünmüş Türkiye’nin” pasaportla girebildikleri bölümlerinde eski izleri aramak zorunda kalacak olursa bunun vebali hepimizin olacaktır.


