Yavuz Bülent Bakiler’e

57

Değerli yazarımız şairimiz çok sevdiğim ağabeyim Yavuz Bülent Bakiler beyefendinin 23 ve 24 Haziran 2012’de yayınlanmış MEB Ömer Dinçer’in Yanlış Kararı: yazılarını hiç değiştirmeden yayınlıyorum. Allah kendisinden razı olsun. Böyle güçlü cesur bilgili yazarlara Türk Milletinin sahip çıkması lazımdır.

Milli Eğitim Bakanımız sayın Ömer Dinçer, Arif Nihat Asya’nın o meşhur BAYRAK şiirinin, okul kitaplarımızda ve dergilerimizde yer almasını yasaklamış. Sebep olarak da şiirin ikinci kıt’asını göstermiş. O kıt’a şöyle:
“Sana benim gözümle bakmayanın/Mezarını kazacağım/Seni selâmlamadan uçan kuşun/Yuvasını bozacağım!”
Sayın bakanın iddiasına göre: “Bu kıt’ada şiddet varmış. İnsan ve hayvan sevgisi yokmuş. Bayrağımızı selâmlamadan uçan bir kuşun yuvasını bozmak doğru olur muymuş?”
Doğrusu, ben bu açıklamayı bazı gazetelerden okuduğumda, kat’iyyen inanmamıştım. Bizim bir bakanımız kat’iyyen böyle bir gerekçe ile konuşmaz, konuşamaz demiştim. Bakandan bir tekzip geleceğini sanmıştım. Çünkü Ömer Dinçer, kabinede benim güvendiğim kişilerden biriydi. Sonunda, güvendiğim dağlara kar yağdığını gördüm. Şimdi ben bu yazıyı, misilsiz bir üzüntüyle yazıyorum. Çünkü samimiyetle inanıyorum ki, Ömer Dinçer, bu yanlış kararıyla devletimize, milletimize, ordumuza, şehitlerimize ters düşmektedir. Dolayısiyle kendisini de inkâr etmektedir.

Arif Nihat Asya, Anadolu toprakları üzerinde hür yaşamak için, bayrağımızın vatan ufkumuzu süslemesini şart biliyor. Çünkü bayrak, alelâde bir bez parçası değildir. O bizim vatan bütünlüğümüzün, istikbalimizin, hürriyetimizin ve bütün mukaddeslerimizin bir sembolüdür. Yurt içinde veya yurt dışında, herkesin ve her kuruluşun bayrağımıza bizim gözümüzle, yani saygıyla ve sevgiyle bakması lazımdır. Bayrağımıza düşman olanlar, bizim varlığımıza da, istiklâlimize de, vatan bütünlüğümüze de düşmandırlar.

Bu bakımdan, bütün medeni milletler, bütün güçlü devletler, bütün haysiyetli ordular… devletlerine, milletlerine, ordularına, bayraklarına… düşmanlık duyan toplulukların, milletlerin terör teşkilatlarının üzerine bir deste çiçekle gitmezler. Onları yok etmek için her türlü çareye başvururlar. Bu bakımdan Arif Nihat ASYA’nın, bayrağımıza; “Sana benim gözümle bakmayanın/Mezarını kazacağım…” diye hitap etmesi, milletimizin devletimizin, ordumuzun ortak kararıdır.

İşte PKK militanları da bizim bayrağımıza, bizim gözümüzle bakmadıkları ve zaman zaman, azgın boğalar gibi bayrağımıza da saldırdıkları için onların mezarını kazmıyor muyuz? Ömer Dinçer bu tavrımızdan ve BAYRAK şiirinden şikâyetçi ise, bu hükümette niçin bir bakan olarak vazifededir? BAYRAK şiirindeki; “Seni selâmlamadan uçan kuşun/Yuvasını bozacağım” mısralarından kuş düşmanlığı çıkaranlar, vehim içindedirler.
Bayrak şiiri, 1940 yılında yazıldı. Demek biz 72 yıldan beri BAYRAK şiirini okuyoruz. 72 yıldan beri, vatan topraklarımızda dalgalanan on binlerce, yüz binlerce bayrağımızın üzerinden belki 70 milyon kuş uçtu. Bu süre içinde acaba hangi ahmak adam “Şu kuş bayrağımızı selamlamadan uçup gitti” diyerek o kuşun yuvasını bozdu? Bu mümkün olabilir mi? Acaba 72 yıldan beri, Ömer Dinçer’i haklı çıkaracak bir tek kuş yuvası bozuldu mu?

Arif Nihat, şairane bir üslupla, kuşların bile bayrağımıza saygılı olmasını istiyor. İyi ki Ömer Dinçer, “Sevgililerine yıldızlardan taç yapmak isteyen şairlerimizi zırdeli gerekçesiyle” tutup tımarhanelere attırmıyor. Ne günlere kaldık ya Rabbim! Oturup hüngür hüngür ağlayacak zamandayız!

H. de Balzac’ın çok kısa çok doğru bir millet tarifi var. Diyor ki: “Millet, edebiyatı olan topluluktur…”

Necip Fazıl Kısakürek de benzer bir iddiadadır: “Bir milletin edebiyatı yoksa, o millet yok demektir!..”
Edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa, edebiyat olmaz. Edebiyat olmazsa millet olmaz!
Millet hayatında, bütün müspet ilimlerin de çok önemli bir yeri var. Ama müspet ilimlerin ahlâkî endişeleri veya görevleri yok. Fizik ilmi, suyun sıfır derecede donduğunu yüz derecede kaynadığını tespit etmiş. Kimya ilmine göre su, iki hidrojen bir oksijen molekülünden meydana geliyor. Bunları bilmek, bize bayrağımızı, milletimizi, vatanımızı sevdirir mi? Bizi fakirlere yardım etmeye, dürüst olmaya kötülüklerden uzak kalmaya çağırır mı? Bir gurbet ve hasret bir aşk, bir kahramanlık, bir vatan…şiiri veya nesri okuduğumuz zaman, duyduğumuz heyecanı, sevinci, coşkunluğu bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece ettiğini öğrendiğimizde duymayız.

Bunun içindir ki, büyük devletler, çocuklarını önce zengin bir dille eğitirler; sonra onları zengin bir edebiyatla yetiştirirler. Dillerini ve edebiyatlarını durmadan budayan, tasfiye eden milletler, geri kalmaya mahkûmdurlar. Mesela İngiltere devleti, öğrencilerine 1616 yılında ölen Shakespeare’in (Şekspir) İngilizcesini öğreterek yetiştiriyor. Şekspir İngilizcesini, bilmeyen bir İngiliz, aydın sayılmıyor. Türkiye’mizde ise, her nesil, bırakın 390 yıl, 90 yıl önce yazılan bir eseri, kendisinden önceki neslin elinden çıkan bir eseri bile okuyup anlayamıyor ve bu geriliği, “İlericilik” sanıyor.
Türkiye Batıdan niçin geri? Çünkü Batıdaki gibi zengin bir dilimiz ve edebiyatımız yok. Acı ama gerçek, Türkiye’mizde edebiyat 70 yıldan beri solcularımızın tekelinde. Türkiye’mizde Türkçe, kendilerine ilerici diyen kimseler tarafından budanıyor. Bizim solcularımız, çağımızın yüz yıl gerisinde kalan katı ve kaba hayalperestlerdir. Kendilerinden başka kimseye tahammülleri yoktur. Devletimizin ve basınımızın önemli noktalarını ellerine geçirmişlerdir. Kapılarını solcu olmayanlara karşı sımsıkı kapamışlardır.

Mesela ben, 1964-1968 yılları arasında Ankara Radyosunda çalıştım. Solcu olmadığım için beni program yapmaktan uzaklaştırdılar ve bana iki yıl, sadece “radyoya gelen dinleyici mektuplarını açmak, dörde katlanmış istek-soru kağıtlarını tek sayfa haline getirip üst üste koymak” vazifesini verdiler. Ben bu çok zor, bu çok zahmetli, bu çok ağır vazifenin zaman zaman dışına çıkarak ilgililere arz ettim ki: “Arif Nihat Asya, Cumhuriyet devrimizin en önemli şair ve yazarlarındandır. Arif Nihat bugün var; yarın yoktur. Yarınki, nesiller için onun sesini ve görüntülerini alıp Radyo arşivinde saklayalım…” Arif Nihat gibi başka isimleri de saydım. Teklifimi kat’iyyen kabul etmediler. Bugün bizim radyolarımızda ve televizyonlarımızda ona ait tek görüntü ve ses kaydı yoktur. Neden? Arif Nihat solcu olmadığı için.
Ankara Televizyonu, Cumhuriyetimizin 50. kuruluş yıl dönümünde Cumhuriyet Devri Türk Şiiri başlığıyla dört ayrı program yayımladı. Ama Arif Nihat ASYA’nın bir kerecik olsun isminden bile bahsetmediler. Ben Türk şiirini ve Türk nesrini bilen herkesin huzurunda iddia ediyorum: Arif Nihat ASYA’nın nesri, Nâzım Hikmet’in nesrinden yıldızlı onlarla çok daha kuvvetlidir ve Onun şiiri Nâzım’ın şiirinden kat’iyyen geri değildir. Ama Nâzım Hikmet her vesileyle göklere çıkarıldığı halde Arif Nihat’tan hiç bahsedilmemektedir.

Dün solcular, hazırladıkları antolojilere onun BAYRAK şiirini kat’iyyen almadılar. Çünkü Arif Nihat’ın o güzelim şiiri, bizim Ay Yıldızlı bayrağımız için yazılmıştır. Solcularımızın 1 Mayıslarda ve diğer nümayişlerde, gururla, korkusuzca aşkla taşıdıkları bayraklar ise, orak-çekiçli Moskova bayraklarıdır. Arif Nihat’ın BAYRAK şiirine de Türkiyeli solcular ambargo koymuşlardır. Bugün de onu, MEB Ömer Dinçer yasaklıyor! Siz de dizinize vurarak hayıflanmaz mısınız?